TÜRSAB’ın bazı dijital turizm platformlarına açtığı dava ülke gündemine oturunca ‘Dünya Ekonomik Forumunun’ 2024 yılında yayınladığı ‘Seyahat ve Turizm Gelişmişlik Endeksi Raporu’ aklıma geldi.

Dünyanın saygın turizm kuruluşlarından alınan verilerle hazırlanmış rapor, 118 ülkeyle birlikte Türk turizm sektörünün olumlu ve olumsuz yönlerini çok kapsamlı bir şekilde ele almıştı.

Raporda eksik kaldığımız yönlerden biri de turizmden elde edilen gelirlerin adaletli bir şekilde dağıtılmasının sağlanamadığı yönündeydi.

Bu saptama bile TÜRSAB’ın açtığı davanın ne kadar haklı olduğunu doğrular nitelikte.

Turizmdeki başarılarınızı istediğiniz kadar anlatın, eşit koşullarda rekabet sağlayamazsanız eğer sektörü kaosa sokarsınız.

Turizmin ülke gelişiminin ve refahının itici gücü olması isteniyorsa eğer, ekonomik, sosyal ve diğer alanlarda adalet sağlanmalıdır.

Haksız rekabet, tekelcilik gibi sektörün gelişimini etkileyen faktörleri önleyecek tedbirler alınmalıdır.

*

Turizmdeki rekabetin adaletli bir şekilde yürütülmesi hem sektörün hem de tüketicinin lehine olacaktır.

Bu konuda çaba göstermek sadece TÜRSAB’ın değil aynı zamanda diğer paydaşların da önceliği olmalıdır.

Ayrıca, TÜRSAB’la gündeme gelen dava konusu sadece bize özgü değil, benzer tedbirler birçok ülkede alınmaktadır.

İlgili ülkelerin rekabet kurumları ve mahkemeleri tüketici aleyhine oluşan unsurlara derhal müdahale ederken aynı şeyler neden Türkiye’de olmasın?

Söz konusu turizmse eğer oluşan çarpıklıkları ortadan kaldırma işini ilgili bakanlık yapmalıdır.

Kurumları harekete geçirerek turizm piyasasını tekelcilik, haksız rekabet gibi anlayışlardan kurtarmalıdır.

*

Bir kere yerliye farklı yabancıya farklı fiyat tarifelerini bir tarafa bırakılmalıdır.

Bu fiyat tarifelerindeki farklılıklar sadece tüketiciye yönelik değil, aynı zamanda küçük ve orta ölçekli yerli firmalara da uygulanmaktadır.

Otel odalarının yerli-yabancı belli başlı büyük gruplara “tek yetkililik” adı altında pazarlaması da başka bir haksız rekabet!

Seyahat acentalarının finansman sağlayan kuruluşlar gibi görülmesi de!

Oteller, daha fazla paraya ulaşma açgözlülüğünü dindiremediği sürece pazardaki tekelleşme daha geniş boyutlara ulaşacaktır.

Güçlü finansman yapılarıyla otellerin gözünü kamaştıran global turizm firmaları yüzünden satacak tesis bulamayan küçük ve orta ölçekli işletmeler hızla kapanmaktadır.

Turizm pazarını dengeleyen aktörler olarak görülen bu tür firmaların yavaş yavaş yok olması global firmaların işine yarayacaktır.

Oteller de onların STK’ları da üzerlerine gelmekte olan vahametin farkında bile değiller.

Avrupa’daki otellerin Booking.com’a açtığı davadan da ders çıkarmıyorlar.

*

Yeni nesil turizmciler 90’lı yılları bilmezler!

O zamanın büyük tur operatörleri ülkemizdeki turizm pazarında tekeldiler.

Faaliyet gösterdiği ülke hükümetlerinin Türkiye’ye yönelik siyasi stratejilerine göre hareket ederlerdi.

Sudan sebeplerle bir gecede uçakların rotalarının başka ülkelere yönlendirir, otellerimiz boş kalırdı.

Öger, Kayı Tur gibi yerli firmalarımız boy göstermeye başlayınca tekelcilerin düzeni bozulmuş, turizm sektörümüz nefes almıştı.

Bugünlerde tarih yine tekerrür etmeye başladı, sürecin başka versiyonlarını yaşamaya başladık.

Otelleri turistlere tek yetkili pazarlayan acentalar, avantajlı fiyatlar, pahalı tatil paketleri, yüksek kârlar...

‘En fazla ön ödeme yapanlar tüm odaları alıp satsın’ modeli yani!

Kangrene dönüşen bu model sayesinde turizm sektörü belli başlı firmaların tekeline girmeye başladı.

Şimdilerde tüketicilerin ve küçük ölçekli acentaların aleyhinde gözüken tekelci anlayış yakın gelecekte otellerin de aleyhine işlemeye başlayacaktır.

*

Ülkemizde faaliyette bulunan yabancı dijital platformlara karşı bakış açılarını işlerine geldiği gibi değerlendiren konaklama STK’ları var.

Daha düne kadar, günlük daire kiralama işi yapan Airbnb gibi firmaların müşterilerini ellerinden alacağı endişesiyle bakanlıktan tedbir almasını istiyorlardı.

Bugün aynı kişiler turizmdeki dijitalleşmenin tehdit yerine fırsat olarak görülmesini istiyorlar, dava açtığı için de TÜRSAB’ı eleştiriyorlar hatta bakan beye şikâyet ediyorlar.

Devlete ve tüketiciye karşı her türlü yasal sorumluluğu alarak çalışan binlerce Seyahat Acentamız var.

Hiçbiri de dijitalleşmeye karşı değil!

Ancak, elini kolunu sallayarak bu ülkede ticaret yapan yurtdışı merkezli firmaları hoş görmeleri de mümkün değildir.

Dijital seyahat portallarının yurtdışında yaşayan bir tüketiciye Türkiye’deki bir ürünü satmasına hiç kimse itiraz etmiyor.

Türkiye’de yaşayan bir tüketiciye yurtdışındaki bir hizmeti satmaları da sorun değil!

Ama Türkiye’deki bir ürünü Türkiye’de yaşayan birine hiçbir yasal yükümlülüğü olmadan satması sorundur.

Öte yandan, hepimizin birer tüketici olarak potansiyel mağdurlarız.

Bu firmaların temsilcilik açmadan faaliyet yürütmeleri tüketicilerin hak mağduriyetleri konusunda da ciddi boşluklar yaratacaktır.

Haliyle Türkiye’de ticaret yapanlara burada temsilcilik bulundurması gerektiğini hatırlatmanın neresi yanlış?

*

Sahadan gelen biri olarak turizmde yaşananları ele aldığımızda burada okuduklarınızdan daha fazlası olduğunu söyleyebilirim.

Ancak burada yazılanlar bile sektördeki haksız rekabetin boyutlarını ortaya seriyor.

Nihayetinde Türk turizm sektörü hızla tekelleşiyor.

TÜRSAB’da bu hukuksuzluklara itiraz ederek önemli adımlar atıyor.

Özetlemek gerekirse;

Turizm pazarındaki haksız rekabeti önlemek,

Pazardaki tekelleşmenin belli başlı firmaların kontrolüne geçmesini engellemek,

Ülkemizdeki mal ve hizmetlerden üretilen finansal kaynakların yurtiçinde kalmasını sağlamak,

Vergi kayıplarının önüne geçmek,

Vatandaşlarımızın tüketici haklarını garanti altına almak,

Dava açmak için bu kadar gerekçe yetmez mi?

TÜRSAB’ın yabancı merkezli bazı dijital seyahat platformlarına açtığı davayı biraz da bu gözle bakmak gerekir.