Mayıs ayının en anlamlı günlerinden biri hiç kuşkusuz Anneler Günü’dür. Ben de bugün, iki evlat annesi olarak kalbimde tarif edilmesi güç duygular taşıyorum. Anne olmak; yalnızca bir çocuk dünyaya getirmek değil, aynı zamanda topluma faydalı bireyler yetiştirmek, sevgiyi, dürüstlüğü, merhameti ve vicdanı çocukların yüreğine işleyebilmektir. Hayatın güzelliklerini görebilen, doğaya saygılı, insanı ve hayvanı seven evlatlar yetiştirmek, bir annenin en büyük gururudur.

Ancak bazı anneler vardır ki, sadece çocuklarını büyütmez; bir nesli şekillendirir, hayatın yükünü omuzlarında taşırken sevgiyi eksiltmeden çoğaltır. İşte benim annem de böyle bir kadındır.

Her şey 1971 yılında başladı. Askerden yeni dönmüş, uzun boylu, yeşil gözlü, yakışıklı bir delikanlı olan babamın yolu karşı köye düştü ve annemle tanıştı. Böylece, bizim hikayemiz başladı.

Yağmurlu bir 20 Nisan günü evlendiler. Babam muhtarlık yaptı, ardından devlet memurluğuna geçti. Annem ise, doğduğu topraklardan uzakta, hiç bilmediği bir kültürün içine, İzmir’e geldi.

Orada altı çocuk dünyaya getirdi.

Altı çocuk… Altı ayrı umut… Altı ayrı hayat… Hiç bir tanıdığı ve akrabası olmadan.... Bizimle oyunlar oynardı ta ki babam işten dönene dek.

Ve o çocukların her biri, annemin emeğiyle büyüdü. Bizi üzgün gördügünde halaya kaldıran, geceleri masallarda farklı dünyalara daldıran, kendi çocukluğundan güzel ve farklı örnekler veren kadın...

O yılların İzmir’i bugünkü gibi değildi. Mahalle çeşmelerinden omuzluklarla su taşınırdı. Annem, çamaşırları ocakta kaynatarak yıkardı. Bir tek gün bile çocuklarını aç ya da ütüsüz okula göndermedi. Kış sabahlarında, biz merdivenlerden kaymayalım diye gün doğmadan buzları temizlerdi. Sabahın altısında kalktı, geceleri babam nöbetteyken sabaha kadar üzerimizi örttü. Üç katlı ev inşa etti. Yatılı misafimiz hiç eksik olmadı.

Tek başına altı çocuğu büyüttü.

Yetmedi…

Kendi kendine okuma yazma öğrendi.

Bize okuma yazmayı öğretti.

İmam kızı olmanın verdiği inançla, Kur’an okumayı da öğretti.

Bayramlarda sabaha kadar dikiş dikerek bize yeni kıyafetler hazırladı. Babam çoğu özel günde görevde olurdu ama annem onun yokluğunu bize hiç hissettirmezdi. Çünkü o, bir annenin kalbinin ne kadar geniş olabileceğinin yaşayan örneğiydi.

Yıllar geçti. Hayat ona her zaman adil davranmadı. Yüreğinden öpülmedi. Eşinin sevgisi azaldı. Sonuç bir valiz ile ödüllendirildi. Fakat annem bir an olsun geri adım atmadı. Evlatlarının başından hiç ayrılmadı. Bizi okuttu, üniversite mezunu yaptı, meslek sahibi olmamızı sağladı. Ardından bizi evlendirdi. Sonra torunlarına kanat gerdi; onları okula götürdü, dersleriyle ilgilendi, başarılarına başarı kattı.

O, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, sabahlara kadar başucumuzda nöbet tutan, gözyaşlarımızı kendi yüreğinde saklayan bir kadındı.

Benim annem…

Benim en yakın arkadaşım…

Aramızda bu kadar yaş farkı olmasına rağmen, hayatım boyunca en çok ona sığındım.

Bugün ben de bir anne olarak onun fedakârlığını daha iyi anlıyorum. Anne olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha derinden hissediyorum. Ve şimdi biliyorum ki, annelik; sessizce verilen en büyük emektir.

Anna Jarvis, 1908 yılında annesinin anısına bir gün başlattı. O gün 1914’te Amerika Birleşik Devletleri'nde resmiyet kazandı; Türkiye’de ise 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Ancak bazı annelerin değeri, tek bir güne sığmayacak kadar büyüktür.

Sevgili annem…

Bize sadece yaşam vermedin; yaşamın anlamını öğrettin.

Bize yalnızca bakmadın; bizi hayata hazırladın.

Yorulmadan, şikâyet etmeden, karşılık beklemeden sevdin.

Senin özverin, insanlığın, sabrın ve anneliğin karşısında saygıyla eğiliyorum.

İyi ki bizim annemiz oldun.

İyi ki varsın.

Ve bil ki, seninle gurur duyuyorum. Her şey için sonsuz teşekkürler anne. Seni seviyorum.