Kayıp ve adli süreçleri açısından ülkemizde en çok konuşulan olaylardan biri olarak hafızalarda yer eden vakalardan biri…

Bazı isimler vardır; duyduğunuz anda içinizde bir sızı bırakır. Kelime anlamı “gül bahçesi”, “güllük”, “güllerin diyarı”… Binbir emekle büyütülmüş, doğduğu topraklardan hayalindeki mesleği icra etmek için yollara düşen; belki kaç gece uykusuz kalarak eğiteceği çocuklar için düşler kuran, lakin ışığını yayamadan hayalleri yarım kalan bir çocuk…

5 Ocak 2020 günü, Munzur Üniversitesi öğrencisi olarak Tunceli’de kayboldu. 2298 gündür… Nerede? Kiminle? Aç mı, susuz mu? Nasıl? Ailesinden uzakta, bir belirsizliğin içinde… Nerede?

Gülistan da artık bu ülkenin vicdanında bir sızıya dönüşen isimlerden biri.

Bir annenin evladını bekleyişi kadar ağır bir duygu var mıdır bu hayatta? Kapının her çalınışında kalbi hızla atan, telefona gelen her seste umutlanan bir anne düşünün… Yıllar geçse de umudunu kaybetmeyen, “Belki bugün gelir” diye gözünü yoldan ayırmayan bir anne, abla, baba…

Gülistan bir öğrenciydi. Hayalleri vardı. Belki mezun olacak, çocuklara umut olacaktı. Belki bir gün kendi yuvasını kuracak, annesinin dizinin dibinde torunlarını büyütecekti. Belki de yetiştireceği öğrenciler bu ülkede pilot, öğretmen, hekim, hâkim, savcı; iyi bir baba, iyi bir anne olacaklardı… Daha neler neler…

Bu karanlıkta başka bir ışık oldu; dev yürekli Başsavcı Ebru Cansu… Adı gibi, can suyu olup yüreklere dokundu. Akıbeti öğrenilmeliydi. Ne de olsa o da bir anneydi. Didindi, çalıştı, araştırdı ve düğmeye bastı. Unutulmaya yüz tutmuş ya da unutturulmaya çalışılan bu faili meçhul olayın üzerine gidildi. Umuyorum ki en kısa sürede sonuçlanacak.

Ama şimdi geriye sadece sorular kaldı…

Cevapsız, ağır ve insanın yüreğine çöken sorular…

Bu ülkede kaybolan sadece bir genç kız değil, aynı zamanda güven duygusudur. Bir annenin yüreğinde açılan boşluk, yıllar geçse de dolmuyor. Bir babanın suskunluğu, kardeşlerin içindeki sessiz çığlıklar her geçen gün biraz daha büyüyor.

Bir toplumun vicdanı, kaybolan bir evladın akıbeti öğrenilmeden rahat etmemelidir. Çünkü bugün Gülistan için susarsak, yarın başka bir Fatma’nın, Ayşe’nin, Funda’nın annesinin gözyaşına ortak olmak zorunda kalabiliriz. Adalet mülkün temeli değil midir? Bir gün herkese lazım olmayacak mıdır?

Gülistan artık sadece bir isim değil…

Bir bekleyiştir.

Bir umut arayışıdır.

Ve en çok da bir annenin hiç dinmeyen duasıdır.

Dileriz ki bir gün bu bekleyiş sona ersin.

2026 yılında Adalet Bakanlığı, toplumda vicdanı yaralayan bazı çocuk ve kadın dosyaları için özel bir ekip kurulduğunu açıkladı. Bu kapsamda özellikle şu dosyaların yeniden incelendiği belirtildi:

Gülistan Doku

Rabia Naz Vatan

Rojin Kabaiş

Amaç, faili meçhul kalan olayların yeniden araştırılması olarak açıklandı. Bir annenin yüreğine su serpilsin…

Ve bu ülkenin vicdanı, kaybolan bir evladın bulunmasıyla biraz olsun rahatlasın.