CHP TARİHİNDE ÇATIŞMALAR UZLAŞMAYLA SONUÇLANDI
CHP’nin tarihi boyunca hep iç çelişkileri olmuştur…
1960’lı yıllarda İnönü’nün ortanın solu çizgisindeyiz demesiyle birlikte partinin güçlü isimlerinden muhafazakâr çizgideki “Turan Feyzioğlu” ile İnönü arasında gerilim başlamış büyük çatışmalar yaşanmış, sonuçta Feyzioğlu CHP’den ayrılmıştı.
Bu siyasi çatışmayı partinin güçlü Genel Sekreteri “Kasım Gülek” sürdürmüş ama o da partiden ayrılmıştı.
Feyzioğlu ve Gülek “Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni” kurmuşlar ama ilk seçimde sandığa gömülmüşlerdi.
1970’li yıllarda İsmet İnönü ile Ecevit arasında 12 Mart rejimine verilen destek nedeniyle siyasi çatışma başlamış, Kurultayda Ecevit, İnönü’nün 35 yıllık genel başkanlığına son vermişti.
70’li yılların sonuna doğru CHP’nin “sol kanadı” Ecevit ile izlenen politikalar nedeniyle karşı karşıya gelinmiş, özellikle bu kanadın öncülüğünü yapan “Deniz Baykal” ile Ecevit arasında ciddi gerilimler ve siyasi tartışmalar yaşanmıştı.
1980’nin sonu ve 1990’ların başlarında bu kez Genel Başkan “Erdal İnönü ile Genel Sekreter Deniz Baykal” arasında başta Kürt Meselesi olmak üzere birçok konuda siyasi çatışmalar yaşandı, Baykal delegelerden imza toplayarak üç kez olağanüstü Kurultay toplamasına rağmen her seferinde Erdal İnönü’ye karşı Kurultayı kaybetmişti.
Erdal İnönü’nün kendi isteği ile Genel Başkanlıktan çekilmesi üzerine aralarında ciddi siyasi farklılıkları olan “Aydın Güven Gürkan ve Murat Karayalçın” genel başkanlığa aday olmuşlar ve Karayalçın genel başkan seçilmişti.
1999 seçiminde CHP barajı aşamayınca Deniz Baykal genel başkanlığı bırakmış ve yerine toplanan Kurultayda “Altan Öymen” genel başkan olmuştu.
8 ay sonra toplanan Olağanüstü Kurultayda Baykal yeniden genel başkanlığa aday olmuş, Öymen gönül rızası ile genel başkanlıktan çekilerek aday olmamıştı…
Bu arada Deniz Baykal’a karşı “Mustafa Sarıgül ve Ertuğrul Günay” Kurultaylarda aday olmuşlar ancak Baykal’ı yenememişlerdi…
Kısaca ve kaba hatlarıyla anlatmaya çalıştığım CHP tarihindeki bu çatışmaların iki temel özelliği vardır.
Yapılan bu mücadeleler ya “siyasidir ya da lider olmak” isteyenlerin parti içi mücadelesidir.
Ve bütün bu çatışmalara, gerilimlere rağmen Kurultaylar sonrası kazananla kaybedenler birlikte liderin başbakan olması, partinin iktidara taşınması için el birliği ile çalışmışlar ne paralel genel merkez oluşturmuşlar ne de sokağa çıkıp meşru genel başkanlarını yerden yere vurup hakaret etmişlerdir…
Genel başkanlarına siyaseten karşı olsalar da asla saygıda kusur etmemişler ve hatta saygısızlık yapanlara hadlerini bildirmişler, bırakın hakaret etmeyi, küfretmeyi, bunun imasına bile izin vermemişlerdir.

Ve geliyoruz 2010-2023 arası yıllara…
Baykal’ın genel başkanlıktan çekilmesi ile “Kemal Kılıçdaroğlu” genel başkanlığa seçildi.
Kılıçdaroğlu’nun bu 13 yıllık genel başkanlığı, siyasi performansı ile “başarılı bir dönemdir…”
İktidarın yolsuzluklarını belgeleriyle ortaya koyması, hukuksuzluklara karşı güçlü itirazlarını yapması ve bunu eylemleştirmesi, CHP’yi merkeze koyarak muhalefeti toparlaması partiyi iktidara taşıyacak bir heyecan dalgası yaratmıştı…
Ve artık 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi ile CHP’yi iktidara taşıyacaktı…
Ancak kimi global sermayenin ve onların yönetimindeki bazı gizli servislerin “Türkiye ile ilgili başka planları” vardı…
Kılıçdaroğlu’nun bu planlamalarda yeri yoktu çünkü Kılıçdaroğlu bu planları engellerdi…
HARİCİ BEDHAH KİMDİR…
Kılıçdaroğlu ve birleşik muhalefetin cumhurbaşkanlığının kazanılması durumunda iki öncelikleri vardı ve bunu da kamuoyuna açıklamışlardı.
Hatırlayalım;
Birisi, yurtdışına çıkarılan 422 milyar dolarla Merkez Bankasının bir gecede buharlaşan 128 milyar dolarını ortaya çıkartmak, yeniden hazineye kazandırmak ve müsebbiplerinden hesap sormak…
İkincisi ise “Türkiye’ye zorla dayatılan başkanlık sistemine son vererek parlamenter sisteme geri dönmek…”
Birincisi “içeridekileri” ikincisi ise “dışarıdakileri” hoplattı…
Aman Tanrım, bu kabul edilemez dediler…
Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanması demek, Türkiye projelerini ve bu projenin kilit ismi “harici bedhahının” yolu kesilecekti…
Ama ölçümler de Kılıçdaroğlu’nun farklı bir şekilde seçileceğini gösteriyordu…
Tek seçenek vardı, “Kılıçdaroğlu’na ne olursa olsun seçimi kaybettirmek”
Türkiye için gelecek projeleri hazırlayan global sermaye ve gizli servisler hemen harekete geçtiler…
“Harici bedhah” öncülüğünde Kemal Beyin seçim çalışmasını yapacak olan merkez kadrolara birtakım çıkarlar karşılığında kancalar atıldı.
Zoom toplantılarıyla Kılıçdaroğlu’nun kuyusu kazıldı…
Seçim kaybı için ne gerekiyorsa yapıldı…
Ve başardılar…
Ancak bu başarılarının(!) birinci kısmıydı, şimdi sırada ikici hamleleri vardı…
O da hançerleyerek başarısızlaştırdıkları Kemal Beyi CHP’nin başından uzaklaştırmak…
Böylece harici bedhahın cumhurbaşkanlığına giden yol temizlenmiş olacaktı…
Seçim kaybının yarattığı moral bozukluğu içinde “değişim, kazanacak aday” söylemleri ile CHP’yi kurultaya zorladılar ve kaçınılmaz baskılar sonunda meşhur 38. Kurultay yapıldı.
Kılıçdaroğlu, seçimi kaybetse de 13 yıllık mücadelesindeki samimiyeti, düzgün duruşu, adaletli ve hakkaniyetli tavırlarıyla CHP tabanında ciddi bir karşılığı olduğundan örgütlerin yine destekleyeceği açıktı.
İşte bu noktada mahkemece de tespiti yapılan kurultay delegeleri ile ilgili birtakım çıkar ilişkilerine girildi.
“Kemal Beyi desteklemesi muhtemel olan delegeler ayartıldı” ve sonuçta İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığının önündeki engelleri kaldıracak uygun bir aparat olan “Özgür Özel” genel başkanlığa seçtirildi.
2023 Kasım Kurultayından sonra “Mutlak Butlan” kararı çıkana kadar geçen arada neler yaşandığını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, herkes tanık oldu yaşananlara…
CHP’li belediyelerde yaşanan rüşvet, yağma, ihaleye fesat karıştırma, irtikap, uçaklarda/otellerde, özel konutlarda yapılan seks alemleri gırla gitti.
Sağcı yazar “Rauf Tamer’in” dediği gibi Türkiye’de ahlakın, vicdanın koruyucusu ve sesi olan CHP, ahlaksızlıkla, hırsızlıkla, rüşvet ve seks skandallarıyla anılan parti oldu…
Kamuoyu desteği için bu dönemde yapılan yüzün üzerindeki mitinglerde asıl tema, yolsuzluk iddiasıyla tutuklanan İmamoğlu’nu serbest bıraktırma baskısına dönüştü.
Ve süreç artık tıkandı…
İçinde “değişimcilerin” de olduğu bir grup CHP kurultay delegesinin 38. Kurultayda delege iradesinin sakatlandığı iddiasıyla açtığı dava mutlak butlan ile sonuçlandı, Özgür Özel ve ekibi görevden uzaklaştırıldı, Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkanlığa getirildi.
Ve CHP tarihinde yaşanmamış, samimi CHP’lileri de şaşkınlığa uğratan olaylar zinciri başladı.
AYRI BİR PARTİ KAÇINILMAZ
Yazımın başında 1960’dan itibaren 2026 mutlak butlan kararına gelene kadar CHP içinde yaşanan liderlik ve siyasi mücadeleleri anlattım…
Bu süreçte karşı karşıya gelen gruplar ve öncüleri arasında çok sert tartışmalar hatta ağır sözler söylenmesine rağmen aralarında asla “küfürleşme, hakaret” ve kastını aşan sözler söylenmemiştir…
Kıyasıya mücadeleler olmuş ancak asla kırcı, incitici tavırlarda olmamışlardır.
Hiçbir zaman asaletli bir duruştan asla ödün vermemişlerdir.
Hele partinin kurumsal kimliğine zarar verecek hiçbir söylemde ve eylemde bulunmamışlardır…
Kurultay öncesi kıyasıya yarışan ve mücadele eden siyasiler kurultay sonrası karşılıklı saygılarını korumuşlardır.
Ecevit, Kurultayı kazandıktan sonra ceketini ilikleyerek İsmet İnönü’nün yanına gidip saygılarını sunmuş,
Baykal, Erdal İnönü’ye karşı kurultayı kaybettiğinde yanına gidip kutlamış ve saygılarını sunmuş,
Ertuğrul Günay, seçimi kaybettikten sonra Baykal’ı kutlayıp saygılarını sunmuş,
Aydın Güven Gürkan, Kurultay sonrası Karayalçın’ın yanına gidip ceketini ilikleyerek genel başkanımızın emrindeyiz demiştir…
Kılıçdaroğlu, genel başkan seçildikten sonra ilk iş olarak Baykal’ın evine gitmiş, emeklerinden ve partiye hizmetlerinden dolayı teşekkürlerini iletmiş, sonraki yıllarda milletvekili olmak istediğinde tereddüt etmeden listeye yazmıştır.
Tüm bu süreçlerde asla geriye dönüşü olmayan ne bir söz ne de eylemlere rastlamak mümkün değildir.
Kıyasıya mücadelelerden sonra hep birlikte partinin seçim ve siyasi çalışmalarını birlikte yürütmüşler, partinin tüzel kişiliğini gözleri gibi korumuşlardır…
“Kısacası, CHP’de genel başkana ve parti tüzel kişiliğine karşı saygı, yukarıdan aşağıya parti disiplini, aşağıdan yukarıya demokratik işleyiş hassasiyetle korunmuştur…”
Ancak yazdığım tüm bu geçmişe ait duruş ne yazık ki mahkemenin verdiği mutlak butlan kararından sonra tepetaklak olmuştur…
Saygı dilini sokak jargonu almış, siyasi asaletin yerini kabadayılık almış, Genel Başkan Kemal Beye saygılı dil yerini hakarete, küfre, aşağılamaya bırakmıştır…
Kılıçdaroğlu’na karşı “kayyum, sarayın adamı, hain, butlan genel başkanı, 13 seçim kaybeden adam, AK Parti’ye seçim kazandırmak için geldi vs…” sözleriyle hem hakaret hem de aşağılama ifadeleri kullanıldı.
Kemal Bey ise bayramlaşma konuşmasında ne hakaret ne de öfke kusan bir dil yerine sorgulayan ve hatta kendisinin özeleştirisini yapan bir dil kullandı…
Konuşmasında öne sürdüğü en önemli iddia;
“Partiyi FETÖCÜLERDEN ve dış odaklarla bağlantılı olanlardan kurtaracağını” ifade etmesi oldu.
Kılıçdaroğlu gibi devlet umuru görmüş, 13 yıl genel başkanlık yapmış birisi “duyuma değil, bilgiye dayalı” ifadeler kullanır.
Belgeleri ve bilgileri olmayan hiçbir iddiayı ortaya atmaz…
“Hain, FETÖ” sözlerinin havada uçuştuğu yerde artık CHP’de birlikteliğin sağlanması mümkün değildir.
Özgür Özel ve İmamoğlu ikilisinin önündeki en doğru yol “en kısa zamanda yeni bir parti kurmalarıdır…”
Bence ayrılık vakti gelmiştir, CHP bu kadar ağır sıkleti artık kaldıramaz…