Ekonomide en çok konuşulan konulardan biri enflasyon, faiz ve dövizdir. Ancak iş dünyasının geleceğini belirleyen en önemli göstergelerden biri de şirketlerin borçluluk düzeyidir. Çünkü şirketler büyümek, yeni yatırım yapmak, fabrika kurmak, makine almak ya da zor dönemleri atlatabilmek için borçlanırlar. Fakat bu borçların aşırı artması hem şirketleri hem de ülke ekonomisini zor durumda bırakabilir.

Avrupa'da açıklanan son şirket borçluluğu verileri de dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Bazı ülkelerde şirketlerin borç yükü milli gelirin üzerine çıkarken, bazı ülkeler ise daha temkinli bir finansman politikası izliyor. Bu tablo sadece Avrupa'yı değil, Türkiye gibi Avrupa ile yoğun ticaret yapan ülkeleri de yakından ilgilendiriyor.

Şirketler neden borçlanır? Çünkü büyümenin yakıtı çoğu zaman kredidir. Bir sanayici yeni üretim hattı kurmak istediğinde banka kredisine başvurur. Bir teknoloji şirketi yeni yazılım geliştirmek için yatırım alır. Bir perakende zinciri yeni mağazalar açmak için finansman sağlar. Yani doğru kullanılan borç, ekonomiyi büyüten önemli bir araçtır.

Ancak borç miktarı gelirden daha hızlı artmaya başladığında tehlike çanları çalmaya başlar. Faiz oranları yükseldiğinde şirketlerin kredi maliyetleri artar. Satışlar yavaşladığında borçların geri ödenmesi zorlaşır. Sonuçta iflaslar, konkordatolar ve işten çıkarmalar gündeme gelebilir.

Avrupa'daki sıralamaya bakıldığında bazı ülkelerde şirketlerin borç seviyesinin oldukça yüksek olduğu görülüyor. Bunun arkasında farklı nedenler bulunuyor. Finans merkezine dönüşen ülkelerde çok uluslu şirketlerin faaliyet göstermesi borç rakamlarını artırabiliyor. Bazı ülkelerde ise gayrimenkul sektörü ve büyük holdinglerin kredi kullanımı toplam borç stokunu büyütüyor.

Özellikle düşük faiz döneminde Avrupa'daki birçok şirket bol ve ucuz krediye ulaşabildi. Yıllarca devam eden düşük faiz politikaları şirketleri daha fazla borçlanmaya teşvik etti. Ancak son yıllarda Avrupa Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadele kapsamında faizleri yükseltmesi dengeleri değiştirdi. Eskiden çok düşük maliyetle kullanılan krediler artık daha pahalı hale geldi.

Bu durum özellikle yüksek borçlu şirketler için ciddi bir maliyet oluşturuyor. Eskiden yıllık yüzde 1-2 faizle çevrilen krediler bugün çok daha yüksek maliyetlerle yenilenmek zorunda kalıyor. Böyle olunca şirketlerin finansman giderleri hızla yükseliyor.

Borçlanmanın tek başına kötü bir şey olduğunu söylemek doğru olmaz. Önemli olan borcun üretime dönüşmesidir. Eğer alınan kredi yeni fabrika kurulmasına, ihracatın artmasına, teknolojik dönüşüme veya verimliliğe katkı sağlıyorsa borç gelecekte gelir oluşturabilir. Fakat kredi sadece eski borçları kapatmak için kullanılıyorsa risk giderek büyür.

Avrupa'daki şirketler son yıllarda enerji krizinin de etkisiyle önemli maliyet artışları yaşadı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında enerji fiyatlarının yükselmesi üretim maliyetlerini artırdı. Bunun üzerine yüksek faiz politikaları da eklenince birçok şirket nakit akışını koruyabilmek için yeniden borçlanma yoluna gitti.

Özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren sanayi kuruluşları bu süreçten daha fazla etkilendi. Demir-çelik, kimya, otomotiv ve ağır sanayi gibi alanlarda faaliyet gösteren firmalar yüksek enerji maliyetleri nedeniyle finansman ihtiyacını artırdı.

Peki bu durum Türkiye açısından neden önem taşıyor?

Çünkü Avrupa, Türkiye'nin en büyük ihracat pazarıdır. Avrupa'daki şirketlerin mali yapısı güçlüyse yatırım yapmaya devam eder, yeni siparişler verir ve ticaret büyür. Ancak borç yükü nedeniyle yatırımlar yavaşlarsa bu durum Türk ihracatçısını da doğrudan etkileyebilir.

Diğer taraftan Avrupa'daki şirketlerin yatırım iştahının azalması, makine, otomotiv yan sanayi, tekstil, beyaz eşya ve birçok sektörde siparişlerin düşmesine neden olabilir. Bu nedenle Avrupa ekonomisindeki finansal gelişmeler Türkiye açısından yakından takip edilmektedir.

Ekonomistler sadece borç miktarına değil, borcun çevrilebilir olup olmadığına da dikkat çekiyor. Eğer şirketlerin düzenli gelirleri varsa, ihracatları güçlü ise ve borçlarını zamanında ödeyebiliyorlarsa yüksek borç seviyesi her zaman kriz anlamına gelmeyebilir. Ancak ekonomik büyümenin yavaşladığı dönemlerde aynı borç yükü büyük sorunlara dönüşebilir.

Günümüzde yatırımcılar artık şirketlerin sadece kârına değil, borçluluk oranlarına da dikkat ediyor. Bir şirket ne kadar kâr ederse etsin, aşırı borçluysa yatırımcıların güveni azalabiliyor. Bu nedenle finansal sağlamlık artık şirketlerin en önemli rekabet avantajlarından biri haline geldi.

Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda Avrupa'da şirketler daha temkinli hareket edecek. Gereksiz borçlanmadan kaçınılacak, öz kaynakların güçlendirilmesine önem verilecek ve dijitalleşme ile verimlilik yatırımları ön plana çıkacak. Çünkü küresel ekonomide belirsizlikler devam ederken sağlam mali yapı her zamankinden daha değerli hale geliyor.

Sonuç olarak Avrupa'da şirket borçlarının ulaştığı seviyeler yalnızca finans uzmanlarının değil, üreticilerin, ihracatçıların, çalışanların ve tüketicilerin de yakından izlemesi gereken bir gelişmedir. Borç doğru yönetildiğinde büyümenin motoru olabilir. Ancak kontrolsüz şekilde arttığında ekonomik kırılganlıkların en önemli kaynaklarından biri haline gelir. Bu nedenle hem şirketlerin hem de ülkelerin sürdürülebilir büyüme için borç ile üretim arasındaki dengeyi koruması büyük önem taşıyor. Sağlam finansman yapısına sahip şirketler yalnızca bugünü değil, geleceği de güvenle inşa edebilir.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]