Avrupa ülkeleri uzun yıllardır kadın-erkek eşitliği konusunda dünyaya örnek gösteriliyor. Eğitimden çalışma hayatına, siyasetten sosyal yaşama kadar pek çok alanda önemli adımlar atıldı. Ancak son yıllarda yayımlanan araştırmalar, özellikle emeklilik döneminde kadınlarla erkekler arasındaki gelir farkının hâlâ ciddi boyutlarda olduğunu ortaya koyuyor. Yani çalışma hayatında başlayan eşitsizlik, emeklilikte daha da büyüyor.

Bugün Avrupa'nın birçok ülkesinde kadınlar, erkeklere göre daha düşük emekli maaşı alıyor. Bazı ülkelerde bu fark yüzde 20'yi aşarken, bazı ülkelerde ise yüzde 30'lara kadar çıkabiliyor. Bu tablo, milyonlarca yaşlı kadının ekonomik açıdan daha zor şartlarda yaşamasına neden oluyor.

Peki bunun sebebi ne?

Aslında sorun emeklilik döneminde başlamıyor. Tam tersine, çalışma hayatı boyunca yaşanan eşitsizlikler yıllar içinde birikiyor ve emeklilikte büyük bir gelir farkına dönüşüyor.

Kadınlar, çocuk bakımı, yaşlı aile bireylerine destek olma ya da ev işleri nedeniyle erkeklere göre daha sık iş hayatına ara vermek zorunda kalıyor. Bu durum onların daha az prim ödemesine yol açıyor. Prim günleri azaldıkça emekli maaşı da düşüyor.

Bunun yanında kadınların önemli bir bölümü yarı zamanlı işlerde çalışıyor. Tam zamanlı çalışanlara göre daha düşük ücret alan bu çalışanlar, emeklilik sistemine de daha az katkı sağlıyor. Sonuçta emeklilik maaşı da düşük oluyor.

Bir başka önemli neden ise ücret farkı.

Avrupa'da kadınlarla erkekler arasındaki maaş farkı tamamen kapanmış değil. Aynı işi yapan kadınlar birçok sektörde hâlâ erkeklerden daha düşük ücret alabiliyor. Maaş düşük olunca yatırılan sosyal güvenlik primi de azalıyor. Bu da yıllar sonra emekli maaşına doğrudan yansıyor.

Yönetici pozisyonlarında erkeklerin ağırlıklı olması da gelir eşitsizliğini artırıyor. Üst düzey görevlerde çalışan kişiler daha yüksek maaş aldığı için emeklilik hakları da daha güçlü oluyor. Kadınların yönetim kademelerinde yeterince temsil edilememesi emeklilik gelirlerine de olumsuz yansıyor.

Öte yandan kadınların yaşam süresi erkeklerden daha uzun.

İlk bakışta bu olumlu bir gelişme gibi görünse de ekonomik açıdan farklı sonuçlar doğuruyor. Daha uzun yaşayan kadınlar, düşük emekli maaşıyla daha fazla yıl geçirmek zorunda kalıyor. Artan sağlık giderleri, bakım ihtiyaçları ve yükselen hayat pahalılığı düşünüldüğünde bu durum ciddi bir ekonomik risk oluşturuyor.

Bugün Avrupa'nın birçok kentinde tek başına yaşayan yaşlı kadınların yoksulluk riski, erkeklere göre daha yüksek seviyede bulunuyor. Özellikle dul kalan kadınlar kira, sağlık ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanabiliyor.

Son yıllarda yükselen enflasyon da bu sorunu daha görünür hale getirdi.

Elektrik, doğalgaz, gıda ve kira fiyatlarının hızla artması düşük gelirli emeklileri daha fazla etkiledi. Zaten düşük maaş alan kadın emekliler için geçim şartları daha da ağırlaştı.

Uzmanlar, emeklilikteki cinsiyet uçurumunun yalnızca sosyal değil aynı zamanda ekonomik bir sorun olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü gelir güvencesi olmayan yaşlı nüfusun artması, sosyal yardım harcamalarını da yükseltiyor.

Avrupa Birliği ülkeleri son yıllarda bu farkı azaltabilmek için çeşitli çalışmalar yürütüyor.

Çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ebeveyn izinlerinin kadın ve erkek arasında daha dengeli paylaşılması, eşit işe eşit ücret uygulamalarının güçlendirilmesi ve kadınların tam zamanlı istihdama katılımının artırılması bu çalışmaların başında geliyor.

Bazı ülkelerde çocuk yetiştirme nedeniyle çalışılamayan dönemlerin emeklilik hesabına dahil edilmesi de önemli bir destek olarak görülüyor. Böylece çocuk büyüten kadınların emeklilik haklarının korunması amaçlanıyor.

Kadın girişimciliğini destekleyen projeler ve kadınların teknoloji, mühendislik ve finans gibi yüksek gelirli sektörlerde daha fazla yer almasını sağlayacak eğitim programları da uzun vadeli çözümler arasında gösteriliyor.

Ancak uzmanlara göre yalnızca yeni düzenlemeler yapmak yeterli olmayacak. Toplumdaki geleneksel iş bölümü anlayışının da değişmesi gerekiyor. Ev işleri ve çocuk bakımının sadece kadınların görevi olarak görülmesi sürdüğü sürece iş hayatındaki eşitsizliklerin tamamen ortadan kalkması zor görünüyor.

Türkiye açısından da bu gelişmeler dikkatle takip edilmeli.

Ülkemizde de kadınların iş gücüne katılım oranı erkeklere göre daha düşük seviyede bulunuyor. Kayıt dışı çalışma, ücretsiz aile işçiliği ve uzun süre çalışma hayatından uzak kalma gibi nedenler ilerleyen yıllarda emeklilik gelirlerini etkileyebiliyor.

Bu nedenle kadınların eğitimden istihdama kadar her aşamada desteklenmesi yalnızca bugünün değil geleceğin emeklilik sistemini de güçlendirecektir.

Sonuç olarak Avrupa'daki tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor. Emeklilikte yaşanan gelir eşitsizliği, sadece emeklilik sistemiyle ilgili değildir. Bu fark; eğitimden işe alıma, ücret politikasından kariyer fırsatlarına, aile içindeki görev paylaşımından sosyal güvenlik sistemine kadar uzanan uzun bir sürecin sonucudur.

Kadınlar çalışma hayatında ne kadar eşit fırsatlara sahip olursa, emeklilik döneminde de o kadar güçlü ve ekonomik açıdan bağımsız olabilirler. Gerçek eşitlik yalnızca işe girerken değil, hayatın son döneminde de kendini göstermelidir. İnsanların yıllarca emek verdikten sonra huzurlu ve güvenli bir emeklilik yaşayabilmesi, kadın ya da erkek ayrımı yapılmaksızın herkes için temel bir hak olarak görülmelidir.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]