Türkiye’de altın denildiğinde yalnızca kuyumcu vitrinlerinde veya bankaların altın hesaplarında bulunan değerli bir yatırım aracından söz etmiyoruz. Bunun yanında evlerde, kasalarda, sandıklarda ve ailelerin özel günlerde biriktirdiği önemli miktarda fiziki altın da bulunuyor. Halk arasında “yastık altı altın” olarak ifade edilen bu birikimler, vatandaş açısından güvenli bir tasarruf aracı olarak görülürken ekonomi açısından ise finansal sistemin dışında duran önemli bir tasarruf kaynağı niteliği taşıyor.

Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde vatandaşların altına yönelmesi son derece anlaşılabilir bir durumdur. Türk insanının altına olan ilgisi yeni değildir. Düğünlerde takılan çeyrek ve gram altınlardan yıllar içerisinde biriken bileziklere kadar altın, adeta aile bütçesinin güvence unsurlarından biri haline gelmiştir.

Ancak burada ekonominin önemli bir sorusu ortaya çıkıyor: Evlerde saklanan bu altınların önemli bir bölümü finansal sisteme kazandırılabilir mi?

Aslında Türkiye bu konuda çeşitli uygulamalar geliştirdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı, yastık altındaki altınların ekonomiye kazandırılması amacıyla Fiziki Altın Tasarruf Sistemi'nin, yani FATSİ'nin yaygınlaştırılmasını stratejik hedefler arasında gösteriyor.

Bunun yanında geçmiş yıllarda Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası gibi modeller de uygulamaya konuldu. Bu araçların temel mantığı oldukça açık: Vatandaşın elindeki fiziki altın değerini kaybetmeden finansal sistem içerisine alınacak, vatandaş karşılığında finansal bir varlığa sahip olacak ve bu kaynak ekonomik sistem içerisinde değerlendirilebilecek.

Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın Altına Dayalı Kira Sertifikası modelinde, örneğin 1.000 adet sertifikanın 1 gram altına karşılık gelmesi ve vade sonunda yatırımcıya gram altın üzerinden ödeme yapılması gibi mekanizmalar oluşturulmuştu. Ayrıca belirli şartlarla fiziki altın olarak geri alma imkânı da bulunuyordu.

Buradaki en önemli konu güven meselesidir.

Vatandaşın yıllardır evinde tuttuğu altını sisteme getirmesi için öncelikle “Altınımın değeri korunacak mı?”, “İstediğim zaman ulaşabilecek miyim?”, “Devlet veya banka tarafından herhangi bir kayba uğrar mıyım?” gibi sorulara net cevap verilmesi gerekir.

Çünkü altın sadece ekonomik bir varlık değildir. Türkiye'de aynı zamanda psikolojik bir güven unsurudur.

Bir vatandaşın düğününde takılan altınları bankaya götürmesi için yalnızca ekonomik teşvik yeterli olmayabilir. Sistem kolay, şeffaf, güvenilir ve vatandaşın ihtiyaç duyduğunda parasına veya altınına ulaşabileceği şekilde tasarlanmalıdır.

Peki yastık altındaki altınların ekonomiye kazandırılması neden önemlidir?

Çünkü finansal sistem dışında duran altın doğrudan üretim ve yatırım mekanizmasına kaynak sağlamaz. Oysa bankacılık sistemi veya sermaye piyasaları üzerinden ekonomiye dahil edilen tasarruflar, uygun mekanizmalarla kredi, yatırım ve finansman kanallarına yönlendirilebilir.

Bu durum özellikle işletmeler açısından önem taşıyor. Türkiye'nin üretim kapasitesini artırması, sanayicinin yatırım yapması, KOBİ'lerin finansmana erişmesi ve yeni istihdam alanlarının oluşturulması için tasarrufların ekonomik sisteme aktarılması gerekiyor.

Burada altının doğrudan fabrikaya dönüşeceğini söylemek elbette doğru olmaz. Ancak finansal sistem içerisinde değerlendirilen tasarrufların ekonomik faaliyetlerin finansmanında kullanılabilmesi mümkündür. Dolayısıyla mesele yalnızca “evdeki altını bankaya getirmek” değildir. Asıl mesele, tasarrufların ekonomide daha etkin kullanılmasını sağlayacak güvenilir bir finansal köprü kurmaktır.

Üstelik altın konusunda vatandaşın tercihleri de değişiyor. TCMB'nin 2025 yılı finansal istikrar değerlendirmesinde, altın fiyatlarındaki yükselişin mudilerin altın talebini artırdığı belirtiliyor. Aynı raporda 2025 yılı sonunda TL mevduatın önemli ölçüde arttığı da ifade ediliyor.

Buradan çıkarılması gereken önemli bir sonuç var. Vatandaş tasarruf etmekten vazgeçmiş değil. Tam tersine tasarruf etmeye devam ediyor ancak tasarrufunun değerini koruyabileceği araçları arıyor.

Dolayısıyla yastık altındaki altınları ekonomiye kazandırmanın yolu vatandaşa baskı yapmak değil, cazip ve güvenilir seçenekler sunmaktan geçiyor.

Bunun için kuyumcular, bankalar, rafineriler ve kamu kurumları arasında daha güçlü bir sistem kurulabilir. Vatandaşın elindeki altının gerçek değerinin şeffaf biçimde belirlenmesi, işlem maliyetlerinin düşük tutulması, hızlı ödeme yapılması ve gerektiğinde fiziki altına yeniden ulaşılabilmesi güveni artıracaktır.

Ayrıca küçük miktardaki altınların da sistem içine alınması önemlidir. Çünkü Türkiye'de herkesin elinde kilogramlarca altın bulunmuyor. Bir vatandaşın birkaç gramlık birikimi de ekonomik açıdan değerlidir. Küçük tasarrufların milyonlarca kişi tarafından sisteme dahil edilmesi büyük bir kaynak oluşturabilir.

Sonuç olarak Türkiye'nin yastık altındaki altın meselesi yalnızca finansal bir konu değildir. Bu mesele tasarruf, güven, finansman, üretim ve ekonomik büyüme başlıklarının tamamıyla bağlantılıdır.

Vatandaşın yıllardır biriktirdiği altının ekonomiye kazandırılması isteniyorsa önce vatandaşın güveni kazanılmalıdır. Altınını sisteme getiren kişi, bunun kendi geleceğine de katkı sağladığını görmelidir.

Çünkü ekonominin gerçek gücü yalnızca kamu kaynaklarında veya büyük şirketlerde değil, milyonlarca vatandaşın küçük ve büyük tasarruflarının toplamında yatmaktadır.

Türkiye açısından hedef, yastık altındaki altını vatandaşın elinden almak değil; vatandaşın sahip olduğu bu değeri koruyarak ekonominin üretim gücüne katkı sağlayacak bir sisteme dönüştürmek olmalıdır.

Başarılı olunması halinde hem vatandaşın tasarrufu finansal sisteme dahil olacak hem de Türkiye'nin yatırım ve üretim kapasitesinin finansmanında yeni bir kaynak oluşabilecektir. Bu nedenle yastık altındaki altınların ekonomiye kazandırılması konusu, önümüzdeki dönemde de ekonomi gündeminin önemli başlıklarından biri olmaya devam edecektir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]