2026-2027 eğitim ve öğretim yılı başladı. Milyonlarca öğrenci ders başı yaparken, milyonlarca aile için de yeni bir ekonomik mücadele dönemi başlamış oldu. Çünkü eğitim yalnızca çocukların geleceğine yapılan bir yatırım değil, aynı zamanda aile bütçesinin en önemli harcama kalemlerinden biri haline gelmiş durumda.

Okulların açılmasıyla birlikte kırtasiye, okul kıyafeti, ayakkabı, çanta, servis, yemek ve ulaşım gibi birçok gider aynı anda ailelerin karşısına çıkıyor. Özellikle dar ve sabit gelirli ailelerde bu harcamaların bütçe üzerindeki baskısı daha fazla hissediliyor. Enflasyonun etkisinin tamamen ortadan kalkmadığı bir ortamda eğitim masraflarındaki artış, hane halkının diğer ihtiyaçlarını da doğrudan etkiliyor.

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Eğitim harcamaları sadece öğrencinin ailesini ilgilendiren bir konu değildir. Eğitim sektöründe meydana gelen hareketlilik, ekonominin birçok alanını da etkiliyor. Kırtasiye üreticisinden tekstil sektörüne, servis işletmelerinden yayınevlerine, kantinlerden teknoloji şirketlerine kadar geniş bir ekonomik zincir söz konusu.

Aile bütçesinde yeni dönem

Yeni eğitim yılının en önemli ekonomik başlıklarından biri ailelerin toplam eğitim maliyeti olacak. Devlet okullarında eğitim ücretsiz olsa da eğitimle bağlantılı harcamalar tamamen ortadan kalkmıyor. Kıyafet, kırtasiye, ulaşım, beslenme ve bazı yardımcı eğitim materyalleri ailelerin bütçesinde önemli yer tutuyor.

Özel okullarda ise tablo daha farklı. Okul ücretlerinin yanı sıra servis, yemek, kıyafet, kitap ve çeşitli ek hizmetlerin maliyeti toplam faturayı yükseltebiliyor. Bu nedenle bazı aileler çocuklarının eğitim tercihini yaparken yalnızca okul ücretine değil, bir yıllık toplam maliyete bakmak zorunda kalıyor.

Benim açımdan burada asıl mesele, eğitim harcamalarının aileleri borçlanmaya veya zorunlu tüketim kısıntılarına itmemesidir. Bir aile çocuğunun eğitim masrafını karşılamak için temel ihtiyaçlarından vazgeçmek ya da yüksek maliyetli borçlanmaya başvurmak zorunda kalıyorsa, bunun ekonomik açıdan sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değildir.

Eğitim sektörü ekonomiye katkı sağlıyor

Öte yandan eğitim harcamalarını sadece maliyet olarak değerlendirmek de doğru değildir. Eğitim, uzun vadede ülkenin insan sermayesini güçlendiren en önemli yatırımlardan biridir.

İyi eğitim almış bir genç; daha yüksek katma değerli işlerde çalışabilir, teknoloji üretebilir, girişimcilik faaliyetlerine katılabilir ve ekonominin verimliliğini artırabilir. Dolayısıyla bugün yapılan eğitim harcamasının ekonomik karşılığı sadece bugünün tüketimi değildir. Asıl getirisi yıllar sonra ortaya çıkmaktadır.

Türkiye'nin üretim yapısının daha yüksek teknolojiye ve daha yüksek katma değere yönelmesi isteniyorsa eğitim sistemine yapılan yatırımların artırılması gerekir. Özellikle mesleki eğitim, yazılım, yapay zekâ, mühendislik, yabancı dil ve dijital beceriler açısından gençlerin geleceğin iş dünyasına hazırlanması büyük önem taşıyor.

Öğretmenlerin ekonomik durumu da önemli

Eğitim ekonomisinin bir diğer önemli ayağı öğretmenlerdir. Öğretmenlerin gelir düzeyi, çalışma koşulları ve mesleki motivasyonu doğrudan eğitim kalitesini etkiliyor. Eğitim çalışanlarının satın alma gücünün korunması, yalnızca sosyal politika açısından değil, eğitim sisteminin başarısı açısından da değerlendirilmelidir.

Öğretmenlerin ekonomik olarak rahatlaması, eğitim harcamalarının daha verimli kullanılması ve okulların fiziki şartlarının geliştirilmesi uzun vadede Türkiye'nin insan kaynağına yapılmış yatırım anlamına gelir.

Eğitimde fırsat eşitliği korunmalı

2026-2027 eğitim yılının ekonomik açıdan en önemli başlıklarından biri de fırsat eşitliği olacaktır. Gelir düzeyi yüksek ailelerin çocukları ile düşük gelirli ailelerin çocukları arasında eğitim olanakları bakımından büyük fark oluşması, gelecekte gelir dağılımındaki eşitsizliği daha da büyütebilir.

Bu nedenle sosyal devlet anlayışı çerçevesinde özellikle düşük gelirli ailelerin çocuklarına yönelik desteklerin artırılması önem taşıyor. Burslar, ücretsiz beslenme programları, taşıma desteği, eğitim materyalleri ve teknolojik imkânlar bu noktada önemli araçlar olabilir.

Önümüzdeki dönemde ne bekliyoruz?

2026-2027 eğitim öğretim yılında eğitim harcamalarının aile bütçesi üzerindeki etkisinin yakından izlenmesi gerekiyor. Enflasyonun gerilemesi, eğitim maliyetlerinin de otomatik olarak aynı hızla düşeceği anlamına gelmiyor. Çünkü eğitim sektöründe personel, kira, enerji, ulaşım ve hizmet maliyetleri gibi birçok farklı unsur bulunuyor.

Önümüzdeki dönemde en önemli beklentim, eğitim maliyetlerinin kontrol altına alınırken eğitim kalitesinden taviz verilmemesidir. Ailelerin üzerindeki yük azaltılmalı, öğretmenlerin ekonomik koşulları iyileştirilmeli ve özellikle dezavantajlı öğrencilerin eğitim olanakları güçlendirilmelidir.

Sonuç olarak yeni eğitim yılı, sadece ders kitaplarının açıldığı yeni bir dönem değil; aynı zamanda Türkiye ekonomisinin geleceğine yapılan yatırımın başladığı yeni bir sayfadır. Bugün eğitime ayıracağımız kaynak, yarının nitelikli iş gücü, üretim kapasitesi ve ekonomik büyümesi olarak geri dönecektir.

Bu nedenle eğitime yapılan harcamayı yalnızca bir gider kalemi olarak değil, Türkiye'nin geleceğine yapılan en önemli ekonomik yatırım olarak görmek zorundayız.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]