Türkiye’de milyonlarca hanenin her ay yeniden yaptığı en önemli hesap artık yatırım, tatil ya da tasarruf hesabı değil; ay sonunu getirme hesabı. Market rafındaki fiyatlar, pazardaki etiketler, kira bedelleri, faturalar ve ulaşım giderleri vatandaşın bütçesini her geçen gün biraz daha zorlarken, TÜRK-İŞ’in Ağustos 2026 araştırması geçim sıkıntısının ulaştığı boyutu bir kez daha gözler önüne serdi.
Araştırmaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı, 37 bin 388 liraya yükseldi. Aynı ailenin gıda dışında barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim, elektrik, su ve diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken aylık gelir ise 121 bin 786 liraya ulaştı. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 48 bin 305 lirayı geçti.
Bu rakamlar yalnızca ekonomik tabloların içerisinde yer alan istatistiklerden ibaret değil. Her biri, milyonlarca insanın günlük hayatında karşılığı olan gerçekleri anlatıyor. Bir ailenin markete giderken alışveriş listesini kısaltmasını, pazarda kilogram yerine yarım kilogram ürün almasını, çocukların eğitim harcamalarını ertelemesini ve sağlık dışındaki birçok ihtiyacı “gelecek aya” bırakmasını gösteriyor.
Açlık sınırı artık yalnızca mutfak meselesi değil
Açlık sınırı kavramı zaman zaman yanlış yorumlanıyor. Açlık sınırı, bir ailenin tüm yaşam giderlerini değil, yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gerekli asgari gıda harcamasını ifade ediyor. Yani 37 bin 388 liralık tutarın içerisinde kira yok, elektrik faturası yok, doğalgaz yok, ulaşım ve eğitim harcamaları yok.
Asıl dikkat çekici nokta da burada başlıyor. Bir aile yalnızca mutfağını ayakta tutabilmek için 37 bin liradan fazla bir gelire ihtiyaç duyuyorsa, diğer zorunlu ihtiyaçlar eklendiğinde ortaya çıkan 121 bin 786 liralık yoksulluk sınırı, Türkiye'deki geçim tartışmasının neden bu kadar derinleştiğini açıkça gösteriyor.
Üstelik TÜRK-İŞ verilerine göre mutfak harcamalarındaki artış sürüyor. Ağustos ayında dört kişilik bir ailenin gıda harcaması bir önceki aya göre yüzde 1,21 arttı. Son 12 aylık dönemde mutfak enflasyonu yüzde 37,90 olarak hesaplandı. Yıllık ortalama artış ise yüzde 40,33'e ulaştı.
Vatandaş açısından enflasyonun en görünür yüzü de zaten mutfak oluyor. Çünkü bazı harcamalar ertelenebilir; ancak gıda harcamasını tamamen ertelemek mümkün değildir. İnsanlar otomobil alımını, elektronik eşya alışverişini veya tatil planını erteleyebilir. Fakat ekmek, süt, sebze, meyve, et ve temel gıda ürünleri günlük hayatın vazgeçilmez ihtiyaçlarıdır.
Gelir ile yaşam maliyeti arasındaki makas açılıyor
Türkiye ekonomisinin bugün karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, gelir artışları ile yaşam maliyetindeki yükseliş arasındaki farktır. Maaşlar nominal olarak yükselse bile vatandaşın satın alma gücü aynı hızla artmıyorsa, günlük hayatta hissedilen refah gerileyebiliyor.
Özellikle sabit gelirli çalışanlar, emekliler ve düşük ücretle çalışan kesimler açısından bu durum daha ağır hissediliyor. Çünkü gelirleri belirli dönemlerde artarken, market fiyatları ve temel harcamalar ay ay değişebiliyor.
Yoksulluk sınırının 121 bin lirayı aşması, dört kişilik bir ailenin insanca yaşamını sürdürebilmesi için gereken toplam gelirin ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından son derece önemli. Bu rakam, yalnızca “geliri düşük olanların” değil, orta gelir grubunun da yaşam standardını korumakta zorlanmaya başladığını ortaya koyuyor.
Geçmişte yoksulluk daha çok işsizliğin veya çok düşük gelirin sonucu olarak görülürdü. Ancak günümüzde çalışan olmak her zaman ekonomik rahatlık anlamına gelmiyor. Düzenli bir işi ve geliri olan insanlar da kira, gıda, ulaşım ve faturalar karşısında bütçelerini dengelemekte zorlanabiliyor.
Bekâr çalışan için de tablo ağırlaşıyor
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu, bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyetinin 48 bin 305 liraya ulaşması oldu. Bu durum, geçim sorununun yalnızca çocuklu ailelerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Tek başına yaşayan bir çalışan için kira, ulaşım, gıda ve faturalar artık gelirin çok daha büyük bölümünü tüketiyor.
Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatları, çalışanların bütçesindeki en büyük yüklerden biri haline gelmiş durumda. Buna ulaşım, iletişim, enerji ve temel gıda giderleri eklendiğinde, tek başına yaşayan bir kişinin tasarruf yapabilmesi giderek zorlaşıyor.
Bu nedenle ekonomik tartışmalarda yalnızca ücret artışlarına değil, yaşam maliyetini oluşturan kalemlere de odaklanmak gerekiyor. Vatandaşın cebine giren para kadar, cebinden çıkan para da önem taşıyor.
Ekonominin gerçek sınavı mutfakta veriliyor
Makroekonomik göstergeler, büyüme oranları, faiz kararları ve ihracat rakamları ekonominin genel yönünü gösterir. Ancak vatandaşın ekonomiyi nasıl hissettiğinin en somut göstergesi çoğu zaman mutfak ve kira hesabıdır.
Bir aile ay sonunda yeterli gıdayı alabiliyor mu? Kirasını zamanında ödeyebiliyor mu? Çocuğunun eğitim masraflarını karşılayabiliyor mu? Beklenmedik bir sağlık veya tamirat gideri karşısında borçlanmadan ayakta kalabiliyor mu?
Bu soruların cevapları, ekonomik refahın gerçek anlamını belirliyor.
TÜRK-İŞ'in Ağustos 2026 araştırması, Türkiye'de geçim maliyetinin yükselmeye devam ettiğini ve özellikle temel ihtiyaçların aile bütçesi üzerindeki baskısının sürdüğünü ortaya koyuyor. Açlık sınırının 37 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 121 bin lirayı aşması, yalnızca bir ekonomik veri olarak görülmemeli.
Bu tablo, ücret politikalarından sosyal desteklere, konut maliyetlerinden gıda fiyatlarına kadar geniş kapsamlı çözümler gerektiğini gösteriyor. Çünkü vatandaş için ekonominin en önemli göstergesi, açıklanan rakamların ne olduğu değil, o rakamların sonunda mutfağa ne kadar ekmek, pazara ne kadar sebze ve eve ne kadar huzur getirdiğidir.
Türkiye'nin önündeki asıl ekonomik sınav da tam burada duruyor: Büyüyen rakamları, büyüyen refaha dönüştürebilmek. Çünkü bir ülkede ekonomik başarı, yalnızca rakamların yükselmesiyle değil, vatandaşın yaşamını sürdürebilmek için yaptığı hesabın her geçen ay biraz daha kolaylaşmasıyla anlam kazanır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar