Bir insan gözlerinin önündeki gerçeği göremeyebilir. Bazen alışkanlıklar, bazen önyargılar, bazen de korkular insanın bakışını daraltır. Aynı durum kurumlar için de geçerlidir. Şirketler, belediyeler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve hatta devletler zaman zaman “kurumsal körlük” denilen bir durumla karşı karşıya kalır. Yani sorunlar herkes tarafından görülürken, kurumların kendisi bu sorunları fark edemez ya da görmek istemez.
Kurumsal körlük, aslında bir anda ortaya çıkan bir durum değildir. Yıllar içinde oluşur. Kurum büyüdükçe, kurallar çoğaldıkça ve yöneticiler günlük işlerin içinde kayboldukça gerçek hayatla olan bağ zayıflamaya başlar. Masa başında hazırlanan raporlar ile sahadaki gerçekler arasındaki mesafe giderek açılır.
Bugün birçok vatandaşın kamu hizmetleriyle ilgili yaşadığı sıkıntıların temelinde de bu durum yatmaktadır. Bir kurum kendi hazırladığı istatistiklere bakarak her şeyin yolunda olduğunu düşünebilir. Ancak aynı kurumun hizmet verdiği insanlar uzun kuyruklardan, geciken işlemlerden veya çözülemeyen sorunlardan şikâyet ediyor olabilir. Eğer kurum sadece kendi rakamlarına bakıyor ve vatandaşın sesini duymuyorsa, kurumsal körlük başlamış demektir.
Benzer durum özel sektörde de yaşanıyor. Bir şirket yöneticileri satış raporlarına bakarak başarılı olduklarını düşünebilir. Ancak müşteriler ürünlerden memnun değilse, çalışanlar mutsuzsa ve şikâyetler artıyorsa şirket aslında ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Fakat çoğu zaman yöneticiler sadece görmek istedikleri verilere odaklanır. Böylece gerçek tablo gözden kaçar.
Kurumsal körlüğün en önemli nedenlerinden biri eleştiriye kapalı olmaktır. Bir kurumda çalışanlar fikirlerini rahatça söyleyemiyorsa, yöneticiler farklı görüşleri tehdit olarak algılıyorsa ve herkes üstlerini memnun etmeye çalışıyorsa gerçekler zamanla saklanmaya başlar. Sorunlar çözülmek yerine örtülür. Kötü haberler yukarıya ulaşmaz. Sonunda kurum kendi oluşturduğu yapay dünyanın içinde yaşamaya başlar.
Tarih boyunca bunun birçok örneği görülmüştür. Güçlü olduğu düşünülen şirketler bir anda piyasadan silinmiş, büyük kurumlar beklenmedik krizlerle karşılaşmış ve bazı devletler ciddi yönetim sorunları yaşamıştır. Daha sonra yapılan incelemelerde ortak bir nokta ortaya çıkmıştır: Sorunlar aslında yıllar öncesinden belliydi. Ancak kurumlar bunları görmek istememiştir.
Kurumsal körlüğün bir başka nedeni de başarı sarhoşluğudur. Uzun yıllar başarılı olan kurumlar değişime ihtiyaç duymadıklarını düşünmeye başlar. “Biz yıllardır böyle yapıyoruz” anlayışı zamanla gelişmenin önünde engel haline gelir. Oysa dünya sürekli değişmektedir. Teknoloji değişiyor, ekonomi değişiyor, insanların beklentileri değişiyor. Değişmeyen kurumlar ise zamanla geride kalıyor.
Dijital çağda kurumsal körlük daha da önemli bir sorun haline gelmiştir. Çünkü bilgi artık çok hızlı yayılıyor. Vatandaşlar, müşteriler ve çalışanlar yaşadıkları sorunları sosyal medya aracılığıyla anında paylaşabiliyor. Kurumlar ise bazen bu geri bildirimleri dikkate almak yerine görmezden gelmeyi tercih ediyor. Oysa görmezden gelinen her sorun zamanla büyüyor ve daha ciddi sonuçlar doğuruyor.
Peki kurumsal körlükten kurtulmak mümkün mü?
Elbette mümkün. Bunun ilk şartı dinlemeyi öğrenmektir. Kurumlar sadece kendi yöneticilerini değil, çalışanlarını, vatandaşları, müşterileri ve uzmanları da dinlemelidir. Farklı görüşler bir tehdit değil, gelişim fırsatı olarak görülmelidir.
İkinci olarak kurumların sahadan kopmaması gerekir. Karar vericiler zaman zaman masa başından kalkıp insanların yaşadığı gerçek sorunları yerinde görmelidir. Bir vatandaşın karşılaştığı zorluk, yüzlerce sayfalık rapordan daha değerli bilgiler sunabilir.
Üçüncü olarak hata yapma korkusunun azaltılması gerekir. Çünkü birçok kurum hatalarını kabul etmekten çekinir. Oysa hata saklandıkça büyür, kabul edildiğinde ise çözüm yolu açılır. Güçlü kurumlar hiç hata yapmayan kurumlar değil, hatalarını görebilen ve düzeltebilen kurumlardır.
Sonuç olarak kurumsal körlük sadece kurumların değil, toplumun da sorunudur. Çünkü kurumların göremediği sorunların bedelini çoğu zaman vatandaşlar öder. Bu nedenle şeffaflık, hesap verebilirlik ve eleştiriye açıklık sadece yönetim ilkeleri değil, aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaçtır.
Gerçekleri görmek bazen rahatsız edici olabilir. Ancak görmezden gelinen gerçekler zamanla daha büyük sorunlara dönüşür. Kurumların geleceği ne kadar güçlü olduklarından çok ne kadar açık gözlü olduklarına bağlıdır. Çünkü gözlerini kapatan kurumlar bir süre yol alabilir, ancak yönünü kaybetmeleri kaçınılmazdır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar