Sosyal medya bazen birkaç saat içinde yeni bir akımı hayatımızın merkezine taşıyor. Bir gün bir şarkı, ertesi gün bir video, başka bir gün ise yapay zekâyla hazırlanan fotoğraflar…
Son dönemde özellikle fotoğrafları 1980’li yılların havasına dönüştüren “80’ler akımı” oldukça ilgi gördü. İnsanlar eski bir fotoğrafını ya da güncel görüntüsünü yapay zekâ uygulamalarına yükleyerek nostaljik kareler oluşturdu. Kimi zaman eğlenceli, kimi zaman da geçmişe duyulan özlemi anlatan görüntüler ortaya çıktı.
Fakat işin bir de çoğumuzun üzerinde fazla düşünmediği tarafı var: Dijital mahremiyet.
Tam da bu noktada Kişisel Verileri Koruma Kurumu’ndan (KVKK) önemli bir uyarı geldi.
Kurum, yapay zekâ uygulamalarına yüklenen fotoğraflar üzerinden biyometrik verilerin işlenebileceğine dikkat çekti. Kullanıcılara da fotoğraf yüklemeden önce uygulamaların hangi verilere eriştiğini ve bu verileri ne amaçla kullandığını kontrol etmeleri çağrısında bulundu.
Aslında burada hepimizin kendimize sorması gereken basit bir soru var:
Bir fotoğrafı nostaljik bir görüntüye dönüştürmek için o fotoğrafı kime teslim ediyoruz?
Çünkü telefonumuzdaki bir fotoğraf, sadece bir fotoğraf olmayabilir. Yüzümüz, bulunduğumuz ortam, yanımızdaki insanlar ve fotoğrafın taşıdığı diğer bilgiler farklı veriler içerebilir.
Biz çoğu zaman “Fotoğrafı yükledim, birkaç saniye sonra da sonucu aldım” diye düşünüyoruz. Ancak arka planda o görüntünün nasıl işlendiğini, ne kadar süre saklandığını, hangi amaçla kullanıldığını veya üçüncü taraflarla paylaşılıp paylaşılmadığını bilmiyoruz.
Üstelik sosyal medyada bir akım başladığında çoğumuz bu ayrıntıları okumadan hareket ediyoruz. Bir arkadaşımız yapıyor, biz de yapıyoruz. Birkaç milyon kişi kullanmışsa güvenli olduğunu düşünüyoruz.
Oysa milyonlarca kişinin kullanması, bir uygulamanın kişisel veriler açısından güvenli olduğu anlamına gelmiyor.
Burada yapay zekâya karşı çıkmak da doğru değil. Yapay zekâ hayatımızın birçok alanında olduğu gibi fotoğraf ve sosyal medya dünyasında da önemli kolaylıklar sağlıyor. Mesele teknolojiyi kullanıp kullanmamak değil, kullanırken neyi paylaştığımızın farkında olmak.
Bir uygulamaya fotoğraf yüklemeden önce birkaç saniye ayırıp izinlerine bakmak, gizlilik politikasını okumak ve fotoğrafların nasıl kullanılabileceğini kontrol etmek aslında çok zor değil.
Belki bugün sadece eğlenceli bir 80’ler fotoğrafı oluşturuyoruz. Ama dijital dünyada paylaştığımız her görüntünün bir izi olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Nostalji güzel. Anılar güzel. Yapay zekâ da hayatımızı kolaylaştırabilir.
Ama bize ait olan bir fotoğrafın ve yüzümüzün kontrolünü tamamen başkasına bırakmadan önce bir kez daha düşünmekte fayda var.
Çünkü bazı şeylerin modası geçer, bazı akımlar birkaç hafta sonra unutulur.
Ama internete bıraktığımız izleri geri almak her zaman o kadar kolay olmayabilir.