Eskiden aileler çocuklarını sokağın tehlikelerinden korumaya çalışırdı. Bugün ise en büyük tehlike, çocukların cebindeki telefonda. Bu gerçeği artık görmezden gelmek mümkün değil.

RTÜK’ün, YouTube gibi dijital yayın platformlarının da lisanslanması gerektiği yönündeki açıklama tam da bu yüzden dikkat çekici. Çünkü çocuklarımız artık televizyon karşısında değil; YouTube’da, sosyal medyada ve dijital platformlarda büyüyor.

Rakamlar da bunu açıkça gösteriyor. Her 10 gençten 9’u sosyal medyayı aktif kullanıyor. Günün ortalama 3 saat 24 dakikasını dijital mecralarda geçirirken, televizyon izleme süresi 40 dakikaya kadar gerilemiş durumda. Hal böyleyken, denetimi sadece televizyonla sınırlı düşünmek gerçekçi olmaz.

RTÜK’ün yeni yaş kategorileri, içerik uyarıları ve koruyucu semboller hazırlaması önemli bir adım. Ancak çocukları korumanın yolu yalnızca yeni kurallar koymaktan geçmiyor. Dijital platformların da daha fazla sorumluluk alması, ailelerin çocuklarının dijital dünyasını yakından takip etmesi ve okullarda dijital okuryazarlığın daha güçlü şekilde anlatılması gerekiyor.

Çünkü mesele sadece hangi videonun izlendiği değil; çocukların hangi içeriklere, hangi algoritmalar aracılığıyla yönlendirildiğidir.

Unutmayalım... Çocuklarımızın geleceğini sadece gerçek hayatta değil, dijital dünyada da korumak zorundayız. Eğer bugünden gerekli adımları atmazsak, yarının sorunlarını konuşmak için çok daha geç kalabiliriz.