Türkiye ekonomisinin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri olan enflasyonda dikkat çekici bir revizyon geldi. Yeni Orta Vadeli Program’da 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 16’dan yüzde 28,4’e yükseltildi. Böylece daha önce fiyat istikrarı açısından oldukça iddialı görünen hedef ile yeni tahmin arasında 12,4 puanlık ciddi bir fark oluştu. Aynı programda 2026 yılı büyüme beklentisinin de yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e çekilmesi, ekonomi yönetiminin hem fiyat baskılarının hem de büyüme üzerindeki maliyetlerin arttığını kabul ettiğini gösteriyor.

Bu değişiklik yalnızca bir rakam güncellemesi olarak görülmemeli. Enflasyon hedefindeki yükseliş, Türkiye ekonomisinin son dönemde karşı karşıya kaldığı maliyet baskılarının, jeopolitik gelişmelerin, enerji fiyatlarının ve beklentilerdeki bozulmanın ekonomi politikası açısından ne kadar önemli hale geldiğini ortaya koyuyor.

12,4 puanlık fark ne anlatıyor?

Bir ekonomide enflasyon hedefinin yükseltilmesi, öncelikle önceki varsayımların önemli bölümünün gerçekleşmediği anlamına gelir. Geçen yıl hazırlanan programda 2026 sonu için yüzde 16 enflasyon öngörülüyordu. Yeni OVP'de ise bu oran yüzde 28,4'e çıkarıldı. Başka bir ifadeyle ekonomi yönetimi, fiyat artışlarının daha önce tahmin edilenden çok daha yüksek bir seviyede kalacağını kabul etmiş oldu.

Burada kritik nokta, yüzde 28,4'ün yalnızca matematiksel bir tahmin olmamasıdır. Bu oran; ücret politikalarından faiz kararlarına, kamu harcamalarından şirketlerin fiyatlama davranışlarına kadar geniş bir alanda yeni hesaplamaların yapılmasını gerektirecek.

Üstelik Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da ağustos ayında 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26'dan yüzde 28'e yükseltmişti. Dolayısıyla OVP'deki yüzde 28,4'lük rakam, para politikasının son dönemdeki daha yüksek enflasyon varsayımlarıyla da büyük ölçüde örtüşüyor.

Savaş ve enerji fiyatları denklemde

Yeni tahminin arkasındaki en önemli başlıklardan biri küresel ve bölgesel gelişmeler. Özellikle enerji fiyatlarında yaşanan hareketlilik Türkiye gibi enerji ithalatına yüksek ölçüde bağımlı bir ekonomi açısından doğrudan maliyet yaratıyor.

Petrol fiyatındaki yükseliş yalnızca akaryakıt istasyonundaki fiyatları etkilemiyor. Nakliye maliyetlerinden üretim giderlerine, tarımsal girdilerden sanayi maliyetlerine kadar ekonominin tamamına yayılan bir zincir oluşturuyor. Bu nedenle enerji fiyatlarındaki kalıcı artış, tüketici enflasyonunun yanı sıra üretici fiyatlarını da yukarı taşıyabiliyor.

Nitekim yeni programda savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisinin önemli olduğu vurgulanıyor.

Vatandaş açısından anlamı ne?

Enflasyon oranındaki değişiklik vatandaşın günlük hayatında doğrudan hissediliyor. Çünkü enflasyon yalnızca ekonomi sayfalarında yer alan bir gösterge değil; market alışverişinden kiraya, ulaşımdan eğitime kadar bütün harcama kalemlerini etkiliyor.

Yüzde 28,4'lük yıl sonu tahmini gerçekleşirse, fiyatların artış hızı önceki yıllara göre yavaşlamış olsa bile vatandaşın satın alma gücü üzerindeki baskı devam edecek. Özellikle gelirleri enflasyonun gerisinde kalan kesimler açısından sorun daha belirgin hale gelecek.

Burada ücret artışlarının enflasyon karşısındaki konumu kritik. Maaşların yalnızca geçmiş enflasyona bakılarak belirlenmesi, çalışanların satın alma gücünde kayıplara yol açabilir. Ancak ücretlerin çok yüksek oranlarda artırılması da işletmeler açısından maliyet baskısı yaratabilir. Bu nedenle Türkiye ekonomisinin önündeki en zor denklemlerden biri, çalışanların gelirini korurken yeni bir ücret-fiyat sarmalının oluşmasını önlemek olacak.

Büyüme hedefinin düşürülmesi de önemli

Yeni OVP'nin dikkat çeken ikinci unsuru büyüme tahminindeki aşağı yönlü revizyon. 2026 büyüme beklentisi yüzde 3,8'den yüzde 3,3'e indirildi. Bu durum, enflasyonla mücadele için uygulanan politikaların ekonomik aktivite üzerinde belirli bir yavaşlama yaratmasının beklendiğine işaret ediyor.

Aslında bu tablo ekonomi yönetiminin önündeki klasik ikilemi ortaya koyuyor: Enflasyonu düşürmek için talebi ve kredi büyümesini kontrol etmek gerekiyor; ancak fazla sıkılaşma yatırımı, tüketimi ve istihdamı olumsuz etkileyebiliyor.

Dolayısıyla yüzde 28,4'lük enflasyon tahmini ile yüzde 3,3'lük büyüme beklentisi birlikte okunmalı. Türkiye, fiyat istikrarını sağlamaya çalışırken ekonomik büyümeyi tamamen feda etmeden yol almaya çalışıyor.

Asıl mesele güven

Yeni hedefin başarılı olup olmayacağını yalnızca rakamlar belirlemeyecek. Burada beklentilerin yönetilmesi büyük önem taşıyor. Hane halkı ve şirketler gelecekte fiyatların daha fazla artacağını düşünüyorsa bugünden fiyatlarını ve ücret taleplerini yükseltebilir. Bu da enflasyonun kendi kendini besleyen bir yapıya dönüşmesine neden olabilir.

Bu nedenle para politikası, maliye politikası ve gelir politikalarının birbirini desteklemesi gerekiyor. Merkez Bankası'nın faiz politikası tek başına yeterli olmayabilir. Kamu harcamalarının disiplinli yürütülmesi, vergi politikalarının öngörülebilir olması, üretim maliyetlerinin azaltılması ve rekabetçi piyasa yapısının güçlendirilmesi de enflasyonla mücadelede belirleyici olacaktır.

Yeni hedef bir itiraf değil, yeni bir sınav

Yüzde 16'dan yüzde 28,4'e yapılan revizyon kuşkusuz ekonomi yönetimi açısından önemli bir hedef değişikliğidir. Ancak bundan daha önemli olan, yeni rakamın gerçekten ulaşılabilir bir patikaya dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir.

Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca enflasyonun düşmesi değil, düşüşün kalıcı hale gelmesidir. Çünkü geçici fiyat gerilemeleri vatandaşın ve işletmelerin ekonomik planlama yapmasını kolaylaştırmaz. Asıl başarı, fiyat artış hızının sürdürülebilir biçimde düşürülmesi, Türk lirasına güvenin güçlendirilmesi ve gelir dağılımındaki bozulmanın sınırlandırılması olacaktır.

Yeni OVP'nin sonunda enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere indirilmesi hedefleniyor. Bunun gerçekleşebilmesi için 2026 yılı kritik bir dönemeç olacak. Yüzde 28,4'lük yeni tahmin, geçmiş hedeflerin gerisinde kalındığını gösterirken aynı zamanda ekonomi yönetimine yeni bir başlangıç fırsatı da sunuyor.

Şimdi piyasaların ve vatandaşların bakacağı temel soru şu: Yeni hedef gerçekten ulaşılabilir mi, yoksa ilerleyen aylarda yeni bir revizyon daha mı gelecek? Bu sorunun cevabı; enflasyonun yanı sıra faiz, kur, enerji fiyatları, ücretler, kamu maliyesi ve ekonomik güvenin aynı anda nasıl yönetileceğine bağlı olacak.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]