Bir devlet dairesinde söylenen en tanıdık cümlelerden biridir: “Bugün git, yarın gel.”

Bazen gerçekten yetişmeyen bir iş vardır. Bazen eksik evrak vardır. Bazen mevzuat gereği beklemek gerekir. Hep bir "bahane", pardon; "gerekçe" vardır. Bunların hepsi anlaşılabilir.

Ama vatandaşın karşısına sürekli aynı anlayış çıkıyorsa, mesele artık tek tek memurların yoğunluğu değildir. Mesele, kamu hizmetine bakış açısıdır.

Devlet memurluğu, vatandaşa karşı güç kullanma makamı değildir. Devlet memurunun görevi, devletin hizmetini vatandaşa ulaştırmaktır.

Ne yazık ki yıllardır bazı kamu kurumlarında “işi çözmek” yerine “işi bekletmek”, “sorumluluk almak” yerine “sorumluluktan kaçmak”, “vatandaşa yardımcı olmak” yerine “vatandaşı tekrar tekrar göndermek”, "başından atmak" alışkanlığı var.

Ve asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü devlet, sadece binalardan, tabelalardan ve mevzuat kitaplarından ibaret değildir. Devlet, vatandaşa dokunduğu anda görünür olur.

Vatandaş bir kuruma girdiğinde karşısında devleti görür.

Eğer vatandaş saatlerce bekletiliyorsa, dosyası masalar arasında dolaştırılıyorsa, her seferinde başka bir gerekçeyle geri gönderiliyorsa, vatandaşın gözünde devletin itibarı da yara alır.

Üstelik bunu bilinçli olarak yapan, değişime ve iş yapmaya direnen bir anlayış varsa, bunun adı artık basit bir bürokratik aksaklık değildir.

Bu ülkenin bugününü yaşarken hala eski Türkiye'nin hantallığını, vatandaşı kapıda bekleten düzenini ve “ben ne dersem o olur” anlayışını sürdürmek isteyenler varsa, buna izin verilmemelidir.

Devlete zarar veren, sadece devlete açıkça karşı çıkanlar değildir.

Bazen devlete içeriden en büyük zararı, işini yapmayan, sorumluluk almayan ve kamu gücünü vatandaşı yıldırmak için kullanan anlayış verir.

Çünkü devletin düşmanı yalnızca dışarıda aranmaz.

Devletin kurumlarını işlemez hale getiren zihniyet de devletin gücünü aşındırır.

Vatandaşın devlete olan güveni, büyük söylemlerden önce küçük işlerde oluşur.

Bir ruhsatın zamanında verilmesinde…

Bir dilekçenin gerçekten okunmasında…

Bir dosyanın kaybolmamasında…

Bir memurun vatandaşa “Nasıl yardımcı olabilirim?” diye sormasında…

İşte devlet burada başlar.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, vatandaşı koridorlarda dolaştıran eski bürokrasi değil; çözüm üreten, sorumluluk alan, hızlı ve adil çalışan bir kamu yönetimidir.

“Bugün git, yarın gel” anlayışının yerini artık başka bir cümle almalıdır:

“Başvurunuzu aldık. Gerekeni yapacağız.”

Çünkü güçlü devlet, vatandaşını kapısında bekleten devlet değildir.

Güçlü devlet, vatandaşının işini çözen devlettir.
İşi ehline emanet etmeli ama adaletlisine ve ahlaklısına...
Vatandaş devletin sahibidir; memur ise devlet adına hizmet eden kişidir. Devlete ve vatandaşa düşman memurlar varsa temizlenmesi haktır.