Antalya, yıllardır turizmin başkenti olarak anılıyor. Oysa 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek COP31, Antalya için turizmden çok daha büyük bir dönüşümün kapısını aralayabilir.

Çünkü COP31 yalnızca iklim değişikliğinin konuşulacağı uluslararası bir konferans değil; temiz enerji, yeşil teknoloji, sürdürülebilir tarım, döngüsel ekonomi, karbon yönetimi ve iklime dirençli kentler için yeni bir ekonomik dönemin başlangıcı olabilir. Birleşmiş Milletler de COP31’in 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleştirileceğini doğruluyor.

Tam da bu nedenle KOSGEB’in 8 Ağustos’ta açıkladığı COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği, Antalya açısından dikkatle okunması gereken bir gelişme.

KOSGEB, Teknoloji Merkezi Destek Programı kapsamında 2026-01 COP31 Hızlandırma Çağrısını açtı.

Program kapsamında TEKMER işletici kuruluşları ile girişim ofisi bulunan teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon TL’ye kadar, yüzde 100 geri ödemeli destek sağlanacak.

Destek; personel, yazılım, eğitim, danışmanlık, organizasyon ve tanıtım gibi hızlandırma programı giderlerinde kullanılabilecek. Geri ödeme açısından da önemli bir avantaj bulunuyor: Program tamamlandıktan sonra 36 ay geri ödeme alınmayacak, sonrasında destek tutarı dört eşit taksitte geri ödenecek. Başvuruların son tarihi ise 30 Ağustos 2026.

Burada önemli bir ayrıntı var: Bu destek doğrudan her girişimcinin KOSGEB’e gidip 6,5 milyon TL alacağı klasik bir hibe değil. Başvuruyu TEKMER işletici kuruluşları ve uygun teknopark yönetici şirketleri yapıyor; girişimler ise oluşturulacak hızlandırma programlarına dahil oluyor.

Programların en az 15 işletmeyi kapsaması, 1-4 ay sürmesi, en az 15 gün yüz yüze gerçekleştirilmesi ve teknoloji hazırlık seviyesi en az 6 olan ürünlere odaklanması gerekiyor. Ayrıca program kapsamında Antalya’daki COP31 etkinliğiyle bağlantılı en az bir faaliyet bulunması şartı var.

Peki Antalya ne yapmalı?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Antalya COP31’i yalnızca “konferans geldi, oteller doldu, restoranlar kazandı” şeklinde değerlendirmemeli.

Antalya, COP31’i ekonomik dönüşüm projesine çevirmeli.

Şehrin turizm gücü, tarımsal üretimi, seracılığı, güneş enerjisi potansiyeli, üniversiteleri, teknoparkları, organize sanayi bölgeleri ve kırsal alanları birlikte düşünülmeli.

Örneğin otellerde enerji verimliliği ve karbon azaltımı, güneş enerjisi ve enerji depolama, su verimliliği ve gri su sistemleri, akıllı sulama, sürdürülebilir seracılık, tarımsal atıkların ekonomiye kazandırılması, gıda israfının azaltılması, döngüsel ekonomi, elektrikli ulaşım ve şarj altyapısı, iklime dayanıklı kent altyapısı, karbon ölçüm ve yönetim yazılımları, ekoturizm ve doğa temelli turizm, mavi ekonomi ile iklim dostu sağlık ve yaşlılık turizmi gibi alanlarda Antalya kendi girişimcilik ekosistemini oluşturabilir.

Antalya’nın kırsalı da COP31’in parçası olmalı

COP31 denildiğinde akla ilk olarak şehir merkezi, Belek, oteller bölgesi ve EXPO alanı geliyor. Oysa iklim mücadelesinin en önemli alanlarından biri kırsal Antalya. Turizmin 12 aya yayıldığı, kentten kırsala ulağı bir sürdürülebilir ekoturizm projelerini hayal ediyorum.

Akseki'den Kaş'a, Korkuteli'den Gazipaşa'ya kadar uzanan kırsal coğrafya; sürdürülebilir tarım, tıbbi-aromatik bitkiler, ekoturizm, orman ürünleri, yenilenebilir enerji ve kırsal kalkınma açısından büyük bir potansiyel taşıyor.

Bu nedenle COP31 sonrasında Antalya’nın yalnızca “kongre kenti” değil, iklim dostu üretim ve yaşam kenti olarak markalaşması gerekiyor.

Örneğin bir kırsal kalkınma projesinin yalnızca tarımsal üretim olarak değil; güneş enerjisi, yağmur suyu hasadı, atık yönetimi, karbon azaltımı, yerel ürünlerin markalaştırılması ve ekoturizmle birlikte tasarlanması artık mümkün.

Bu yaklaşım, COP31’in Antalya’da bırakacağı en kalıcı miraslardan biri olabilir.

Belediyelere de büyük görev düşüyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin iklim değişikliğine uyum, sera gazı azaltımı ve iklim eylem planı çalışmaları zaten devam ediyor. Kentin iklim riskleri, emisyon envanteri ve uyum politikaları üzerine yürütülen çalışmaların COP31 süreciyle birlikte daha görünür hale gelmesi önemli.

Ancak bundan sonraki aşama daha önemli:

Kamu, üniversite, özel sektör ve girişimciler aynı masada buluşmalı.

COP31 için Antalya’da yalnızca etkinlik takvimi değil, bir “Antalya Yeşil Dönüşüm Yol Haritası” hazırlanmalı.

Bu yol haritasında ilçeler bazında hangi sektörün hangi dönüşümü gerçekleştireceği belirlenebilir.

Örneğin Kepez’de yeşil teknoloji ve girişimcilik, Konyaaltı’nda iklim dostu kent ve turizm, Aksu’da sürdürülebilir tarım ve sera teknolojileri, Döşemealtı’nda yeşil sanayi ve lojistik, Korkuteli’nde tarım, gıda ve su verimliliği, Akseki’de ekoturizm, kırsal kalkınma ve yenilenebilir enerji, Kaş’ta mavi ekonomi ve sürdürülebilir turizm, Gazipaşa’da ise tarım, lojistik ve temiz enerji alanlarında uzmanlaşmış modeller geliştirilebilir.

COP31’in kazananı kim olacak?

Bence COP31’in gerçek kazananı, konferans sırasında en fazla otel odasını dolduran değil; konferanstan sonra en fazla yeşil yatırım çekebilen kent olacak.

Antalya’nın önünde tarihi bir fırsat var.

KOSGEB'in 6,5 milyon TL’lik COP31 hızlandırma çağrısı bunun ilk işaretlerinden biri. Ancak bu yalnızca başlangıç.

Antalya’nın asıl ihtiyacı; COP31 sonrasında da devam edecek yatırımcı buluşmaları, yeşil girişimcilik programları, uluslararası fonlara erişim mekanizmaları, iklim teknolojileri kümelenmeleri ve kırsal dönüşüm projeleri.

Çünkü COP31’in Antalya’da kalması gereken şey afişler, pankartlar ve konferans fotoğrafları değil.

Yeni şirketler, yeni yatırımlar, yeni teknolojiler, yeni istihdam alanları ve daha dirençli bir Antalya olmalı.

20 günlük bir konferans için hazırlanmak kolay.

Asıl mesele, 20 yıllık Antalya vizyonunu COP31 üzerinden kurabilmek.

Antalya bunu başarabilirse COP31, takvimdeki bir uluslararası organizasyon olmaktan çıkar; şehrin ekonomik tarihinde bir dönüm noktası haline gelir.