Uzun yıllardır ekoturizm, sağlık turizmi ve kırsal kalkınma alanlarında yürüttüğüm çalışmaların ortak bir hedefi var: İnsanların yalnızca konakladıkları değil, sağlıklı yaşamayı deneyimledikleri, doğayla yeniden bağ kurdukları ve yaşam kalitelerini artırabildikleri bütüncül yaşam alanları oluşturmak. Bu kapsamda, kişiye özel beslenme programlarının uygulandığı gastronomi mutfakları, rehabilitasyon ve esenlik hizmetleri, doğa temelli terapi alanları ile butik konaklamayı bir araya getiren yeni nesil tesis modelleri üzerine çalışıyorum. Bana göre geleceğin sağlık turizmi; hastalık odaklı değil, koruyucu sağlık anlayışını benimseyen, doğru beslenmeyi, hareketi, psikolojik iyilik halini ve doğayla iç içe yaşamı merkeze alan bütüncül bir yaklaşımla şekillenecek.

Tam da bu nedenle, 4 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği de uzun süredir üzerinde çalıştığım bu vizyonun kamu politikalarında karşılık bulmaya başladığını gösteren önemli bir adım olarak değerlendiriyorum.

Resmi Gazete’de yayımlanarak 4 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, ilk bakışta sağlık alanına yönelik teknik bir düzenleme gibi görülebilir. Oysa bu yönetmelik, doğru okunduğunda sağlık, turizm, kırsal kalkınma ve yatırım politikalarını aynı çatı altında buluşturan önemli bir vizyon ortaya koyuyor.

Dünyada sağlık anlayışı hızla değişiyor. Artık insanlar yalnızca hastalandıklarında tedavi olmak istemiyor; hastalanmadan sağlıklı kalmayı, yaşam kalitelerini artırmayı ve daha uzun süre bağımsız bir yaşam sürmeyi hedefliyor. Koruyucu sağlık hizmetleri, sağlıklı yaş alma, stres yönetimi, fiziksel aktivite, doğru beslenme ve doğayla iç içe yaşam, yeni dönemin en önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Küresel ölçekte esenlik (wellness) ve sağlıklı yaş alma (longevity) ekonomisinin her geçen yıl büyüdüğü düşünüldüğünde, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini stratejik bir bakış açısıyla değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. Sağlık hizmetleri ile turizmi, çevreyi ve yerel kalkınmayı bütüncül bir yaklaşımla ele alan projeler, ülkemize hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Türkiye ise bu alanda önemli avantajlara sahip ülkelerden biri. Dört mevsimi yaşayan iklimi, zengin doğal kaynakları, termal potansiyeli, denizleri, ormanları, yaylaları, biyolojik çeşitliliği ve güçlü sağlık altyapısıyla ülkemiz, esenlik turizmi açısından dünya çapında rekabet edebilecek bir konumdadır.

Yeni yönetmelik; fizyoterapi, ergoterapi, rehabilitasyon, psikolojik destek, beslenme danışmanlığı, egzersiz programları, sanat terapileri, hidroterapi, haloterapi, temiz hava ve doğa temelli terapiler, uyku sağlığı uygulamaları ve benzeri birçok hizmetin belirli standartlar çerçevesinde sunulabilmesine imkan tanımaktadır. Düzenlemenin en dikkat çekici yönlerinden biri ise doğa temelli terapilerin ilk kez açık bir şekilde mevzuatta esenlik hizmetleri arasında yer almasıdır. Doğanın insan sağlığı üzerindeki olumlu etkisinin hukuki bir çerçeveye kavuşması; yalnızca sağlık hizmetleri açısından değil, ekoturizm, kırsal kalkınma, sürdürülebilir yaşam alanlarının planlanması ve doğayla bütünleşik sağlık turizmi yatırımları açısından da yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir.

Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği, yalnızca yeni bir ruhsatlandırma sistemi getiren mevzuat değil. Aynı zamanda sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmayı, önleyici sağlık hizmetlerini güçlendirmeyi ve Türkiye’yi uluslararası esenlik turizmi pazarında daha güçlü bir konuma taşımayı hedefleyen önemli bir adım.

Bu düzenleme yalnızca sağlık sektörünü ilgilendirmiyor. Turizm yatırımlarından kırsal kalkınmaya, yaşlı dostu yaşam alanlarından uluslararası sağlık turizmine kadar birçok alanda yeni yatırım modellerinin önünü açabilecek niteliktedir.

Bugüne kadar birçok kırsal bölgemiz sadece tarımsal üretim yapılan alanlar olarak görüldü. Oysa aynı alanlar, doğaya zarar vermeden geliştirilecek esenlik merkezleri, sağlıklı yaş alma kampüsleri ve uluslararası sağlık turizmi yatırımlarıyla çok daha yüksek katma değer üretebilir. Böyle bir yaklaşım hem yerel üreticiyi destekler hem de gençlerin kendi şehirlerinde yeni iş alanları bulmasına katkı sağlar.

Özellikle kırsal bölgelerde doğayla uyumlu esenlik kampüsleri, sağlıklı yaş alma merkezleri ve sürdürülebilir yaşam alanları geliştirilmesi; hem yerel ekonomiye katkı sağlayabilir hem de genç nüfus için yeni istihdam alanları oluşturabilir. Tarımsal üretim, yerel gastronomi, yürüyüş rotaları, doğal yaşam ve kültürel miras gibi değerler de bu yatırımların ayrılmaz parçaları haline gelebilir.

Üstelik bu dönüşüm sadece ekonomik bir kazanç anlamına gelmez. Doğayı koruyan, yerel kültürü yaşatan ve insanı merkeze alan bir kalkınma modeli oluşturmak da mümkündür.

Önümüzde önemli bir fırsat var. Bu fırsatı sadece yeni bir sektör olarak değil, Türkiye’nin gelecek vizyonunun bir parçası olarak değerlendirmeliyiz. Çünkü gelecekte ülkeler yalnızca hastaneleriyle değil, insanların sağlıklı yaşamayı tercih ettiği destinasyonlar haline gelmeleriyle de rekabet edecek.

Asıl başarı ise bu yönetmeliğin sunduğu imkanları doğru planlayan, bilimsel temellere dayanan, çevreye duyarlı ve insan odaklı projeler geliştirebilmekten geçecektir.

Ben inanıyorum ki doğru planlama, nitelikli yatırımlar ve kamu-özel sektör iş birliğiyle Türkiye, esenlik ve sağlıklı yaş alma alanında dünyanın öne çıkan ülkelerinden biri olabilir. Bunun için ihtiyaç duyduğumuz en önemli şey ise vizyon sahibi projeler geliştirmek ve elimizdeki doğal zenginlikleri sürdürülebilir bir anlayışla geleceğe taşımaktır.

Bizler hastalandığımız zaman doktora gideriz ancak ne diyete uyarız, ne ilaç saatine dikkat ederiz. Bu yaklaşımın temelinde tedaviyi konaklamalı turizm haline getirip, kişiye özel beslenmeyi ve doğa terapileriyle arınmayı katmak var. Kişiler beslenmeyi de sağlık rutinine eklerse tedavi başarılı oluyor bu da konaklamalı tesislerde mümkün. Esenlik merkezlerinin yaygınlaşması için yatırımcıları Türkiye’ye davet ediyoruz.