Özel sektör çalışanlarının, özellikle de turizm profesyonellerinin; pandemi sonrasında ve özellikle de son üç yıl içinde giderek derinleşen vize randevusu sorunu, artık vize almaktan çok daha büyük bir eziyete dönüştü. Öyle ki geçtiğimiz aylarda karaborsa vize randevusu hizmeti satışı yapan ve Vize Danışmanlık Ofisi olduğunu iddia eden yapılara yönelik yapılan operasyonlarda basına yansıyan detaylar, istismarın boyutunu bir kez daha çarpıcı biçimde gözler önüne serdi.

Varolan vize sorununun üzerine bir de “randevu bulamama” sorununun eklenmesi, bir yandan yurttaşı bu yapılara mecbur kılarken diğer yandan da yurtdışına turist gönderen “Outgoing” ve yurtdışından turist getiren “Incoming” operasyon yürüten acenteleri, tur operatörlerini ve diğer sektör temsilcilerini doğrudan ve en olumsuz şekilde etkilemekte, adeta operasyonel kabiliyetlerine bir zincir vurmaktadır. Turizm profesyonelinin; gerektiğinde iş görüşmelerini, satış-pazarlama faaliyetlerini ve tanıtım çalışmalarını zamanında yapmaktan alıkoyuyor. Bu da destinasyon özelinde ülke tanıtımını ve turistik rekabet gücümüzü doğrudan zedeleyen faktörlerin başında geliyor.

Unutmamak gerekir ki turistik ürün, stoklanamayan ve arz edildiği anda tüketilmesi gereken bir hizmetler kombinasyonudur. Turizm sektörü, kırktan fazla farklı sektörü doğrudan ve dolaylı olarak etkilemekte; yarattığı katma değerle güçlü bir döviz kaynağı oluşturmaktadır.

Mevcut Durum: Yeşil Pasaport Turizmciyi Tamamen Dışlamıyor, Ama Kapıyı Aralık Bırakıyor

Burada bir noktanın altını net biçimde çizmek gerekiyor: Türkiye’de turizm sektörü, yeşil pasaport uygulamasının tamamen dışında değil. 2017 yılında yürürlüğe giren “İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar” kapsamında, seyahat acenteleri de hizmet ihracatçısı statüsüyle bu haktan yararlanabiliyor.

Ancak asıl sorun tam da burada başlıyor: bu hak, son üç takvim yılında yıllık ortalama en az 500 bin ABD doları (üç yılda toplam 1,5 milyon dolar) hizmet ihracatı yapan firmalarla sınırlı. Bu eşik, büyük ölçekli A sınıfı acenteler ve zincir yapıların küçük bir kısmı için ulaşılabilir olsa da, sektörün büyük çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta ölçekli acenteler için fiilen erişilemez durumda. Yani mesele “turizmciye pasaport verilmiyor” değil, “pasaport hakkı sektörün gerçek ihtiyaç sahibi kesimine ulaşmıyor” meselesi.

Bu Konu Gündemde — Ama Tıkanmış Durumda

Bunun da ötesinde, bu talep aslında “karar vericilerin gözden kaçırdığı” bir konu değil. TÜRSAB, seyahat acenteleri için yakın zamanda resmi bir kamuoyu duyurusu yayımlayarak belirli kriterler çerçevesinde yeşil pasaport hakkı talep etti ve bu çağrıyı, mesleğinden gelen Kültür ve Turizm Bakanı’nın öncülüğünde hayata geçirilmesini istedi. Duyuruda emsal olarak, TBMM’ye sunulan ve meslek odasına kayıtlı, en az 15 yıl fiilen çalışan mühendis ve mimarlara yeşil pasaport hakkı tanıyan kanun teklifi gösterildi. Bu teklif 13 Ekim 2025’te Meclis Başkanlığı’na sunuldu ve halen İçişleri Komisyonu’nda görüşülmeyi bekliyor.

Yani konu masada; sorun ilginin değil, hızın ve önceliklendirmenin eksikliği.

Turizmin yılda kırktan fazla sektörü hareket ettiren, doğrudan döviz getirisi

sağlayan “bacasız sanayi” konumu düşünüldüğünde, bu teklifin mühendis-mimar ve diğer meslek grupları için çalışma yapılan düzenlemesinden çok daha önce ve çok daha kapsayıcı şekilde, sektörün önceliklendirerek ele alınması gerekir. Hazırda yapılan yasal çalışmaların turizmi kapsayan şekilde revizyonu ve güçlendirilmesi, sektörün elini fazlasıyla rahatlatacaktır.

Nasıl Bir Model Kurulmalı?

Turizm çalışanlarına hizmet pasaportu tanınmaması önemli bir eksiklik olmakla birlikte, çözüm sınırsız bir dağıtım biçiminde de olmamalı. İhracatçılarda olduğu gibi, istismarı önleyecek ama gerçek ihtiyaç sahibini de dışarıda bırakmayacak dengeli bir kriter seti kurulabilir:

• Sektörde kesintisiz en az 5 yıl aktif çalışma geçmişi

• Turizm alanında yükseköğrenim mezuniyeti

• Yönetici pozisyonunda bulunmak

• Seyahat acentesi sahibi veya yöneticisi olmak,

• Zincir otel veya Bakanlık onaylı 4-5 yıldızlı otel sahibi/ortağı olmak (en az 5-10 yıllık sahiplik geçmişiyle)

• İlgili SGK/BağKur kodu üzerinden 12-24 ay kesintisiz prim ödemesi ve benzeri koşullar oluşturulabilir.

Bu tarz bir çerçeve, mevcut ihracat eşiğini tek başına yeterli kriter olmaktan çıkarıp kıdem, eğitim ve resmi kayıt temelli bir sisteme geçerek hem istismarı önler hem de sektörün asıl omurgasını oluşturan orta ölçekli işletmecileri ve deneyimli profesyonelleri kapsam içine alır.

Sonuç olarak: mesele karar vericilerin ihmal ettiği bir konu değil, masada duran ama dar kapsamlı yasal düzenlemeyi turizmi kapsayacak şekilde güçlendirmektir. Turizm sektörünün ekonomiye kattığı değer ve temsil ettiği “ülke marka elçiliği” işlevi göz önüne alındığında, bu düzenlemenin bir an önce yasalaşması, hem sektörün günlük operasyonel yükünü hafifletecek hem de Türkiye’nin uluslararası rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacaktır.