Geçenlerde bir kitap okurken Nasrettin Hoca’ya ait olduğu rivayet edilen bir atasözüne takıldım.

“El Elin eşeğini türkü söyleyerek arar…”

Yani, “İnsan, başkasının işini veya sorununu kendi işi kadar önemsemez; bu yüzden yardım ederken daha rahat, daha yavaş ve hatta neşeli davranabilir.”

Değişik bir ifadeyle bu durum tam da empati yapamama ya da yapmama, kısaca kendini başkasının yerine koyamama ya da koymama olarak da tercüme edilebilir...

Kendi eşeğiniz kaybolsa, el feneriyle tarlaları tarar, komşuların kapısını çalar, gece yarısı ahırı üç kez kontrol edersiniz.

Fakat komşunun eşeği kaybolduğunda, arama çalışmasına katılırken bir yandan da yanık bir türkü tutturmanız durumunda eşeği kaybolan kişinin sert biçimde “sen istersen eve geri git” sözü ile karşılaşmanız mümkündür…

Ne hikmetse günümüz insanının psikolojisi tuhaf bir muhasebe sistemiyle çalışır hale getirildi.

Bu nedenle arama faaliyeti, empati yapmadığınızda acil durum operasyonundan çok piknik gezisine benzeyebilir.

Günlük hayatımızda empati yapmamız gereken çok şeyle karşılaşırız…

Mesela apartman yöneticisi, bu atasözünün canlı laboratuvarıdır.

Kendi dairesinin musluğu damlasa tesisatçıyı beş dakikada bulur.

Fakat ortak merdiven lambası üç haftadır yanmıyorsa, konu önce toplantı gündemine alınır, sonra komisyona havale edilir, ardından “elektrikçi tanıdığı olan var mı?” sorusuyla yeni bir döneme girer.

Bir komşu, “çatı akıyor” dediğinde herkes son derece üzülür.

Fakat yağmur yağmadığı sürece bu üzüntü teorik düzeyde kalır.

Yağmur başlayınca herkes kendi tavanındaki damlayı fark eder ve atasözünün ikinci bölümü devreye girer: türkü kesilir, arama hızlanır çünkü başkasının eşeği artık insanın kendi salonuna girmiştir.

Ailelerde de herkesin kendi eşeği vardır.

Anne, evde kaybolan kumandayı bulmak için bütün koltukları kaldırır.

Baba, anahtarını bulamayınca evi soruşturma merkezine çevirir.

Çocuğun kalemi kaybolduğunda ise “biraz dikkatli olsaydın” denir.

Fakat aynı kalem, beş dakika sonra babanın cebinden çıkarsa olayın adı unutkanlık değil, yanlışlıkla oraya konulmuş olur.

Hele şarj aletiniz kaybolduysa evdeki herkesin sorguya çekilmesi, atasözünün hâlâ güncel olduğunu kanıtlar.

Eskiden insan, başkasının eşeğini tarlada türkü söyleyerek arardı.

Bugün ise arama faaliyeti sosyal medyada paylaşım yaparak yürütülüyor.

Bir arkadaşınız kayıp kedisi için ilan açar; siz paylaşır, altına üç kalp emojisi koyar ve görev tamamlandı sanırsınız.

Kedi bulununca büyük bir sevinç yaşanır.

Dijital çağda türkü söylemenin biçimi değişmiştir ama özü aynı kalmıştır.

Artık türkü olarak “umarım en kısa zamanda bulunur” yazıyoruz.

Bu söz yalnızca insanları başkasının derdine ilgisiz kalmakla suçlamaz aynı zamanda bize, “başkasının yükünü kendi yükümüz kadar ciddiye almanın değerini” de hatırlatır.

Çünkü yarın kimin eşeğinin kaybolacağını/kaybedileceğini kimse bilemez…

Bugün imdat diyenin aramasına türkü söyleyerek katıldığınızda yarın siz imdat dediğinizde başkaları türkü söyleyerek katıldığında acı çekeceğinizi unutmamalısınız…