Ortaokulda okuduğum 60’lı yıllarda öğretmenlerimiz şöyle derlerdi.

Türkiye, dünyada kendi tarım ürünleriyle kendi kendini besleyen 7 ülkeden birisidir…”

Peki ne oldu da kendi kendimizi beslerken ve hatta ihracat yapar durumdayken tarım ürünlerini ithal eden ülke olduk?

Ve neden ithalata rağmen toplam enflasyonun ağırlıklı kısmını tarım ürünleri oluşturmaktadır?

Alt gelir grupları ve geliri olmayan yoksul insanlar neden beslenmekte zorluk çekmektedir?

Tüm bu soruların tek cevabı var…

“Tarımda maliyetin yüksek oluşudur…”

Peki, tarımda maliyeti yükselten nedir?

Bunun da tek cevabı var.

“Tarım girdilerinin dövizle yurtdışından getirilmesidir…”

Yani tohum, gübre, ilaç, makine aksamları ve mazot döviz ödenerek yurtdışından ithal ediliyor…

Aslında temel sorun bu da değil…

Temel sorun “dövizin kontrol edilemez şekilde TL karşısında sürekli yükselmesidir…”

Tarımsal girdiler ithal edilebilir, bunda bir sorun yok.

Doların 2 TL olduğu dönemde tarımsal girdiler TL olarak yüksek olmadığından üretim maliyeti de haliyle düşük oluyordu ve en alt gelir grupları bile yiyecek bulmakta şikayetçi olmuyordu.

Ancak doların 47 TL olduğu günümüzde tarımsal girdilerin TL olarak yüksek olması, maliyetin de yüksek olmasına yol açmaktadır.

Buna bir de nakliye, işçilik ücretlerinin yüksek oluşu, kabzımalların ve tacirlerin kar oranının eklenmesi yüksek maliyeti daha da yükseltmektedir.

İktidarın çıkardığı ve yenilemeye çalıştığı ne Hal Yasası düzenlemesi ne bazı önlemlerle tacirlerin kârına sınır getirmesi, ne marketlere fahiş fiyat uygulaması nedeniyle ceza yağdırması, ne de gıdada fiyat istikrarı sağlamak için yaptığı ithalat “gıdada enflasyonu ve pahalılığı önleyemez…”

Bunlar olsa olsa palyatif önlemlerdir ve asla kalıcı değildir.

Kısaca, tarım ve hayvancılık ürünlerinin ucuz ve alt gelir gruplarının alabileceği fiyatlara gelmesi ancak tarım ve hayvancılıkta maliyetin düşük olmasına bağlıdır…

Maliyeti düşürmek için de güçlü döviz birikiminin olması ve dövizin TL karşısında stabil kalması gerekir.

Böylece üretici-tüketici arasında çok açık olan enflasyon makası daralacaktır…

Ancak ülke ekonomisinin bugünkü durumu bu makası daraltmaya muktedir değildir.

İhracat ve ithalat arasında yaklaşık her yıl 50 milyar dolarlık cari açığın olması, dövizi bu açık kadar her yıl yükseltmekte ve iktidar da bu açığı kapatmak için dış ve iç borçlanmaya gitmekte, bu da yetmezse kamu hizmetlerine ve enerjiye ağır zam yapmaktadır.

Genel ekonomik tablo böyle sürdükçe tarım ve hayvancılıkta maliyet düşmeyecek, tüketici domatesi 100, biberi de 150 TL’den almaya devam edecektir…

Bana göre kısa vadeli çözüm, 1924-1980 arasında uygulanan “ithal ikamesi” denilen özünde milli ve yerli ürünleri ve üreticiyi korumaya yönelik “korumacı sistemin” yeniden uygulanmasıdır.

Yani tarımda zorunlu olan mazot, tohum, gübre, ilaç, makine aksamları ile ilgili yapılan ithal ürünleri, iç piyasa şartlarına göre üreticiye aktarmak, aradaki döviz farkını Hazine’den ödemektir.

Bu devlete çok büyük yük getirmez…

Sadece birkaç köprü ve şehir hastanelerine ödenen “garanti para” kadar bir kaynağın aktarılması gıdada ki pahalılığı önlemeye yeterli olacaktır…