Finans dünyasında bazı olaylar vardır ki üzerinden yıllar geçse bile unutulmaz. ABD'de yaşanan Bernard Madoff vakası da bunlardan biridir. Çünkü burada sadece milyarlarca dolarlık bir para kaybından değil, yıllarca sürdürülen, binlerce yatırımcıyı etkileyen ve finans sistemine duyulan güveni ciddi biçimde sarsan devasa bir dolandırıcılıktan söz ediyoruz.
Madoff, 2008 yılında ortaya çıkan olayın merkezindeki isimdi. Yıllarca yatırımcılara yüksek ve istikrarlı getiriler sağladığı izlenimini veren Madoff, gerçekte yatırımcıların paralarını finansal piyasalarda vaat ettiği şekilde değerlendirmiyor; yeni gelen yatırımcıların parasını daha önce sisteme giren yatırımcılara ödeme yapmak için kullanıyordu. Bu yöntem finans dünyasında Ponzi sistemi olarak biliniyor. FBI da Madoff vakasını tarihin en büyük Ponzi şeması olarak tanımlıyor.
Peki sistem nasıl çalışıyordu?
Bir yatırımcı Madoff'a parasını teslim ediyor, karşılığında hesabında düzenli ve başarılı yatırım getirileri görünüyordu. Ancak hesapta görünen rakamların önemli bir bölümü gerçekte mevcut değildi. Yatırımcı parasını çekmek istediğinde, gerekli ödeme başka yatırımcılardan gelen parayla yapılıyordu. Böylece sistem dışarıdan bakıldığında başarıyla çalışan bir yatırım fonu gibi görünüyordu.
İşin en dikkat çekici tarafı ise Madoff'un sıradan bir isim olmamasıydı. Wall Street'te tanınan, piyasada itibarlı bir finansçıydı. Şirketinin yatırım dünyasındaki itibarı, yatırımcıların sorgulama ihtiyacını azaltıyordu. İnsanlar bazen bir yatırım ürününü sadece rakamlarına bakarak değil, o ürünü yöneten kişinin itibarına bakarak değerlendiriyor. Madoff vakası bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi.
Sistemin büyümesinde bir başka önemli unsur da ayrıcalık duygusuydu. Madoff'un yatırım dünyasında herkesin kolayca ulaşamadığı bir isim olduğu algısı oluşmuştu. Bazı yatırımcılar için onun fonunda bulunmak adeta bir prestij göstergesine dönüşmüştü. Bu durum finansal piyasalarda sık görülen bir psikolojik yanılgıyı ortaya koyuyor: “Herkes yatırım yapamıyorsa, demek ki çok değerlidir.”
Oysa yatırım dünyasında ayrıcalık ile güvenilirlik aynı şey değildir.
Daha da düşündürücü olanı, Madoff hakkında yıllar içinde çeşitli soru işaretlerinin ortaya çıkmış olmasıdır. FBI'ın aktardığı bilgilere göre 2001 yılında finans yayınlarında Madoff'un yatırım faaliyetlerine ilişkin ciddi sorular gündeme geldi. Sonraki yıllarda ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) tarafından çeşitli incelemeler ve denetimler gerçekleştirildi. Buna rağmen sistem 2008 yılına kadar sürdü.
Asıl kırılma noktası ise 2008 küresel finans kriziydi.
Piyasalar sarsılınca yatırımcıların paralarını geri çekme talepleri arttı. İşte Ponzi sistemlerinin en büyük problemi burada ortaya çıkıyor: Sistem sürekli yeni para girişine ihtiyaç duyuyor. Yeni para girişi yavaşladığında veya yatırımcıların büyük bölümü aynı anda parasını istediğinde yapı çökmeye başlıyor.
Madoff'un sistemi de tam olarak böyle çöktü.
SEC, 11 Aralık 2008'de Madoff ve şirketine karşı menkul kıymetler dolandırıcılığı suçlamasıyla harekete geçti. O dönemde yatırım hesaplarında yaklaşık 65 milyar dolarlık bir değer görünüyordu. Ancak gerçekte şirketin elinde yaklaşık 300 milyon dolar varlık bulunuyordu. Yani kâğıt üzerindeki servet ile gerçek varlık arasında devasa bir fark vardı.
Burada özellikle bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: 65 milyar dolar ifadesi, Madoff'un kasasında bulunan gerçek para anlamına gelmiyordu. Bu rakam, yatırımcı hesaplarında gösterilen toplam bakiyeyi ifade ediyordu. Gerçek kaybın hesaplanmasında ise yatırılan ana para, yapılan ödemeler ve hesaplarda görünen sahte getiriler gibi farklı ölçütler kullanıldı.
Madoff 2009 yılında suçunu kabul etti ve 150 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme ayrıca çok büyük miktarda malvarlığının müsaderesine karar verdi. Madoff, 2021 yılında cezaevinde hayatını kaybetti.
Fakat Madoff olayının en önemli boyutu bence yatırımcıların yaşadığı kayıptır.
Çünkü bu olayda yalnızca büyük yatırımcılar yoktu. Emeklilik birikimlerini, yaşam boyu kazançlarını veya şirketlerinin sermayesini Madoff'a emanet eden insanlar da vardı. Bazı yatırımcılar doğrudan Madoff'a yatırım yaptığını bile bilmiyordu; bazı fonlar ve aracı yapılar Madoff'a yatırım yaparak kendi müşterilerini de sisteme dahil etmişti.
Yıllar içinde mağdurların zararlarının bir bölümünün geri alınması için önemli çalışmalar yapıldı. ABD Adalet Bakanlığı'nın açıklamalarına göre on binlerce mağdura milyarlarca dolarlık ödeme gerçekleştirildi ve mağdurların kayıplarının büyük bölümünün telafi edilmesi hedeflendi.
Madoff olayından çıkarılacak ders ise son derece açık:
Finans piyasalarında yüksek getiri vaadi kadar, o getirinin nasıl elde edildiği de sorgulanmalıdır.
Bir yatırım aracının geçmişte sürekli kazandırmış olması, gelecekte de aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. “Garantili yüksek kazanç”, “hiç zarar etmiyoruz”, “bu fırsata herkes ulaşamıyor” gibi ifadeler yatırımcı açısından alarm işareti olmalıdır.
Burada finansal okuryazarlığın önemi ortaya çıkıyor. Yatırımcı sadece parasını nereye yatırdığını değil; parasının nasıl değerlendirildiğini, riskin ne olduğunu, kurumun kim tarafından denetlendiğini, getirinin hangi yöntemle sağlandığını ve gerektiğinde parasını nasıl çekebileceğini bilmelidir.
Madoff vakası bize şunu da gösterdi: İtibar, denetimin yerine geçemez.
En güçlü görünen finansçı, en büyük şirket veya en parlak geçmiş performans bile yatırımcının sorgulama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde denetim kurumlarının da sadece belgelerin varlığına değil, işlemlerin ekonomik gerçekliğine bakması gerekir.
Sonuçta Madoff olayı yalnızca ABD finans tarihinin büyük dolandırıcılıklarından biri değildir. Aynı zamanda yatırımcıya verilmiş çok önemli bir derstir:
Paranızı emanet ettiğiniz kişinin kim olduğunu bilmek önemlidir; ancak paranızın nerede, nasıl ve hangi riskle değerlendirildiğini bilmek çok daha önemlidir.
Finans piyasalarında en değerli güvence, körü körüne güvenmek değil; bilgi, şeffaflık, denetim ve finansal okuryazarlıktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar