14-19 Eylül 2026 haftası ekonomi açısından oldukça hareketli geçti. Türkiye ekonomisinde Merkez Bankası'nın faiz kararı, küresel piyasalarda ise ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırımı haftanın en önemli başlıkları oldu. Bunun yanında Borsa İstanbul'daki sert düşüş, yatırım fonları konusunda yaşanan gelişmeler, döviz kurlarındaki hareketlilik ve yüksek enerji fiyatları ekonomi gündeminin merkezinde yer aldı.
Benim açımdan haftanın en önemli mesajı şudur: Ekonomide artık yalnızca iç gelişmelere bakarak geleceği okumak mümkün değil. Türkiye'nin önündeki tablo; enflasyon, faiz, döviz, enerji fiyatları ve küresel para politikalarının aynı anda değerlendirilmesini gerektiriyor.
Merkez Bankası faizi yüzde 37'de tuttu
Haftanın Türkiye açısından önemli gelişmelerinden biri TCMB'nin 10 Eylül'de aldığı ve bu hafta etkileri daha fazla tartışılan faiz kararıydı. Merkez Bankası politika faizini yüzde 37'de sabit tutarken, gecelik borç verme faizini yüzde 40, borçlanma faizini ise yüzde 35,5 seviyesinde bıraktı. Merkez Bankası, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması halinde para politikasının sıkılaştırılabileceği mesajını da verdi.
Bu karar bana göre piyasalara önemli bir mesaj verdi: Faiz indirimi süreci otomatik ve kesintisiz bir süreç olarak görülmüyor. Enflasyonun ana eğilimi, beklentiler ve özellikle enerji fiyatları yakından takip edilecek.
Çünkü bugün petrol fiyatlarında yaşanan her yükseliş, yarın Türkiye'de akaryakıt fiyatlarından ulaştırma maliyetlerine, üretim giderlerinden gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanda hissedilebiliyor.
Fed kararı küresel dengeleri değiştirdi
Haftanın bir diğer kritik gelişmesi ABD Merkez Bankası'nın 16 Eylül'deki faiz kararıydı. Fed, politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4,00 aralığına yükseltti. Karar 12-0 oyla alındı. Fed'in açıklamasında enflasyonun hâlâ yüksek olduğu vurgulanırken, kararın fiyat istikrarına daha hızlı ulaşma amacı taşıdığı belirtildi.
Fed'in faiz artırması gelişmekte olan ülkeler açısından önemli. Çünkü ABD faizleri yükseldiğinde doların cazibesi artabiliyor, küresel sermayenin yönü değişebiliyor ve gelişmekte olan ülkelerin finansman maliyetleri üzerinde baskı oluşabiliyor.
Türkiye açısından ise konu daha da önemli. Bir tarafta dezenflasyon için sıkı para politikası uygulanırken diğer tarafta küresel faizlerin yüksek kalması, finansman koşullarının hızlı biçimde gevşemesini zorlaştırıyor.
Borsada sert satış haftası
Haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri Borsa İstanbul'da yaşandı. BIST 100 endeksi haftayı yüzde 8,18 kayıpla 13.284,42 puandan tamamladı. Endeks hafta içinde 12.817,01 ile 14.355,46 puan arasında dalgalandı. Aynı dönemde dolar/TL yüzde 0,36 yükselirken euro/TL yüzde 0,91 geriledi; gram altın ise haftayı yüzde 0,06 düşüşle tamamladı.
Özellikle 16 Eylül'de BIST 100'ün yüzde 5,54 düşmesi dikkat çekiciydi.
Burada yatırımcı açısından önemli olan yalnızca endeksin düşmesi değil, piyasa güveninin korunmasıdır. Sert hareketler yatırımcıların risk iştahını azaltabilir. Bu nedenle şeffaflık, likidite ve yatırımcı güveni önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacaktır.
Fon piyasasındaki gelişmeler
Haftanın bir başka önemli başlığı yatırım fonları oldu. SPK, tasfiye edilen yatırım fonlarının tasfiye süreçlerine ilişkin usul ve esasları belirledi. Ayrıca 7 portföy yönetim şirketinin tasfiye edilen 131 yatırım fonuna ilişkin süreçlerde Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası yetkilendirildi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise piyasalarda yaşanan sorunların sınırlı sayıdaki fonlardaki kredi ve likidite problemlerinden kaynaklandığını ve bunun genele yayılmış sistemik bir risk olmadığını ifade etti.
Ben burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Finans piyasalarında güven bir kez zedelendiğinde toparlanması zaman alabilir. Bu nedenle yatırımcıların yüksek getiri vaadine değil, ürünün nasıl çalıştığına, riskine, likiditesine ve arkasındaki varlıklara bakması gerekiyor.
Enerji fiyatları yine ekonomi sahnesinde
Türkiye ekonomisinin en önemli kırılganlıklarından biri enerji ithalatıdır. Bu nedenle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki hareketlilik Türkiye açısından yalnızca enerji piyasasının konusu değildir.
TCMB de son değerlendirmelerinde jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarının yüksek ve dalgalı seyrettiğine dikkat çekiyor. Enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerindeki belirsizliklerin enflasyon açısından yukarı yönlü risk oluşturduğu belirtiliyor.
Bence önümüzdeki dönemde petrol fiyatları ekonomi yönetiminin en yakından izlemesi gereken başlıklardan biri olacak. Çünkü petrolün yükselmesi cari dengeyi, enflasyonu, bütçe üzerindeki baskıları ve vatandaşın akaryakıt giderlerini aynı anda etkileyebilir.
Vatandaş açısından haftanın özeti
Peki bütün bu gelişmeler vatandaşa ne söylüyor?
Birincisi, yüksek faiz ortamı devam ediyor. İkincisi, küresel piyasalarda belirsizlik sürüyor. Üçüncüsü, enerji fiyatları enflasyon açısından risk olmaya devam ediyor. Dördüncüsü, finansal piyasalarda yüksek oynaklık görülebiliyor.
Dolayısıyla hane halkının bütçesini yaparken yalnızca bugünkü fiyatlara değil, faiz ve enerji maliyetlerindeki olası değişimlere de dikkat etmesi gerekiyor.
Yeni haftaya girerken
14-19 Eylül haftasının ekonomi açısından bana göre en önemli sonucu şu: Türkiye ekonomisi dezenflasyon sürecini sürdürmeye çalışırken dışarıdan gelen şoklara karşı da dikkatli olmak zorunda.
TCMB'nin yüzde 37'lik politika faizi, Fed'in yüzde 3,75-4,00 aralığına yaptığı faiz artışı, Borsa İstanbul'daki sert satışlar ve yüksek enerji fiyatları aynı haftada karşımıza çıktı.
Önümüzdeki süreçte ekonomi yönetiminin işi kolay olmayacak. Bir tarafta enflasyonu düşürmek, diğer tarafta ekonomik aktiviteyi desteklemek, finansal istikrarı korumak ve dış kaynak koşullarını yakından takip etmek gerekiyor.
Benim beklentim, önümüzdeki haftalarda piyasaların özellikle enflasyon verilerine, Merkez Bankası'nın mesajlarına, küresel faiz kararlarına ve enerji fiyatlarına daha fazla odaklanacağı yönünde.
Kısacası 14-19 Eylül haftası bize bir kez daha gösterdi ki ekonomide tek bir göstergeye bakarak sonuç çıkarmak mümkün değil. Faiz, enflasyon, kur, borsa, petrol ve güven birbirine bağlı. Ekonominin gerçek fotoğrafını görmek için bütün bu göstergeleri aynı anda değerlendirmek gerekiyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar