ABD Kongresi’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketini kabul etmesi, artık meselenin yalnızca Washington-Moskova hattında değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü yeni düzenlemenin en dikkat çekici tarafı, Rusya ile ticaret yapan üçüncü ülkeleri de doğrudan hedef alabilecek bir mekanizma oluşturması. Özellikle Çin ve Hindistan açısından konu, yalnızca diplomatik bir sorun değil; enerji maliyetleri, dış ticaret, enflasyon ve ekonomik büyüme açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek nitelikte.
ABD Temsilciler Meclisi 16 Eylül’de Rusya ve İran’a yönelik yaptırım paketini 262’ye karşı 159 oyla kabul etti. Senato ise düzenlemeyi daha önce 86’ya karşı 11 oyla geçirmişti. Paket şimdi Başkan Donald Trump’ın imzasını bekliyor. Düzenleme Rusya’nın enerji ve savunma sektörlerinin yanı sıra yetkilileri, finans kuruluşlarını ve yaptırımları aşmak amacıyla kullanılan “gölge filo”yu hedefliyor. Daha önemlisi ise Rus petrol ve doğalgazını satın alan bazı ülkelere yüzde 100’e kadar gümrük vergisi uygulanmasının önünü açıyor.
Burada benim dikkat çekmek istediğim nokta şu: Yaptırım artık yalnızca Rusya’nın kendisine uygulanmıyor; Rusya ile ticaret yapan ülkelerin tercihleri de ekonomik baskının konusu haline geliyor.
Çin açısından tablo daha karmaşık
Çin, Rusya’nın en önemli enerji müşterilerinden biri. Temmuz 2026 verilerine göre Çin, Rus fosil yakıtlarının en büyük alıcısı olurken Rusya’dan yaklaşık 7,7 milyar avroluk fosil yakıt satın aldı. Bunun 5,4 milyar avroluk bölümünü ham petrol oluşturdu. Aynı dönemde Rus petrolü Çin’in deniz yoluyla yaptığı ham petrol ithalatının yaklaşık dörtte birini oluşturdu.
Dolayısıyla Washington’ın Çin’e yönelik olası ek gümrük vergisi tehdidi, Pekin açısından iki taraflı bir hesap anlamına geliyor.
Bir tarafta daha ucuz ve güvenilir enerji tedariki var. Diğer tarafta ise ABD pazarına erişimin maliyeti bulunuyor.
Çin’in Rus petrolünden tamamen vazgeçmesi kolay görünmüyor. Çünkü Rusya’dan yapılan enerji ithalatı Çin rafinerileri açısından maliyet avantajı sağlayabiliyor. Ancak ABD’nin yüzde 100’e kadar çıkabilecek tarifeleri devreye sokması halinde Çin’in ihracatçı şirketleri açısından ciddi bir maliyet hesabı ortaya çıkabilir.
Burada mesele sadece petrol değil. Çin’in ABD ile ticaret hacmi çok büyük. Dolayısıyla Pekin’in önünde enerji güvenliği ile ABD pazarındaki ticari çıkarları arasında yeni bir denge kurma zorunluluğu oluşabilir.
Hindistan daha doğrudan baskı altında
Hindistan açısından durum belki de daha hassas.
Hindistan dünyanın en büyük petrol ithalatçılarından biri ve Rus petrolü son yıllarda enerji tedarikinde önemli bir yer edindi. Temmuz 2026'da Hindistan’ın Rusya’dan yaptığı hidrokarbon ithalatı 6,4 milyar avroya ulaşırken bunun 5,5 milyar avroluk bölümünü ham petrol oluşturdu.
Yeni ABD düzenlemesi nedeniyle Hindistan’ın önündeki seçenekler zorlaşıyor. Nitekim Yeni Delhi, ABD’nin yeni tarifelerinin ikili ilişkilere zarar verebileceği uyarısında bulundu ve enerji güvenliğini korumakta kararlı olduğunu açıkladı. Hindistan hükümeti, tedarik kaynaklarını piyasa koşullarına göre çeşitlendirmeye devam edeceğini belirtiyor.
Bence burada en önemli konu petrolün fiyatından daha geniş bir ekonomik hesap yapılmasıdır.
Hindistan Rus petrolünü daha az alırsa, alternatif kaynaklara yönelmek zorunda kalabilir. Bu da daha yüksek navlun, farklı kalite özellikleri, yeni tedarik anlaşmaları ve zaman zaman daha yüksek petrol maliyeti anlamına gelebilir.
Bu maliyetin bir bölümü rafinerilere, bir bölümü sanayiye, bir bölümü ise tüketiciye yansıyabilir.
Petrol fiyatları açısından yeni bir risk
Rus petrolünün dünya piyasasından tamamen çekilmesi halinde petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskı oluşabileceği açık. Fakat yaptırımların uygulanma biçimi burada belirleyici olacak.
Çin ve Hindistan Rus petrolünü almaya devam eder ancak daha yüksek indirim talep ederse Rusya’nın petrol gelirleri baskı altında kalabilir. Buna karşılık Rus petrolünün önemli bir bölümü piyasadan çekilirse küresel arz daralabilir ve fiyatlar yükselebilir.
Yani Washington’ın amacı Rusya’nın gelirlerini azaltmak olsa da uygulamanın küresel petrol piyasasında oluşturacağı sonuç çok daha geniş olabilir.
Benim açımdan asıl kritik nokta da burada başlıyor.
Enerji piyasasında yapılan her siyasi hamlenin ekonomik bir faturası vardır.
Petrol fiyatı yükseldiğinde bunun etkisi yalnızca benzin ve motorin pompalarında görülmez. Taşımacılıktan üretime, tarımdan gıdaya, sanayiden havayollarına kadar bütün maliyet zinciri etkilenir.
Türkiye açısından da yakından izlenmeli
Bu gelişmeleri Türkiye’nin dışında gerçekleşen bir jeopolitik mesele olarak görmek doğru olmaz.
Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Dolayısıyla Rusya, Çin ve Hindistan arasındaki enerji ticaretinde meydana gelebilecek değişimler küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını etkileyebilir. Petrol fiyatındaki yükseliş ise Türkiye’nin enerji ithalat faturasını artırarak cari denge ve enflasyon üzerinde baskı oluşturabilir.
Üstelik Türkiye'nin Rusya ile enerji ticareti de düşünüldüğünde, yaptırımların kapsamının genişlemesi finansman, lojistik, sigorta ve ödeme kanalları açısından ayrıca takip edilmelidir.
Önümüzdeki dönemde piyasanın özellikle üç noktaya odaklanacağını düşünüyorum: Trump yönetiminin tarifeleri gerçekten uygulayıp uygulamayacağı, Çin ve Hindistan’ın Rus petrolü konusunda nasıl bir yol izleyeceği ve Rusya’nın alternatif alıcılar ile alternatif ödeme-lojistik kanalları oluşturup oluşturamayacağı.
Sonuç olarak ABD Kongresi’nin yeni yaptırım paketi, Rusya’ya ekonomik baskıyı artırma hedefinin ötesinde küresel enerji ticaretinin kurallarını da yeniden şekillendirebilecek bir adım niteliğinde.
Çin ve Hindistan açısından ise mesele çok net: Rusya’dan enerji almaya devam etmek ile ABD pazarına erişimin maliyetini yönetmek arasında yeni bir denge kurulması gerekiyor.
Benim beklentim, bundan sonraki dönemde yaptırım savaşlarının yalnızca devletleri değil, petrol fiyatlarını, navlun maliyetlerini, şirket bilançolarını ve nihayetinde tüketicilerin cebini de daha fazla etkilemesi yönünde. Bu nedenle Washington-Moskova hattındaki her yeni kararın artık Pekin, Yeni Delhi ve Ankara’daki ekonomik göstergeler açısından da yakından izlenmesi gerekiyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar