Günümüzde çocukların ve gençlerin hayatının önemli bir bölümü ekran karşısında geçiyor. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve diğer dijital cihazlar artık eğitimden eğlenceye, iletişimden bilgiye ulaşmaya kadar hayatın her alanında kullanılıyor. Ancak teknolojinin sunduğu kolaylıkların yanında, aşırı ve kontrolsüz ekran kullanımının eğitim üzerindeki etkileri de giderek daha fazla tartışılıyor. OECD’nin PISA araştırmaları bu tartışmaya önemli veriler sunuyor.
PISA nedir?
PISA, İngilizce “Programme for International Student Assessment” ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçeye “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olarak çevrilebilir. Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yürütülen PISA, 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini uluslararası ölçekte değerlendiren önemli bir araştırmadır. PISA’nın temel amacı yalnızca öğrencilerin ne kadar bilgi ezberlediğini ölçmek değildir. Öğrencilerin sahip oldukları bilgileri gerçek hayat problemlerini çözmek için ne ölçüde kullanabildiklerini de ortaya koymaktır.
PISA ağırlıklı olarak okuma becerileri, matematik ve fen bilimleri alanlarını değerlendirir. Böylece ülkelerin eğitim sistemlerinin güçlü ve zayıf yönleri konusunda karşılaştırılabilir veriler elde edilir.
PISA 2022 sonuçları, eğitim dünyası açısından ciddi bir tablo ortaya koymuştur. OECD ülkelerinde 2018 ile 2022 arasında ortalama matematik performansı 15 puan gerilemiştir. Okuma performansındaki düşüş ise 10 puan olmuştur. OECD, matematikteki gerilemeyi PISA tarihindeki en büyük düşüş olarak değerlendirirken, okuma alanındaki gerilemenin de önceki rekor düşüşün yaklaşık iki katı olduğunu bildirmiştir.
Bu tabloya bakıldığında akla gelen önemli sorulardan biri şudur: Teknolojinin ve ekran kullanımının artması öğrencilerin öğrenme becerilerini zayıflatıyor olabilir mi?
Aslında mesele teknoloji kullanmak değildir. Asıl mesele teknolojinin nasıl, ne kadar ve hangi amaçla kullanıldığıdır. OECD’nin PISA 2022 verilerine ilişkin analizleri, dijital cihazların eğitim amacıyla ölçülü kullanılmasının bazı olumlu sonuçlarla ilişkili olduğunu gösteriyor. Buna karşılık aşırı dijital kullanım ve özellikle ders sırasında yaşanan dijital dikkat dağınıklığı öğrenme açısından önemli bir sorun oluşturuyor.
Örneğin OECD verilerine göre öğrencilerin yaklaşık yüzde 30’u, matematik derslerinin çoğunda veya tamamında dijital cihazlar nedeniyle dikkatlerinin dağıldığını ifade ediyor. Ayrıca öğrencilerin yaklaşık dörtte biri, sınıftaki diğer öğrencilerin dijital cihaz kullanmasından dolayı dikkatlerinin dağıldığını belirtiyor.
Burada çok önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. PISA verileri, “ekran süresi arttı, dolayısıyla matematik ve okuma becerileri kesin olarak geriledi” şeklinde basit bir neden-sonuç ilişkisi kurmuyor. Eğitim başarısını etkileyen öğretim kalitesi, pandemi sonrası öğrenme kayıpları, aile ortamı, sosyoekonomik koşullar, öğrencilerin çalışma alışkanlıkları ve okul iklimi gibi çok sayıda faktör bulunuyor.
Ancak ekranların öğrencilerin dikkatini parçalayabildiği gerçeği de göz ardı edilemez. Özellikle kısa videolar, sürekli bildirimler, sosyal medya ve hızlı tüketilen içerikler öğrencilerin uzun süre aynı metne odaklanmasını zorlaştırabilir. Oysa iyi bir okuma becerisi, yalnızca kelimeleri görmekten ibaret değildir. Bir metni anlamak, yorumlamak, farklı düşünceleri karşılaştırmak ve sonuç çıkarmak gerekir.
Matematikte de benzer bir durum söz konusudur. Matematik yalnızca formül ezberlemek değildir. Sabır, dikkat, problem çözme ve farklı çözüm yollarını deneme becerisi gerektirir. Sürekli bölünen dikkat, bu süreci zorlaştırabilir.
Bu nedenle eğitimde hedef, teknolojiyi tamamen dışlamak değil, teknolojiyi doğru yerde ve doğru ölçüde kullanmayı öğretmek olmalıdır. Nitekim PISA’nın 2025 değerlendirmesinde “Dijital Dünyada Öğrenme” başlığının yenilikçi bir alan olarak ele alınması da teknolojinin artık eğitimin dışında düşünülemeyeceğini gösteriyor. Bu değerlendirme öğrencilerin dijital araçları kullanarak bilgiyi yapılandırma, problem çözme ve kendi öğrenme süreçlerini yönetme becerilerine odaklanıyor.
Buradan ailelere ve eğitimcilere de önemli görevler düşüyor. Çocuklara sadece “telefonu bırak” demek yeterli değildir. Onlara zamanı yönetmeyi, dijital içeriği sorgulamayı, güvenilir bilgi ile yanlış bilgiyi ayırt etmeyi ve teknolojiyi üretken amaçlarla kullanmayı öğretmek gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde eğitim sistemlerinin en önemli sınavlarından biri, dijitalleşme ile geleneksel öğrenme yöntemleri arasında doğru dengeyi kurmak olacaktır. Kitap okumak, yazı yazmak, problem çözmek ve yüz yüze iletişim kurmak önemini korurken; dijital araçların sağladığı hızlı bilgi erişimi ve etkileşimli öğrenme fırsatlarından da yararlanılmalıdır.
Sonuç olarak PISA’nın verdiği mesajı “teknoloji kötüdür” şeklinde okumak yanlış olur. Asıl mesaj, kontrolsüz ve amaçsız teknoloji kullanımının eğitim açısından risk oluşturabileceğidir. Geleceğin başarılı öğrencisi, teknolojiyi en fazla kullanan değil; teknolojiyi gerektiğinde kapatabilen, gerektiğinde ise öğrenmek ve üretmek için etkili biçimde kullanabilen öğrenci olacaktır.
Eğitimde yeni hedef artık yalnızca çocukları dijital dünyaya hazırlamak değil, onların dijital dünyanın içinde kaybolmadan öğrenmeye, düşünmeye ve üretmeye devam etmelerini sağlamaktır.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar