Türkiye ekonomisinde 2026 yılı, enflasyon tahminlerinin adeta yeniden yazıldığı bir dönem olarak tarihe geçmeye aday. Yıla girilirken dezenflasyon sürecinin hızlanacağı, fiyat artışlarının belirgin biçimde yavaşlayacağı ve yıl sonunda daha düşük bir enflasyon oranına ulaşılacağı beklentisi hâkimdi. Ancak yıl içinde yaşanan gelişmeler, özellikle enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve maliyet baskıları, tahminlerin birkaç kez yukarı yönlü değiştirilmesine yol açtı.

2025 sonbaharında açıklanan Orta Vadeli Program'da 2026 yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16 olarak belirlenmişti. TCMB'nin 2026'nın ilk Enflasyon Raporu'nda ise yıl sonu tahmin aralığı yüzde 15-21 seviyesinde bulunuyordu. Ancak daha sonra ekonomik koşullar önemli ölçüde değişti. Mayıs ayında TCMB, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26'ya yükseltti. Ağustos ayında ise tahmin yüzde 28'e çıkarıldı.

Son olarak 6 Eylül 2026'da açıklanan yeni OVP, yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28,4'e taşıdı. Böylece yıl başındaki yüzde 16 hedefinden yüzde 12,4 puanlık oldukça büyük bir sapma ortaya çıktı.

Bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Enflasyonla mücadelede yalnızca hedef belirlemek yeterli değil; hedefin dayandığı varsayımların gerçekleşip gerçekleşmediği de sürekli takip edilmeli.

Tahminler neden sürekli değişti?

2026 yılında enflasyon tahminlerinin yükselmesinde tek bir neden bulunmuyor. Küresel enerji fiyatları, bölgesel savaşlar, döviz kuru hareketleri, gıda fiyatları, ücret gelişmeleri ve iç talep koşulları birlikte etkili oldu.

Özellikle enerji fiyatlarındaki hareketlilik Türkiye gibi enerji ithalatına yüksek ölçüde bağımlı bir ekonomi açısından kritik önem taşıyor. Petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş yalnızca akaryakıt fiyatlarını değil, taşımacılıktan üretime, tarımdan hizmetlere kadar geniş bir maliyet zincirini etkiliyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan da 2026 yılında savaşın enflasyon üzerindeki etkisinin yaklaşık 7 puana yaklaştığını belirtti. Bu açıklama, yıl başındaki varsayımlarla yıl içinde gerçekleşen ekonomik koşullar arasındaki farkı açık biçimde ortaya koyuyor.

Bir diğer önemli konu ise enflasyon beklentileri. Vatandaş ve işletmeler gelecekte fiyatların daha fazla artacağını düşünüyorsa, işletmeler fiyatlarını daha erken yükseltebilir, çalışanlar daha yüksek ücret talep edebilir ve tüketiciler de satın almalarını öne çekebilir. Böylece beklentiler gerçekleşen enflasyonu besleyen bir mekanizmaya dönüşebilir.

Yüzde 28,4 son tahmin mi?

Şimdi asıl soru burada başlıyor: 2026 yılı sonunda enflasyon gerçekten yüzde 28,4 olacak mı, yoksa yıl bitmeden yeni bir revizyon görecek miyiz?

Bence ikinci ihtimal tamamen göz ardı edilmemeli.

Çünkü 2026'nın tamamlanmasına yaklaşık dört ay kalmış durumda. Bu dönemde özellikle petrol fiyatları, gıda fiyatları, döviz kuru ve hizmet enflasyonu belirleyici olacak. Küresel enerji piyasalarında yeni bir şok yaşanması veya bölgesel jeopolitik risklerin büyümesi halinde yüzde 28,4 tahmini yeniden yukarı çekilebilir.

Buna karşılık enerji fiyatlarının sakinleşmesi, döviz kurunda istikrarın korunması, iç talebin kontrollü seyretmesi ve para politikasındaki sıkı duruşun etkisini göstermesi halinde enflasyon yüzde 28,4'ün altında da kalabilir.

Dolayısıyla yüzde 28,4'ü kesinleşmiş bir sonuçtan çok, mevcut koşullar altında oluşturulmuş bir senaryo olarak değerlendirmek gerekiyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yılın son çeyreğinde enflasyonun yeniden düşüş eğilimine girmesini beklediklerini açıkladı.

Vatandaş açısından yüzde 28,4 ne anlama geliyor?

Enflasyonun yüzde 28,4 olması, fiyatların yüzde 28,4 oranında artacağı anlamına gelmiyor. Bu oran, tüketici fiyat endeksinin bir önceki yılın aynı dönemine göre artışını ifade ediyor. Ancak vatandaş açısından asıl önemli olan, özellikle temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışlarının genel enflasyondan daha yüksek olup olmadığı.

Gıda, kira, eğitim, sağlık ve ulaştırma gibi kalemlerdeki fiyat hareketleri vatandaşın günlük yaşam maliyetini doğrudan belirliyor. Bu nedenle resmi enflasyonun düşmeye başlaması ile vatandaşın hayat pahalılığını hissetmesi aynı anda gerçekleşmeyebilir.

Enflasyonun yüzde 28,4'e gerilemesi olumlu bir gelişme olur; ancak fiyatların ucuzlaması anlamına gelmez. Sadece fiyatların daha yavaş arttığını gösterir. Bu ayrımın kamuoyuna doğru anlatılması büyük önem taşıyor.

2026'nın ekonomi açısından en önemli sınavı

Türkiye açısından bundan sonraki aşama yalnızca enflasyon oranını düşürmek değil, bu düşüşü kalıcı hale getirmek olmalı. Çünkü geçmiş yıllarda enflasyonla mücadelede en önemli sorunlardan biri, elde edilen kazanımların çeşitli şoklarla yeniden kaybedilmesi oldu.

2026 yılı bize tahminlerin ekonomik gerçeklik karşısında ne kadar hızlı değişebileceğini gösterdi. Yüzde 16'dan yüzde 28,4'e uzanan süreç bunun en somut örneği.

Önümüzdeki aylarda ekonomi yönetiminin sınavı, yeni bir hedef açıklamaktan çok mevcut yüzde 28,4 tahmininin güvenilirliğini güçlendirmek olacak. Para politikasının kararlılığı, maliye politikasıyla uyum, beklentilerin yönetilmesi ve üretim maliyetlerinin kontrol altında tutulması burada belirleyici olacak.

Sonuç olarak 2026 yılı için enflasyon hikâyesi henüz tamamlanmış değil. Yüzde 28,4 bugün için resmi beklenti olsa da yıl sonuna kadar yeni bir revizyon ihtimali bulunuyor. Ancak daha önemli olan rakamın yüzde 27, yüzde 28 veya yüzde 30 olması değil; Türkiye'nin yüksek enflasyon döneminden kalıcı ve sürdürülebilir biçimde çıkıp çıkamayacağıdır.

Ekonomi yönetiminin önündeki gerçek hedef, sadece enflasyonu düşürmek değil, enflasyon beklentilerini de düşürmek olmalıdır. Çünkü fiyat istikrarı sağlanmadan kalıcı büyüme, öngörülebilir yatırım ortamı ve vatandaşın satın alma gücünde gerçek bir iyileşme sağlamak oldukça zor olacaktır.