Tarımın en önemli araçlarından biri olarak kullanılan pestisitler, ürünleri hastalık ve zararlılardan korurken yanlış ve yoğun kullanıldığında çiftçilerin sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturabiliyor. Eylül 2026'da yayımlanan yeni bir araştırma, sorunun sanılandan çok daha büyük olabileceğini ortaya koydu. Araştırmaya göre dünya genelinde yaklaşık 934 milyon çiftçi ve tarım işçisinin 402-433 milyonu, yani yaklaşık yüzde 46'sı, her yıl istem dışı ve akut pestisit zehirlenmesi yaşıyor. Araştırma ayrıca pestisit zehirlenmelerine bağlı yıllık ölüm sayısını yaklaşık 11 bin olarak tahmin ediyor.

Bu rakamlar, pestisit kullanımını yalnızca "tarımsal verimlilik" başlığı altında değerlendirmenin yeterli olmadığını gösteriyor. Çünkü sorun yalnızca tarlada çalışan kişinin sağlığıyla sınırlı değil. Pestisitlerin yanlış uygulanması; toprağı, suyu, havayı ve biyolojik çeşitliliği de etkileyebiliyor. Özellikle ilaçlama sırasında koruyucu ekipman kullanılmaması, dozun artırılması, hasat aralığına uyulmaması ve tavsiye edilmeyen ürünlerin kullanılması çiftçiler açısından riski büyütüyor.

Türkiye'de tablo nasıl?

Türkiye açısından konu iki ayrı başlıkta ele alınmalı: Çiftçinin pestisite maruz kalması ve tüketicinin gıdadaki pestisit kalıntılarıyla karşılaşma ihtimali.

Tarım ve Orman Bakanlığı, pestisit kaynaklı zehirlenmeleri ayrıca izlemek amacıyla Bitki Sağlığı Kayıt Sistemi içerisinde bir "Zehirlenme Modülü" kullanıyor. Bakanlığın 2025 Bitki Sağlığı Uygulama Programı'nda, bitkisel üretimde kullanılan pestisitlerden kaynaklanan insan ve hayvan zehirlenmelerinin kayıt altına alınması öngörülüyor. Aynı program kapsamında kullanılan pestisit miktarlarının da yıllık olarak derlenmesi isteniyor.

Bu sistem önemli olmakla birlikte, asıl mesele kayıtların ne kadar kapsamlı ve düzenli tutulduğu. Dünya genelindeki yeni araştırmanın dikkat çektiği sorunlardan biri de pestisit zehirlenmelerinin yeterince raporlanmaması. Sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıklar, zehirlenmelerin başka hastalıklarla karıştırılması ve mesleki maruziyetin yeterince sorgulanmaması gerçek tablonun olduğundan küçük görünmesine neden olabiliyor.

Türkiye'de ise denetim mekanizmalarının son yıllarda güçlendirildiği görülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, hasat öncesi pestisit denetimleriyle ürünlerde yasaklı, tavsiye dışı veya hatalı bitki koruma ürünü kullanımını tespit etmeye çalışıyor. 2025 yılı bütçe sunumuna göre bu denetimler 81 ilde, 55 ürünü kapsayacak şekilde risk esaslı olarak yürütüldü.

Bakanlığın açıkladığı verilere göre son üç yılda pestisit denetimleri yüzde 40 artırılarak 246 bin 946 denetim gerçekleştirildi. Aynı açıklamada pestisit kalıntı oranının yüzde 35, Avrupa Birliği'nin RASFF sistemi üzerinden yapılan bildirimlerin ise yüzde 54 azaldığı belirtildi.

Ancak denetimlerin varlığı kadar üreticinin doğru uygulama konusunda bilinçlendirilmesi de önemli. Örneğin Trabzon'da 2025 yılı denetimlerinde alınan 40 numunenin 7'sinde tavsiye dışı bitki koruma ürünü kullanımı tespit edildi. Bu üreticilere toplam 147 bin 42 lira idari para cezası uygulanırken, ilgili ürünlerde satış yasağı, hasat geciktirme ve imha işlemleri gerçekleştirildi.

Çözüm yalnızca yasaklamak değil

Pestisit kullanımını azaltmanın yolu, çiftçiyi bir anda kimyasal mücadeleden tamamen uzaklaştırmak değil; alternatifleri ekonomik ve uygulanabilir hale getirmekten geçiyor. Entegre mücadele, biyolojik mücadele, biyoteknik yöntemler, doğru sulama ve gübreleme, dayanıklı çeşitlerin kullanılması ve erken uyarı sistemleri bu dönüşümün önemli parçaları.

Türkiye'de de bu yönde çalışmalar bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, entegre zararlı yönetimi projelerini genişletirken biyolojik ve biyoteknik mücadele yöntemlerini kullanan üreticilere destek sağlıyor. Bakanlığın verilerine göre entegre mücadele uygulama alanı 0,28 milyon dekardan 4,6 milyon dekara çıkarıldı; ayrıca 223 aktif maddenin kullanımı yasaklandı.

İstanbul'daki uygulamalar da alternatif yöntemlerin mümkün olduğunu gösteriyor. 2025 yılında örtüaltı üretimde kimyasal mücadeleye alternatif olarak biyoteknik yöntemlerin yaygınlaştırılması kapsamında 785 üreticiye on binlerce sarı ve mavi yapışkan tuzak dağıtıldı.

Sonuç olarak pestisit meselesi yalnızca "zehirli ilaç kullanımı" tartışması değildir. Konu, çiftçinin sağlığından tüketicinin güvenilir gıdaya erişimine, çevrenin korunmasından tarımın geleceğine kadar uzanan geniş bir halk sağlığı ve tarım politikası meselesidir.

Dünyada her yıl yüz milyonlarca çiftçinin akut pestisit zehirlenmesi yaşadığına ilişkin yeni bulgular, alarmın artık daha yüksek sesle çalması gerektiğini gösteriyor. Türkiye için öncelik ise çiftçiyi cezalandırmaktan önce doğru kullanım konusunda daha fazla eğitmek, koruyucu ekipmana erişimi kolaylaştırmak, zehirlenmeleri eksiksiz kaydetmek, denetimleri güçlendirmek ve kimyasal mücadeleye alternatif yöntemleri ekonomik açıdan cazip hale getirmek olmalı.

Çünkü güvenilir gıda, yalnızca sofradaki ürünün analiz edilmesiyle değil, o ürünün yetiştirildiği tarlada çalışan insanın sağlığının korunmasıyla başlar.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]