Yeni bir eğitim öğretim yılı başlıyor. Üniversitemizde, fakültemizde yine gençlerle buluşacağız. Kimileri büyük hedeflerle, kimileri ise sadece bir diploma sahibi olmak için amfilerde, dersliklerde yerini alacak.
Onlara sorumlu olduğumuz derslerle ilgili bildiklerimizi, tecrübelerimizi aktarmaya çalışacağız. Şahsen öğrencilerimi dinleyerek ve onların da görüşlerini alarak eğitim-öğretime devam edeceğiz. Yazımızın başlığıyla ilgili olarak da öğrencilerimize tarım sektörünün ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışacağız. Ancak bizler ne kadar söylersek söyleyelim ve tarımın Türkiye’nin geleceği olduğunu ne kadar ifade edersek edelim, gençlerin gözünde bir “itibar, imaj sorunu” olduğunu görebiliyoruz. Ayrıca bu sorunun göz ardı edildiğini düşünüyorum.
Bunun ne kadar gerçek olduğunu çevremizde bulunanların düşüncelerine başvurarak görebiliriz. Tarım; neredeyse herkesin yapabildiği, herkesin üzerinde konuşabildiği, herkesin kendine göre çözüm üretebildiği bir sektör durumunda. Bu konuya yıllarını ayırmış kişilerin önemi bile yok.
İnsanlarımız ve özellikle kırsal kesimde yaşayanlar tarımsal eğitimi küçük görüp okusan ne olur okumasan ne olur düşüncesindeler. Ziraat Mühendisi olan işsiz kalır algısı itibar zedelemeye yetiyor. Sanki başka meslek dallarında işsizlik yokmuş gibi daima tarımcılar gündeme geliyor.
Bunun doğrulayan başka bir gerçekte tarım sektörün çalışan gençlerini kaybetmesidir. Örneğin kırsaldaki nüfus yaşlanıyor. Bugün birçok bölgede üreticilerin yaş ortalaması 50-55 yaş bandına ulaşmış durumda. Asıl sorulması gereken soru ise şudur: Bir çiftçinin çocuğu neden çiftçi olmak istemiyor? Bu soruya verilecek cevaplar, tarımın geleceğini belirleyecektir.
Sorunun yalnızca işin zorluğuyla açıklanabileceğini düşünmüyorum. Elbette tarım emek ister. Ancak hayatın birçok alanı da zordur. Sağlık çalışanları, mühendisler, sanayiciler, girişimciler de büyük fedakarlıklarla çalışmaktadır. İnsanlar bir mesleği sadece zor olduğu için terk etmez. Eğer o meslek gelecek vaat ediyor, saygın bulunuyor ve kişiye bir kimlik kazandırıyorsa zorluklar göze alınabilir.
Bugün tarımda karşılaştığımız problem biraz daha farklıdır. Gençlerin önemli bir kısmı, tarımı bir gelecek hikayesi olarak görememektedir. Bunun en önemli göstergelerinden biri üniversite tercihlerinde ortaya çıkıyor. Üniversite eğitimi, gençler açısından iş bulmanın yanı sıra bir “statü meselesi” olarak da görülmektedir. Toplum yıllardır gençlere şu mesajı vermektedir: "Okursan kurtulursun."
Bu cümlenin görünmeyen devamı ise çoğu zaman şöyledir: "Köyde kalma, çiftçi olma."
İşte tarımın imaj sorunu tam da burada başlamaktadır. Çünkü mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojiktir.
Aslında gençlerin üniversite tercihleri bizlere sorunun tarım sektörünün de ötesinde olduğunu gösteriyor. İki milyonuncu sıradan iktisat, işletme, halkla ilişkiler, tarım teknikerliği ya da ziraat fakültesi tercih etmek baştan yenilgiyi kaybetmek demektir. Hatta mezuniyet sonrasında üç harfli marketlerde çalışmak, çağrı merkezlerinde görev almak veya alanı dışında iş aramak ihtimali herkes tarafından bilinmektedir. Ekonomik gücü olanlar hariç işsizlik kaçınılmaz durumda.
Bu nedenle tarımın geleceği için öncelikle tarımın itibarı kurtarılmalıdır. Bunun yolu da büyük ölçüde eğitimden geçmektedir.
Ülkemizdeki ziraat fakültelerinin sayısı da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Hemen her bölgede benzer bölümler açılması, istihdam planlaması yapılmadan kontenjanların artırılması ve mezun sayısının sektörün ihtiyaçlarının üzerine çıkması, kaçınılmaz olarak işsiz veya alanı dışında çalışan ziraat mühendisleri ortaya çıkarmaktadır. Bu tablo da doğal olarak tarım eğitiminin ve tarımsal mesleklerin imajına zarar vermektedir.
Sadece zorunlu olduğu için derse gelen, ders boyunca telefonuyla ilgilenen, oyun oynayan, mezuniyet sonrasını düşünmeyen öğrenci profili de tarımın içinde bulunduğu durumun bir yansımasıdır. Gençlerin tarıma olan ilgisizliği ile sektörün itibar kaybı birbirini besleyen bir döngü oluşturmuştur.
Tarım, başarısız olanların yöneldiği bir alan değil; bilgi, teknoloji ve girişimcilik gerektiren bir üretim sahası olarak tanıtılmalıdır. Çocukların gözünde çiftçi profili yeniden şekillendirilmelidir. Çiftçi; sadece üreten değil, aynı zamanda yöneten, planlayan, risk alan ve teknoloji kullanan bir girişimci olarak görülmelidir.
Bu noktada ziraat fakültelerine de önemli görevler düşmektedir. Yeni eğitim öğretim yılında amfilerimize, dersliklerimize gelecek öğrencilerin; araştırmayı seven, merak eden, sorgulayan ve öğrenmek isteyen gençler olmasını diliyorum. Çünkü tarımın geleceğini yalnızca binalar, laboratuvarlar veya müfredatlar belirlemeyecek. Geleceği belirleyecek olan şey, o sıralarda oturan öğrencilerin motivasyonu olacaktır.