Akdeniz eşsiz kıyıları ile bütün dünyaca ünlüdür ve her yıl binlerce turisti kendine çekmektedir. Açıkçası Türkiye’nin en önemli turizm değerlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Hangi kısmını ele alırsak alalım dillere destan güzellik hikayelerini duyarız, biliriz.

Hatay’dan Kıbrıs’a, Adana’dan Antalya’ya, Konyaaltı sahillerinden Muğla’ya kadar her sahil şeridi, koyu gerçekten enfes güzelliklere sahiptir. Ve bu güzellikler sadece turizm açısından kıymetli değildir. Ekonomimize farklı alanlarda da katkı koymaktadır. Açıkçası bizden sonraki nesillere de bu güzelliklerin aktarılması gerekir.

Hal böyleyken son aylarda sahillerimizden gelen görüntüler ne yazık ki iç açıcı değil. Son günlerde sosyal medya platformlarında yapılan yayınlar ve görseller gündeme gelse de bu kirliliğin geçtiğimiz yılını unutmamak gerekiyor. Geçtiğimiz yıl bir tanıdığımın denizde yüzdükten sonra rahatsızlanması sonucu bir yazı yazmıştım.

Aynı sorun artarak bu yıl da gündemimize oturmuş durumda. Deniz yüzeyini kaplayan mikro plastikler, köpük benzeri atıklar, kıyılara vuran çöpler ve rüzgarlı havalarda daha görünür hale gelen kirlilik, Akdeniz'in karşı karşıya olduğu çevre felaketini gözler önüne seriyor.

Bu sorun hakkında sürekli olarak endişelerini paylaşan eski milletvekillerinden Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün paylaşımlarına bakarsak sadece benim yazdıklarımın dışında kaynaklar görmüş olursunuz. Eğer kirliliğe kendiniz tanık olmak isterseniz bir öğleden sonra sahil şeridine gidebilirsiniz.

Peki bu kirliliğin kaynağı nedir?

Bu konunun acilen çözüme kavuşması gerekiyor. Kirlilik kaynağıyla ilgili bazı paylaşımlar ve iddialar var. Kirliliğin kaynağı konusunda farklı değerlendirmeler yapılıyor. Bazı uzmanlar ve çevre gözlemcileri, Suriye kıyılarından ters akıntılarla taşınan atıkların Antalya Körfezi’ne kadar ulaşabildiğini ifade ediyor. Kirliliğin Adrasan sahillerinden ileriye doğru gittiğinin de altını çizelim.

Ancak yapılan paylaşımlarda Doğu Akdeniz’de bizim sınırlarımız içerisinden denizlere akan derelerden gelen kirlilikler var. Tur teknelerinin, atık su tesislerinin, ticari gemilerin, deniz sahiline gelen vatandaşların sebep oldukları kirlilikler çözüme kavuşamamışken mikro plastik ve köpüklü su tam bir deniz felaketi sayılabilir.

Turizm sezonunda tam ortasında, nüfusun katlanarak arttığı bölgelerde bu sorunun patlak vermesi imajımız açısından hiç de iyi görüntü olmadı. Bugün ortaya çıkan tablo, aslında yıllardır biriken ihmallerin sonucudur.

Turizm açısından bakıldığında ise daha da düşündürücü bir durumla karşı karşıyayız. Turizm sezonunun tam ortasında sahillerden paylaşılan bu görüntüler, ülke turizminin marka değerine zarar veriyor. Yabancı turistlerin sosyal medya aracılığıyla saniyeler içinde ulaşabildiği görüntüler, destinasyon tercihlerini doğrudan etkileyebilir.

Özellikle son yıllarda bazı kesimler tarafından eleştirilen paket turizm modeli, bu koşullarda turistler açısından daha cazip hale gelebilir. Çünkü insanlar temizliği ve hizmet standardı daha sıkı kontrol edilen tesislere yönelmek isteyebilir. Oysa Türkiye'nin en büyük avantajlarından biri; koyları, doğal plajları, özgür deniz kültürü ve eşsiz sahil şerididir. Kıyılarımızın kirlenmesi, tam da bu avantajlarımızı tehdit ediyor.

Akdeniz bizim ortak mirasımızdır. Daha etkin denetimler, daha güçlü arıtma sistemleri, daha ağır yaptırımlar ve en önemlisi toplumda oluşacak çevre bilinci olmadan bu mücadeleyi kazanamayız.

Henüz geç değil. Ama artık vakit kaybetme lüksümüz de yok…