Uzaya bakmak kolay. Asıl mesele, oraya gidecek teknolojiyi üretmek ve o yolculuğu gerçekleştirecek insan kaynağını yetiştirmek.
Türkiye şimdi Ay yolculuğunda önemli bir eşiği geride bırakıyor.
Türkiye’nin ilk Ay görevi için geliştirilen uzay aracının üretim, montaj ve entegrasyon çalışmaları tamamlandı. Yaklaşık 3,5 ton ağırlığındaki araç, fırlatma öncesi en kritik aşamalardan biri olan çevresel testler için TUSAŞ’ın Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi’ne gönderildi.
Burada önemli olan yalnızca Türkiye’nin Ay’a bir araç gönderecek olması değil.
Asıl önemli olan, bu aracın arkasındaki mühendislik birikimi.
GÖKTÜRK-2, İMECE ve TÜRKSAT 6A gibi projelerde kazanılan tecrübeler, bugün Ay görevine taşınıyor. Yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranına sahip Ay Uzay Aracı’nda uçuş bilgisayarından haberleşmeye, güç sistemlerinden yörünge operasyonlarına kadar birçok kritik teknoloji yerli imkânlarla geliştirildi.
Üstelik bu süreçte 200’den fazla mühendis, araştırmacı ve teknik personel görev aldı.
Bu nedenle Ay görevi sadece bir uzay projesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesinin de önemli bir göstergesi.
Planlamaya göre araç 2027’nin ilk aylarında fırlatılacak. Yaklaşık iki aylık yolculuğun ardından Ay’ın 100 kilometre üzerindeki yörüngesine ulaşması ve burada en az üç ay bilimsel çalışmalar yürütmesi hedefleniyor.
Ay’a ulaşmak elbette önemli.
Ancak bence daha önemlisi, oraya giderken kazanılan tecrübenin Türkiye’de kalacak olması.
Çünkü uzay yarışında asıl mesele yalnızca Ay’a gitmek değil; daha uzağa gidebilecek teknolojiyi bugünden üretmek.
Türkiye şimdi o yolculuğun kapısını aralıyor.
Sırada ise Ay var.