Birkaç gün önce 41 yaş sebze ve meyve ticareti yapan şirkete “pazar fiyatlarının yüksek çıkmasına neden olmaları” gerekçesiyle operasyon yapıldı ve bu şirketlerin sahipleri ya da yöneticileri gözaltına alındılar.
Binin üzerinde tarım üreticisinin Bakanlığa ve CİMER’e yaptıkları şikâyet üzerine yapılan bu operasyon sonrası yandaş gazete ve televizyonlarda operasyonu yapan bakanlığa bir “aferin” çekildi ve sayfa sayfa, görüntülerle meyve ve sebzelerdeki fiyatların düştüğünü topluma anlattılar.
Vay be dedi insanlar “demek ki yıllardır pahalı sebze ve meyve almamızın nedeni bu 41 şirketmiş…” diye düşündüler.
Yani anlayacağınız sebze ve meyve fiyatlarının pahalı olmasının gerçek nedenlerinin üzerini günah keçisi yaptıkları tarımsal şirketler örtüsüyle örtmeye çalıştılar…
(Bunları yazarken sakın ola ki benim tacirleri savunduğum anlaşılmasın…)
Birçok emtiada olduğu gibi sebze ve meyve fiyatlarının üreticiden tüketiciye gelişinde oluşan yüksek fiyatın gerçek nedeninin, “serbest piyasa ekonomisi” sisteminin olduğu gözden kaçırılıyor…
Gelin fiyatların yüksek çıkmasına neden olan bu sistemin kurduğu örgüye bir bakalım.
İşin aslı meyve ve sebzelerin son tüketiciye gelene kadar oluşan zincirin neden olduğu maliyettir.
Üretici, yüksek fiyatlı ve dövize endeksli ithal gübre, ilaç, mazot, işgücü girdileriyle ürününü normalin üzerinde bir maliyetle elde ediyor.
Tacir, üreticiden ürünleri toptan alıyor ve hemen komisyonculara devretmiyor, normal ya da soğuk hava depolarını götürüyor…
Oradan hallerdeki komisyonculara devrediliyor…
Komisyoncu, hallerden son tüketiciye ulaştıracak olan market zincirlerine ve küçük toptancılara satıyor.
Ve nihayet son tüketici market zincirlerinden ve pazarlardan bu ürüne ulaşabiliyor…
Bakın arada toptancı tacirler var…
Komisyoncular var…
Market zincirleri, küçük toptancılar ve nihayet pazarcılar var…
“Üreticinin maliyeti ve kârına toptancının, komisyoncunun, market ve pazarcıların kârı, depo ve bina kiraları, bu zincirde çalışan yüzlerce işçinin ücreti, elektrik, su, akaryakıt ve nakliye giderleri, her birinin ödediği KDV, ÖTV ve gelir vergileri ve nihayet belediyelerin hallerde ki rüsum ücretleri eklendiğinde tüketicinin yediği domatesin fiyatı ortaya çıkmaktadır…”
Yani, bu tedarik zincirindeki bir halkayı suçlar ve onu yenilen domatesin fiyatının fahiş olmasının müsebbibi olarak toplumun önüne atarsanız, gerçek suçluları ve pahalılığa neden olan kurulu sistemi gözden kaçırırsınız…
Bugün için toplumun gazını alırsınız ama tüketicinin pahalı domates yemesini engelleyemezsiniz…
Peki, bu sorun nasıl çözülür?
Bu sorunu kısa vadede “maliyet zincirini” kısaltarak çözebilirsiniz…
Bunun da yolu “üretici kooperatifleri” aracılığı ile ürünlerin son tüketiciye ulaşmasını sağlamaktır…
Ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu neoliberal sistem buna izin vermez…
Çünkü yapılan tüm denemeler bir şekilde engellenmiş ve var olanlarda dağıtılmıştır.
Seçim dönemlerinde şirin görünmek adına böyle günah keçileri toplumun önüne atılır, sonrasında her şey kaldığı yerden devam eder…