Geçen hafta yazdığım “Battı mı, Batırıldı mı” başlıklı yazım üzerine Marmara Denizinde çarpışma sonucu battığı iddia edilen İmamoğlu gemisini sigortalayan şirketin elemanlarından birisi aradı ve şu bilgileri verdi.

“Hızlı batışın nedeni, çarpan Alsu gemisinin önünde 4 metre eninde ve 2 metre yüksekliğinde çelikten buz kıranın İmamoğlu gemisini yandan parçalamasıdır.

Tek cıdarlı yani ambarın olduğu yerde denizle gemi arasında tek bir çelik saç bulunması hızlı batışın bir başka nedenidir.

Yani sualtı seviyesinde su geçirmez bölmeler yoktur.

Darbe alındığı anda geminin ambarları hızla suyla dolar ve bu da hızlı bir şekilde gemiyi batırır.”

Özet olarak yazdığım bu açıklamalara ek olarak, sigorta şirketinin Belçika kökenli olduğunu, elde edilen bu ilk bilgilere rağmen 900 metre derinlikte olan İmamoğlu gemisinin bu alanda uzman olan Hollandalı bir firma tarafından yerinde incelemesinin yapılıp teknik raporları verildikten sonra konunun daha net anlaşılacağını belirtti.

Sigorta yetkilisinin verdiği bu bilgiler anlaşılır ve mantıklı olmasına karşılık sorduğum ek sorulara tatmin edici ve inandırıcı bilgi veremeyişi bu olaydaki kuşkularımı devam ettirmektedir.

Sorularımdan bazılar şöyle:

“Sugeçirmez bölmeleri olmayan ve 1990 yapımı bir geminin herhangi bir yerdeki mercan kayalıklara çarpması bile batmasına neden olacakken, riskleri en aza indiren sigorta şirketi olarak bu gemiyi neye dayanarak sigorta ettiniz?” soruma bunun şirket politikası olduğunu fazla bilgi veremeyeceğini söyledi.

“Alsu gemisinin önündeki buz kıran çıkıntısı çarptığı gemiye su altı seviyesinde ciddi zarar vermeyeceği fiziken göründüğü halde bu çıkıntının hızlı batışın nedeni olarak görmek mümkün mü?” soruma bunun cevabını verecek teknik bilgilerinin olmadığını, bunun ancak son teknik raporla belirleneceğini ifade etti…

Her iki geminin aralarında 1,8 deniz mili (3,5 km) varken birbirlerini gördükleri telsiz kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Buna rağmen arada bu kadar uzaklık varken nasıl olur da birbirlerinin üstüne giderler?

Bunu her iki gemideki sorumluların acemiliklerine bağlamak asla inandırıcı değildir.

Hiç deniz bilgisi olmayan birisi bile elinin altındaki dümeni bir derece iskeleye doğru kırarak bu tehlikeyi rahatlıkla savuşturabilir.

Kısacası bu olayda hala kuşkularım var ve yapılan açıklamalar bana inandırıcı gelmiyor.

***

MALİYET DIŞINDA GENİŞ BOYUTLU KAÇAKLAR VAR…

Yine geçen hafta yazdığım “Asıl suçlu maliyet inciridir” başlıklı, 41 tarımsal şirkete yönelik, yaş sebze ve meyve fiyatlarında manipülasyon yaptıkları gerekçesiyle yapılan operasyonda, asıl sorumlunun “serbest piyasa ekonomisinin yarattığı maliyet zinciri” olduğunu belirtmiştim.

Yazım üzerine arayan Antalya’nın tanınmış büyük tarım işletmelerinden birinin sahibi olan iş insanı, Hâl Yasasının çarpıklığından söz etti.

Anlattıklarından iki önemli çarpıklığın öne çıktığını söyleyebilirim.

Birincisi,” madem serbest piyasa ekonomisi var, öyleyse bizim gibi büyük işletmelerin ürünlerinin Hâlden geçmesi neden zorunlu hale getirilmiştir, diyor iş insanı.

İkincisi” ise küçük ve orta ölçekli çiftçilerin fatura kesme zorunluluğu olmadığından Hale getirdikleri ürünlerle ilgili komisyoncu tarafından “müstahsil fişi” kesilmektedir…

Kötü niyetli olan komisyoncular 100 kg giren ürün için 50 kg müstahsil fişi kesebilir.

Bu durumda hem vergiden kaçırılmış olur hem de belediyenin aldığı yüzde 4 rüsum eksik ödenir.

Kısa söyleşide bu çarpıklığın daha da geniş alanlara yayıldığını belirttiğinden önümüzdeki günlerde kendisiyle geniş bir söyleşi yaparak tarımdaki kaçakları ve sorunları sizlerle paylaşacağım…