Tüm şubelerin ve genel merkezin seçimlerini tamamladığı bir takvimde, İMEAK DTO Antalya Şubesi’nin 25 Ekim’deki sandığı adeta çok bilinmeyenli bir denklem. Mevcut Başkan Ahmet Çetin 3. dönem için ‘istikrar’ diyerek yola çıktı ancak kulislerde hakim olan o derin sessizlik, yüzeyin altında büyüyen güçlü bir ‘dip dalga’ akıntısının habercisi mi?
Denizcilik dünyası, önümüzdeki dönemin rotasını çizmek üzere tarihi bir seçim sürecine girmiş durumda. İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın yayınlanan seçim takvimini incelediğimizde, karşımıza oldukça sıra dışı ve stratejik bir satranç tahtası çıkıyor. Kocaeli’den İzmir’e, İskenderun’dan Bodrum’a kadar tüm şubeler Ekim ayının ilk haftasında sandık sürecini tamamlıyor; Genel Merkez ise 11 Ekim’de yeni yönetimini resmileştiriyor.
Ancak bu doğrusal döngüyü tamamen bozan, tüm seçim aritmetiğini adeta ezber bozan bir bilmeceye dönüştüren çok kritik bir istisna var: Antalya Şubesi.
Geçtiğimiz Salı günü (22 Eylül) gerçekleştirilen Antalya Şubesi Genişletilmiş Meclis Toplantısı’ndaydım. Sektörün tüm aktörlerinin pürdikkat izlediği bu kritik buluşmada beklenen hamle geldi ve mevcut Şube Başkanı Ahmet Çetin, 3. dönem için tekrar başkanlığa aday olduğunu resmen açıkladı. İki dönemdir koltukta olan, kurumsal hafızayı ve idari gücü arkasına alan Çetin’in bu ilanı, sahadaki istikrar kanadının ne kadar kararlı olduğunun en somut göstergesiydi.
Fakat bu resmi hamleye rağmen, salonda ve sonrasındaki kulislerde çok farklı bir atmosfer hakimdi: Derin ve yoğun bir sessizlik.
Denizcilikle uğraşanlar çok iyi bilir; denizdeki en güçlü, en yön değiştirici akıntılar yüzeyde köpürmeyen, derinden giden akıntılardır. Siyasi analizlerde biz buna "Dip Dalga" diyoruz. Bugün Antalya denizcilik camiasında son tahlilde Ahmet Çetin’in karşısına kimin çıkacağı veya çıkmayacağı belirsizliğini koruyor olabilir. Ancak bu durum sahada bir durgunluk olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, Genel Merkez seçimleri tamamlanıp kartlar yeniden dağıtıldıktan tam iki hafta sonra, yani 25 Ekim’de kurulacak olan Antalya sandığı, kapalı kapılar ardında çok büyük stratejik hazırlıkların yapıldığını fısıldıyor.
Sezon Sonu Sandığı ve Değişen Rüzgarlar
Antalya Şubesi'nin üye yapısının aritmetiğine baktığımızda, karşımıza homojen bir kitle değil, yatçılık ve su sporları yapan firmaların çoğunluğu oluşturduğu devasa bir sektörel güç çıkıyor. Turizm sezonunun uzamasıyla birlikte ekim ayında halen tam kapasite denizde çalışan bu üyeleri sandığa getirebilmek, lojistik ve stratejik bir ustalık gerektiriyor. Seçimlerin 25 Ekim gibi sezon sonu bir tarihe planlanmış olması, bu dinamik kitlenin firesiz şekilde sandık başında olmasını sağlama gayretidir.
Madalyonun diğer yüzünde ise zamanlamanın yarattığı psikolojik etki var. 11 Ekim’de Genel Merkez seçim sonuçları belli olduğunda, İstanbul’da esen rüzgar doğrudan Antalya limanına ulaşacak. Antalya’da seçilecek yönetim, oluşan bu yeni genel konjonktürün rüzgarını arkasına alarak yol yürümek isteyecektir.
Peki, ya mevcut yönetim İstanbul’da seçimi kaybederse? İşte o zaman Antalya’daki seçim stratejisi tahtası tamamen çöker ve yepyeni, çok daha sert bir oyun planı devreye girer. Akdeniz’deki dengelerin ve ittifakların nasıl evrileceğini, bu çok bilinmeyenli denklemin nasıl çözüleceğini 25 Ekim akşamı sandıklar açıldığında hep birlikte görüp test edeceğiz.
Konuyu, tüm denizcilerin kulağına küpe olmuş o meşhur ve zamansız denizci sözüyle bağlayalım:
"Sakin bir denizde herkes kaptan kesilir; asıl kaptan, rüzgar yön değiştirdiğinde gemiyi limana sağ salim yanaştırandır."
Bakalım 25 Ekim’de değişen rüzgarlar, hangi kaptanı haklı çıkaracak?
