Normalde beni takip edenler bilir. Daha çok teknoloji üzerine yazar, yeni teknolojileri, dijital dünyayı ve hayatımızı değiştiren gelişmeleri anlatırım.

Ama insan yaşadığı şehre de kayıtsız kalamıyor.

Çünkü Antalya sadece haberlerden, işten, trafikten ve yoğunluktan ibaret değil. Bazen insanın nefes aldığı, kafasını dinlediği, bir kahve eşliğinde şehrin sesinden uzaklaştığı yerlere de ihtiyacı var.

Benim için bu yerlerden biri Boğaçayı Köprüsü’ydü.

Ne zaman canım sıkılsa, biraz yalnız kalmak, düşünmek ya da sadece Antalya’nın güzelliğini izlemek istesem soluğu orada alırdım. Boğaçayı’nın manzarası, sessizliği ve özellikle bir kahveyle birleşen o huzuru benim için her zaman ayrı bir yerdeydi.

Fakat son yaklaşık bir yıldır yoğun çalışma temposu nedeniyle Boğaçayı’na gidemiyordum.

Ta ki düne kadar…

Bir arkadaşımla kahvemizi alıp hava almak için çıktık. Ona, “Seni Antalya’nın en güzel manzaralarından birine götüreceğim” dedim.

Demez olaydım…

Çünkü karşılaştığım manzara karşısında hem şaşırdım hem de gerçekten üzüldüm.

Uzayan otlar, bakımsız çevre düzenlemesi ve Boğaçayı’nın büyük bölümünü adeta kaplayan kamışlar…

Bir zamanlar huzur bulduğum, arkadaşlarıma gönül rahatlığıyla “Bak, Antalya işte!” diyerek gösterebildiğim yer, bu kez bana büyük bir hayal kırıklığı yaşattı.

Arkadaşıma mahcup olmaktan çok, kendi şehrimin bu halde olmasına üzüldüm.

Boğaçayı Projesi yıllardır Antalya’da tartışılıyor. Projenin kendisiyle ilgili farklı görüşler elbette olabilir. Kiminin beğendiği, kiminin eleştirdiği noktalar vardır.

Ama bugün tartıştığımız şey başka.

Ortada duran mesele, yapılan projenin siyasi geçmişinden çok, bugün nasıl göründüğü.

Bir şehrin en önemli noktalarından biri kaderine terk edilmemeli.

Hele ki Antalya gibi dünyanın dört bir yanından insanların geldiği, “turizmin başkenti” olarak anılan bir şehirde…

Ben buradan Antalya Büyükşehir Belediyesi yetkililerine seslenmek istiyorum:

Lütfen Boğaçayı’na yeniden bakın.

Otları, kamışları, çevre düzenlemesini ve genel bakımı yeniden ele alın.

Burası sadece beton, su ve köprüden ibaret değil.

Burası insanların yürüdüğü, oturduğu, nefes aldığı, manzara izlediği ve Antalya’yı hissettiği bir alan.

Ben Boğaçayı’nı siyasetin tartışma konusu olarak değil, yeniden insanların huzur bulduğu bir yer olarak görmek istiyorum.

Çünkü bazen bir şehri güzelleştirmek için yeni bir proje yapmaya gerek yoktur.

Var olan güzelliğe sahip çıkmak yeterlidir.

Dün Boğaçayı’ndan ayrılırken aklımdan tek bir cümle geçti:

“Antalya’nın güzelliğine yazık etmeyelim.”