Teknoloji her geçen gün hayatımızı değiştiriyor. Artık yalnızca işlerimizi kolaylaştırmıyor, yıllardır alıştığımız düzeni de sorgulatıyor. Şimdi ise karşımızda yeni bir soru var: Bir gün bizi muayene eden, teşhis koyan ve ilacımızı yazan yapay zekâ olabilir mi?
ABD’nin Utah eyaletinde gündeme gelen pilot uygulama, bu soruyu yeniden tartışmaya açtı. Planlanan sistemle yapay zekânın ilk aşamada akne şikâyeti olan bazı hastaları değerlendirmesi ve sınırlı ilaçları reçete edebilmesi hedefleniyor.
Açıkçası bu konu bana hiç de uzak gelmiyor. Geçen hafta kan tahlili yaptırdım. Sonuçlarımı doktoruma göstermeden önce yapay zekâya danıştım. Karşıma çıkan cevap, adeta bir doktorun değerlendirmesi gibiydi. Üstelik doktorumun daha sonra söyledikleriyle neredeyse bire bir aynıydı. Bu durum beni hem şaşırttı hem de yapay zekânın geldiği noktayı bir kez daha düşündürdü.
Peki, yapay zekâ gerçekten doktorun yerini alabilir mi?
Hakkını teslim edelim. Yapay zekâ sağlık alanında önemli kolaylıklar sağlayabilir. Doktorların iş yükünü azaltabilir, hastaların sağlık bilgilerine daha hızlı ulaşmasına yardımcı olabilir. Ancak sağlık dediğimiz mesele, birkaç sonucu yorumlamaktan ibaret değil. Bazen küçük görünen bir şikâyetin altında ciddi bir hastalık yatabilir.
Bir de işin sorumluluk tarafı var. Yapay zekâ yanlış teşhis koyarsa veya hatalı bir ilaç önerirse hesabı kim verecek? İşte asıl tartışılması gereken konu bu.
Elbette teknolojiye sırtımızı dönemeyiz. Yapay zekâ doğru kullanıldığında doktorların önemli bir yardımcısı olabilir. Ancak onu kontrolsüz biçimde insanın yerine koymak da doğru değil.
Teknoloji gelişsin, işlerimiz kolaylaşsın. Ama insan sağlığı söz konusu olduğunda güvenliği hiçbir zaman ikinci plana atmayalım.
Çünkü yapay zekâ sonuçları yorumlayabilir, hatta bazen doktorla aynı değerlendirmeyi yapabilir. Fakat önemli olan yalnızca doğru cevabı vermesi değil, yanıldığında bunun bedelinin ne olacağıdır.