7 Ekim 2023… Ortadoğu’nun zaten yıllardır dinmeyen acılarının üzerine yeni ve çok daha ağır bir savaşın eklendiği tarih. Aradan tam üç yıl geçti. Ancak Gazze’de yaşananların bilançosuna baktığımızda karşımıza yalnızca rakamlardan oluşan bir tablo çıkmıyor. İnsan hayatları, yıkılan şehirler, parçalanan aileler, kaybedilen çocukluklar ve gelecek umutları var.

7 Ekim saldırısında İsrail’de 1.200’den fazla insan hayatını kaybetti, 251 kişi rehin alındı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, üçüncü yıl mesajında sivillere yönelik bu saldırıların ve rehin alma olaylarının hiçbir şekilde mazur gösterilemeyeceğini vurguladı. Aynı zamanda saldırının ardından Gazze’de yaşanan büyük can kaybı, yerinden edilme ve yıkımın da artık tahammül edilemez bir noktaya geldiğini ifade etti.

Fakat üç yılın sonunda Gazze açısından ortaya çıkan tablo çok daha ağır.

Son verilere göre Gazze’de hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 74 bini aşmış durumda. Neredeyse bütün nüfus en az bir kez yerinden edildi. Kentlerin büyük bölümü ağır hasar gördü, konutlar, hastaneler, okullar, altyapı tesisleri ve ekonomik işletmeler büyük ölçüde zarar gördü. Bugün Gazze’de yaşayan insanların önemli bölümü hâlâ çadırlarda veya ağır hasarlı yapıların çevresinde yaşam mücadelesi veriyor.

Ben burada özellikle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Savaşın bilançosunu yalnızca ölü ve yaralı sayısıyla ölçmek doğru değildir.

Çünkü savaşın görünmeyen faturası çok daha büyüktür.

Bir çocuğun eğitimden kopması, bir ailenin evini kaybetmesi, bir hastanın tedavi olamaması, bir annenin çocuğuna güvenli bir gelecek sağlayamaması da savaşın bilançosudur. Üretim tesislerinin kapanması, ticaretin durması, tarım alanlarının zarar görmesi ve altyapının çökmesi de ekonomik savaş bilançosunun parçalarıdır.

Bugün Gazze’de insani yardım faaliyetleri dahi ciddi finansman ve erişim sorunlarıyla karşı karşıya. Birleşmiş Milletler’in ekim başındaki raporuna göre yaklaşık 279 bin kişi sel riski bulunan 400 yerinden edilme alanında veya riskli binalarda barınıyor. 2.300’den fazla güvenli olmayan binada yaklaşık 44 bin kişinin yaşamaya devam ettiği belirtiliyor.

Daha da önemlisi, temiz su meselesi hâlâ büyük bir problem.

Gazze’de nüfusun yaklaşık yüzde 74’ü içme suyu için tankerlerle taşınan suya bağımlı durumda. Güneydeki deniz suyu arıtma tesislerinin üretimi, yedek parça ve ekipman eksikliği nedeniyle ciddi şekilde düşmüş bulunuyor. Bu durum yaklaşık 500 bin kişinin içme suyu güvenliğini doğrudan etkiliyor.

Sağlık alanındaki tablo da iç açıcı değil.

Savaşın ilk günlerinden bu yana sağlık sisteminin taşıdığı yük olağanüstü boyutlara ulaştı. İlaç, tıbbi malzeme, yakıt ve sağlık altyapısındaki eksiklikler devam ediyor. Kalabalık yerinden edilme alanlarında temiz su ve sanitasyon sorunları bulaşıcı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırıyor.

Bana göre burada dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli soru şudur: Üç yıl boyunca bu kadar büyük bir insani dram yaşanırken uluslararası toplum neden kalıcı bir çözüm üretemedi?

Diplomasi elbette kolay değildir. İsrail’in güvenlik kaygıları vardır. Filistinlilerin ise yaşam, özgürlük, güvenlik ve kendi geleceklerini belirleme talepleri vardır. Fakat güvenlik ile insan hayatını birbirinin alternatifi haline getirdiğimiz zaman kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün değildir.

Çünkü savaşın kazananı yoktur.

Savaşın sonunda bir taraf askeri açıdan üstün gelebilir. Ancak çocuklarını kaybeden aileler açısından bunun bir zafer anlamı yoktur. Evini kaybeden insan için haritadaki siyasi kazanımların anlamı sınırlıdır. Rehinelerin aileleri açısından geçen her gün ayrı bir travmadır. Gazze’de yakınlarını kaybeden milyonlarca insan için de aynı şekilde…

Bu nedenle 7 Ekim’in üçüncü yıldönümünü yalnızca geçmişi hatırlama günü olarak görmemek gerekiyor.

Bu tarih aynı zamanda dünyanın kendisine şu soruyu sorması gereken bir dönüm noktasıdır: Bundan sonra ne olacak?

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, insani yardımın geniş ölçekte ulaştırılması ve uluslararası hukuka uyulması çağrısında bulunuyor.

Bence artık mesele sadece ateşkes değildir.

Mesele Gazze’nin yeniden ayağa kaldırılmasıdır.

Milyonlarca insanın normal hayata dönmesi, çocukların yeniden okula gidebilmesi, hastanelerin çalışması, temiz suyun ulaşması, konutların yeniden inşa edilmesi ve ekonominin canlandırılması gerekiyor. Bunun için de çok büyük bir uluslararası finansman ve koordinasyon gerekiyor.

Ancak yeniden imar kadar önemli olan başka bir konu daha var: Kalıcı siyasi çözüm.

Çünkü siyasi sorun çözülmeden yapılan her yeniden inşa, yeni bir yıkım riskini beraberinde taşıyacaktır.

Üç yılın sonunda elimizde çok ağır bir bilanço bulunuyor. Binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın yerinden edildiği, şehirlerin harabeye döndüğü, ekonominin çöktüğü ve toplumların derin travmalar yaşadığı bir tablo…

Artık Ortadoğu’nun yeni bir savaş döngüsüne değil, yeni bir barış dönemine ihtiyacı var.

Gazze’de kaybedilen canların geri getirilmesi mümkün değil. Ancak bundan sonra kaybedilecek canların önüne geçmek hâlâ mümkün.

Bunun yolu ise daha fazla silah değil; diplomasi, hukuk, insani yardım ve gerçek bir siyasi çözümden geçiyor.

Üçüncü yılın en önemli mesajı da bence budur:

Gazze’de savaşın değil, barışın bilançosunu konuşacağımız günlere artık bir an önce ulaşmalıyız.