TÜRSAB’ın yabancı dijital turizm platformlara yönelik hamlesiyle başlayan tartışmalarla beraber Kültür ve Turizm Bakanlığının yeni bir yasa taslağı hazırlığına giriştiğini öğrendik.

Hazırlanan yasa taslağı muhtemelen Ekim ayı içinde önce meclis turizm komisyona gelecek ve oradaki görüşmelerle şekillendikten sonra meclise sevk edilecek.

Normal şartlarda turizm sektöründe hemen her kesimi ilgilendiren bir yasa taslağı söz konusu olduğunda bunun önce sektör paydaşlarının görüşüne başvurularak yapılması gerekirdi.

Ama Sayın Bakanın dokuz yıllık turizm yönetim anlayışını bildiğimiz için TÜRSAB gibi bir kurumun görüşünün alınmaması hiç kimseyi şaşırtmıyor artık!

Hal böyle olunca, TÜRSAB’ı ve üyesini ilgilendiren bu yasa taslağının içeriğini ancak üçüncü şahıs veya kurumlar üzerinden bilgi edinebiliyor ve buna göre görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşabiliyoruz.

Burada bir ayıp varsa eğer, bu TÜRSAB’ın değil, aksine binlerce üyesi bulunan bir kurumu görmezden gelen anlayışın ayıbıdır.

*

Bir sektörün hem yerel hem de ülkesel kalkınmaya etki edebilmesi için o bölgede istihdam yaratan, vergi ödeyen ve yatırım yapıp risk alan yerli firmaların gücüyle mümkündür.

Bu durum turizm sektörü için de geçerlidir.

Yabancı dijital turizm platformlarına meşruiyet ve hareket alanı sağlamayı hedefleyen yasal düzenlemeler karşısında TÜRSAB’ın koyduğu net ve kararlı duruş tam da bu yerel kalkınma bakış açısını yansıtıyor.

Devletin asli görevi bir sektörde adil rekabet ortamını sağlamaktır.

Bir tarafta sağlanan ayrıcalıklarla Türkiye’de faaliyet gösteren global firmalar varken diğer tarafta mevcut kural ve kaidelere uyan, yasal düzenlemeler çerçevesinde tüm yükümlülükleri üstlenerek faaliyet gösteren yerli firmalar olacak.

Böyle bir ortamda adil rekabetten bahsetmek mümkün mü?

*

Sırf dijital platform üzerinden faaliyet yürütüyorlar diye Türkiye’de yatırım yapmadan, istihdam oluşturmadan, vergi ve hukuki sorumluluk üstlenmeden ticari faaliyetlere imkân tanınması yerli ve milli dağıtım ağını bozarak turizm sektörünün geleceğini dışa bağımlı hale getirecektir.

Üstelik ülkemizde aynı işi yapan 17 bin muadil seyahat acentası varken böyle bir yasa Türk turizm sektörünün intiharı olacaktır.

Niyetimiz dijitalleşmeye karşı gelmek değildir.

Yerli ve milli olduğu için seyahat acentalarımıza ayrıcalık tanınması derdinde de değiliz.

Biz yatırım yapmadan, istihdam yaratmadan, adalet ve eşitlikten uzak, hukuki ve mali sorumluluk üstlenmeden yürütülecek ticari faaliyetlere karşıyız.

Biz yabancı dijital konaklama platformlarına mevcut kanuni düzenlemelerin ötesinde ayrıcalık tanınmasına karşıyız.

*

TÜRSAB tarafından açılan dava sonucunda Booking.com’un Türkiye'deki seyahat acenteliği faaliyetlerinin "haksız rekabet" oluşturduğu gerekçesiyle durdurulma kararı da çok tartışılmıştı.

Mahkeme kararının Türk turizmine ciddi zararlar vereceğini iddia ederek feryat edenler vardı.

Gelin şimdi durumun gerçekten böyle olup olmadığını Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine bakarak değerlendirelim.

Bilindiği üzere Booking.com’un Türkiye’deki mahkeme süreci 2015 yılında başlamış ve 30 Mart 2017’de Türkiye’deki tesislere yönelik yurt içi rezervasyon faaliyetlerini durdurmuştu.

Dolayısıyla, iddia edildiği üzere Booking.com kararının Türk turizmine ne kadar etki ettiğini 2015 yılından başlayarak karşılaştıralım.

2015 yılında Türkiye’deki otellerde gerçekleşen yabancıların geceleme sayısı 109 milyonla % 61,55 doluluğa ulaşırken, yerli geceleme sayısı ise 68 milyon ve % 38,45 dolulukla kapanmıştır.

2025 yılındaki geceleme sayısı yabancılarda 154 milyon ve % 61,55 doluluğa ulaşırken, yerlide 97 milyonla % 38,65 doluluk oranıyla gerçekleşmiştir.

Bu verilere göre yabancı gecelemesi % 41,7 oranında artarken yerli gecelemesi % 42,9 artış göstermiştir.

Bu veriler hem geceleme bakımından hem de doluluk oranları bakımından değerlendirildiğinde iç pazarda hiçbir daralma yaşanmadığını gösteriyor.

Demek ki dijital platformaların kafasına göre takılarak faaliyet göstermesini engelleyen mahkeme kararları nedeniyle Türk turizmi üzerinde olumsuz bir etkisi görülmüyor.

O zaman sormazlar mı: ’Neden bu ayrıcalıklar?’ diye.

Ya da şöyle mi sormak lazım?

Adeta kapitülasyonları andıran ayrıcalıklarla yazılmış bir yasa taslağının arkasında başka hesaplar mı var yoksa?