Yabancı dijital platform yasa tasarısının, kamuoyuna yansıyan mevcut haliyle meclisten geçip yasalaşması halinde turizme nasıl yansıyacağını ve sektöre getireceği riskleri irdeleyelim.

1618 sayılı yasaya göre seyahat acentaları; şirket kurma, fiziki bir ofis açma, teminat yatırma, belge ücreti ödeme, personel istihdam etme, tüketici hukukuna bağlı kalma ve sigorta yaptırma gibi ağır yükümlülüklere tabidir.

Getirilecek düzenleme ile devasa sermaye sahibi küresel şirketler ise tüm bu şartlardan muaf olacak.

Yabancı dijital turizm platformlarının sadece 5 milyon TL verip bir adres bildirerek yasallaşması, yerli acentalar açısından "haksız rekabet" ve "dijital kapitülasyon" olarak görülüyor.

Yasa taslağı, yabancı platformlara sadece otel rezervasyonu değil, aynı zamanda uçak bileti ve paket tur satma yetkisi de tanıyor.

Bu durum, Türkiye'deki 17 bine yakın yerli acentanın (özellikle küçük ve orta ölçekli olanların) pazar payını tamamen kaybetmesine ve kapanma noktasına gelmesine neden olacaktır.

Turizmdeki dağıtım kanalları yabancı dijital platformların tekeline geçerse, Türkiye'de üretilen turizm gelirleri komisyon ve hizmet bedeli adı altında doğrudan yurt dışına akacaktır.

Hazırlanan taslağın adı “yabancı dijital turizm platformu yasa taslağı” olduğundan; dijital de olsa küresel de olsa yerli acenteleri hiçbir şekilde kapsamıyor.

Bu durumda Türkiye’de kurulmuş ve belirli bir büyüklüğe ulaşmış yerel firmaların, yeni yasadan faydalanmak için merkezlerini yurt dışına taşıması kaçınılmaz olacaktır.

*

Konaklama sektörü temsilcilerinin demeçlerinden anladığımız kadarıyla kendileri, yeni yasa taslağının ne getirip ne götüreceğini hesaplamadan, ‘göç yolda düzelir’ mantığıyla bu taslağın meclisten geçip çıkmasına çok sıcak bakıyorlar.

Onlara göre Booking.com gibi platformların iç pazarda yasaklı olması, kendilerine yerli acenteler dışında bir seçenek bırakmıyor. Dolayısıyla çıkacak bir yasayla birlikte yabancı dijital platformlar da seçeneklerden biri haline gelecek.

Başlangıçta olumlu bir gelişme gibi görünen bu durum; sonraki süreçte, özellikle yabancı platformların pazarın kontrolünü ele almasıyla konaklama sektörü için büyük bir tehdide dönüşebilir.

Bu süreçte korunmadığı için zayıflayıp yok olmaya başlayan yerel firmalar rekabet edecek durumda olamayacağı için oteller adına bir alternatif olmaktan çok uzak kalacaklardır.

Böylece otellerimiz, Avrupa’daki meslektaşlarının yüzleştiği sorunlarla baş başa kalacaktır.

Küresel algoritmalarla birlikte platform içi görünürlük sağlamak veya üst sıralara çıkmak için ilave reklam ücretleri ödemek zorunda kalacaklar; bu da bir süre sonra gizli maliyetlerin artmasına sebep olacaktır.

Yasa taslağındaki olumluymuş gibi görünen maddelerden biri, yabancı platformların komisyon oranının %17 tavanı ile sınırlandırılmasıdır.

Ancak hepimiz biliyoruz ki bu tarz sınırlamalar algoritmik manipülasyonlar sayesinde delinecek; geri ödeme (kickback) ve reklam katkı payları gibi farklı isimler altında %17’lerden %40-50’lere çıkacaktır.

Hâlihazırda yeme-içme sektöründe aracılık hizmeti veren dijital platformlar üzerinden bunun örnekleri ülkemizde yaşanmaktadır.

Mevcut koşullarda küresel tekellerin yerli ve milli pazarı tamamen yutması ve istihdamın daralması içten bile değildir.

*

Yıllık rezervasyon hacimleri 500 milyar doları aşan ve küresel ölçekte rekabeti ihlal ettikleri birçok uluslararası kararla tescillenen yabancı dijital platformlara imtiyaz tanımak, pazardaki rekabet eşitliğini bozacaktır.

Bu durum, Türkiye’nin en stratejik sektörü olan turizmdeki yerli ve milli yapılara zarar verecek ve turizm ekosistemindeki herkes için bir kayba dönüşecektir.

Getirilmek istenen yasayla yabancı sermayeli dijital platformlar seyahat acentelerinin uymak zorunda olduğu yasal düzenlemelerden muaf tutulacaklar.

Bu firmalar, 1618, 7464, 6563 ve 6502 sayılı kanunlar ile vergi mevzuatının önemli bir kısmından sorumlu tutulamayacak.

Yeni yasa taslağına göre, Türkiye’de fiziki bir yapı kurmadan, sadece kâğıt üstünde bir temsilciyle işlem yapabilecekler.

Kendilerine özel olarak tasarlanan yasal statü ile vergiden çok daha rahat kaçabilecekler ve ülkemiz vergisel anlamda ciddi kayıplar yaşayacaktır.

Türkiye’de seyahat pazarlama, rezervasyon ve bilet satışı yetkisi sadece 1618 sayılı yasayla TÜRSAB üyesi acentelere aittir.

Yapılmak istenen düzenleme ile mevcut yasalara aykırı bir şekilde yabancı portallara yetki verilecek ve yabancı şirketlerin yetkisiz şekilde işlem yapabilmesinin önü açılacaktır.

Getirilmek istenen yasayla yabancı portallara sadece bir posta adresi üzerinden faaliyet gösterme hakkı sağlanacaktır.

Tüketici hakları konusundaki sorunlar artacak, karşılarında muhatap bulamayacak tüketiciler mağdur olacaktır.

*

TÜRSAB, yasa taslağının mevcut haliyle yürürlüğe girmesinin turizme hiçbir fayda sağlayamayacağını düşünüyor.

Görüldüğü kadarıyla da taleplerini birkaç ana başlık altında gerekçeleriyle birlikte ortaya koyuyor.

Adil Rekabet: Yerli ya da yabancı fark etmeksizin turizm pazarında faaliyet gösteren tüm oyuncuların eşit koşullarda ve adil şekilde rekabet etmesini istiyor.

Yasal Eşitlik: Bugüne kadar faaliyetlerini sürdüren seyahat acenteleri hangi kanun ve kurallara tâbi ise küresel platformların da aynı yasal sorumluluklarla hareket etmesi gerektiğini savunuyor.

Dengeli Pazar: Tekelleşmenin değil, çok sayıda acentenin etkin olduğu dengeli bir pazar ortamı yaratacak yasal düzenlemeler talep ediyor.

Sürdürülebilirlik: Yalnızca büyük küresel dijital platformların değil; seyahat acentelerinin, yerel işletmelerin, konaklama sektörünün, tüketicilerin ve Türkiye ekonomisinin kazandığı sürdürülebilir bir turizm pazarı arzu ediyor.

Güvenli Ticaret: Denetimsizliğe ve tüketici mağduriyetlerine karşı önlem alınmasını bekliyor.

Mevcut taslaktaki bazı maddelerin sektörün geleceğini tehlikeye atacağına inandığı için bu taslağın geri çekilmesini öneren TÜRSAB, teklifin tüm sektör paydaşlarının ortak görüşleriyle yeniden düzenlenmesini, ardından meclise gönderilerek yasalaşmasını teklif ediyor.

Olması gereken bu değil mi?