Üniversiteler, bir ülkenin geleceğini şekillendiren en önemli kurumlardan biridir. Bilim üreten, gençleri yetiştiren ve toplumun gelişimine katkı sağlayan akademisyenler ise bu kurumların temel direğidir. Ancak son günlerde vakıf üniversitelerinde yaşanan işten çıkarmalar hem eğitim camiasını hem de öğrencileri derinden düşündürüyor.
İddialara göre İstanbul'daki birçok vakıf üniversitesinde eğitim-öğretim döneminin sona ermesiyle birlikte yüzü aşkın öğretim görevlisinin görevine son verildi. Gerekçe olarak ise "norm fazlası" olunması ya da "sözleşme süresinin dolması" gösteriliyor. Öğretmen Sendikası Vakıf Üniversiteleri Temsilcisi'nin açıklamalarına göre bazı üniversitelerde işten çıkarılan akademisyen sayısı 60'ı aşmış durumda. Bu tablo, yükseköğretim alanında önemli tartışmaları da beraberinde getirdi.
Elbette her kurumun ihtiyaçlarına göre kadro planlaması yapması doğal karşılanabilir. Öğrenci sayısındaki değişim, bölüm kontenjanları veya ekonomik şartlar nedeniyle zaman zaman personel düzenlemeleri yapılabilir. Ancak bu süreçlerin şeffaf, adil ve çalışanların haklarını koruyacak şekilde yürütülmesi büyük önem taşır.
Akademisyenlik sıradan bir meslek değildir. Bir öğretim görevlisi yıllarca eğitim alır, yüksek lisans ve doktora yapar, bilimsel araştırmalar yürütür, makaleler yayımlar ve öğrenciler yetiştirir. Böylesine uzun emeklerin ardından bir kişinin birkaç satırlık bir bildirimle işsiz kalması, sadece o akademisyeni değil ailesini ve öğrencilerini de etkiler.
Özellikle vakıf üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin büyük bölümü belirli süreli sözleşmelerle görev yapıyor. Bu nedenle her yıl sözleşmelerin yenilenip yenilenmeyeceği endişesi yaşanıyor. Sürekli belirsizlik içinde çalışan bir akademisyenin bilimsel üretkenliğini sürdürmesi de kolay olmuyor. İnsan geleceğinden emin olamazsa araştırmalarına ve öğrencilerine tam anlamıyla odaklanmakta zorlanabilir.
Bu durumun öğrenciler üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemeli. Bir öğrenci, eğitim aldığı bölümde sevdiği hocasının bir anda görevden ayrıldığını gördüğünde hem akademik hem de psikolojik olarak olumsuz etkilenebilir. Bitirme projeleri, tez danışmanlıkları ve yürütülen bilimsel çalışmalar yarıda kalabilir. Eğitimde süreklilik bozulduğunda bunun bedelini en çok öğrenciler öder.
Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Aynı zamanda bilimsel düşüncenin geliştiği, farklı fikirlerin tartışıldığı ve yeni projelerin üretildiği merkezlerdir. Akademik kadrolarda yaşanan sık değişimler, üniversitenin kurumsal hafızasını da zayıflatır. Yıllarca emek vermiş deneyimli öğretim üyelerinin ayrılması, bilgi birikiminin kaybedilmesine yol açabilir.
Ekonomik zorlukların vakıf üniversitelerini etkilediği de bilinen bir gerçek. Artan maliyetler, düşen öğrenci sayıları veya finansman sorunları bazı üniversiteleri tasarruf önlemleri almaya yöneltebilir. Ancak tasarruf yapılırken eğitimin kalitesinden ödün verilmemesi gerekir. Çünkü eğitim, kısa vadeli mali hesaplarla değerlendirilemeyecek kadar değerli bir alandır.
Bir başka önemli konu ise çalışanların hukuki haklarıdır. İşten çıkarma süreçlerinde ilgili mevzuata uyulması, çalışanların savunma haklarının korunması ve yasal güvencelerin eksiksiz uygulanması gerekir. Şeffaf olmayan uygulamalar hem çalışanların hem de kamuoyunun güvenini sarsabilir.
Sendikalar da bu süreçte önemli bir görev üstleniyor. Akademisyenlerin haklarının korunması, yaşanan sorunların kamuoyuna duyurulması ve çözüm yollarının aranması açısından sendikaların yürüttüğü çalışmalar dikkatle takip ediliyor. Sorunların diyalog yoluyla çözülmesi hem çalışanların hem de üniversite yönetimlerinin yararına olacaktır.
Türkiye'nin güçlü bir yükseköğretim sistemine ihtiyacı var. Bunun yolu ise huzurlu çalışma ortamlarından, nitelikli akademisyenlerden ve bilimsel özgürlüğün desteklenmesinden geçiyor. Sürekli iş güvencesi kaygısı yaşayan akademisyenlerin uzun vadeli bilimsel projeler üretmesi ve uluslararası başarılar elde etmesi kolay değildir.
Üniversiteler arasında rekabet elbette olabilir. Ancak bu rekabetin temelinde kaliteli eğitim, bilimsel başarı ve öğrenci memnuniyeti yer almalıdır. Deneyimli akademisyenlerin kolayca gözden çıkarıldığı bir sistem, uzun vadede üniversitelerin itibarına da zarar verebilir.
Sonuç olarak vakıf üniversitelerinde yaşanan işten çıkarmalar yalnızca çalışanların değil, öğrencilerin, ailelerin ve ülkenin eğitim geleceğinin de meselesidir. Üniversiteler bilgi üretiminin merkezidir; bu merkezlerin güçlü kalabilmesi için akademisyenlerin emeğine değer verilmesi, çalışma barışının korunması ve insan odaklı politikaların hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü güçlü üniversiteler, güçlü bir toplumun ve güçlü bir geleceğin en sağlam temellerinden biridir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar