Türkiye’de tarım denince akla çoğu zaman bereketli topraklar, dört mevsim ürün çeşitliliği ve köylerde sabahın erken saatlerinde başlayan emek dolu bir hayat gelir. Ama işin bir de görünmeyen tarafı var: aynı emeği veren üreticinin, çoğu zaman kazancın en azını alması. Tarlada gün boyu çalışan çiftçi ürününü yetiştirir ama pazara geldiğinde yalnız kalır. Fiyatı tüccar belirler, maliyeti üretici üstlenir, risk hep köylünün omzundadır. İşte tam da bu noktada “ortak üretim, ortak pazarlama ve ortak yatırım kültürü” dediğimiz mesele, tarımın kaderini değiştirebilecek bir anahtar olarak karşımıza çıkar.
Bugün köylerde ve kırsal bölgelerde en çok duyulan şikâyetlerden biri şudur: “Biz üretiyoruz ama kazanmıyoruz.” Bunun sebebi çoğu zaman üretmemek değil, birlikte hareket edememektir. Herkes kendi tarlasına, kendi ürününe, kendi küçük hesabına sıkıştığında; büyük piyasada güçlü olmak mümkün olmaz. Oysa dünya örneklerine baktığımızda, tarımda güçlü olan ülkelerin temelinde hep birlikte iş yapma kültürü vardır.
Ortak üretim dediğimiz şey aslında çok basit bir mantığa dayanır: “Güçlerimizi birleştirelim.” Mesela aynı köyde 10 çiftçi ayrı ayrı gübre alacağına birlikte alırsa maliyet düşer. Aynı şekilde ekipman paylaşımı yapılırsa herkes tek tek traktör almak zorunda kalmaz. Sulama sistemi, tohum seçimi, hatta üretim planlaması bile birlikte yapılabilir. Böylece hem israf azalır hem de verim artar. Çünkü bilgi de güçtür; bir çiftçinin öğrendiğini diğerinin de bilmesi, tüm köyü ileri taşır.
Ama iş sadece üretmekle bitmiyor. Asıl kritik nokta ürünün pazarlanmasıdır. Bugün birçok üretici domatesi, biberi, buğdayı ya da meyveyi büyük emeklerle yetiştiriyor ama pazara indiğinde aynı ürün çok daha düşük fiyata elinden çıkıyor. Çünkü tek başına pazarlık gücü yok. İşte ortak pazarlama tam burada devreye giriyor. Üreticiler bir araya gelip kooperatif gibi yapılarla ürünlerini birlikte satarsa hem fiyat daha adil olur hem de aracılarla olan bağımlılık azalır.
Düşünün ki bir köyde herkes ayrı ayrı pazara ürün götürüyor. Her biri küçük küçük satış yapıyor. Ama aynı köy tek bir merkezden ürünlerini toplu halde satarsa, alıcı karşısında çok daha güçlü olur. Büyük marketler, ihracatçılar ya da şehir hal pazarlarıyla daha dengeli bir ilişki kurulabilir. Bu sadece fiyatı değil, ürünün değerini de artırır. Çünkü artık “tek tek üretici” değil, “örgütlü bir yapı” vardır.
Bir diğer önemli konu da ortak yatırım kültürüdür. Tarım sadece tarlaya tohum atmak değildir. Soğuk hava deposu gerekir, paketleme tesisi gerekir, belki de küçük bir işleme tesisi gerekir. Ama bunlar tek bir çiftçinin altından kalkacağı işler değildir. İşte bu yüzden birlikte yatırım yapmak şarttır. Eğer üreticiler bir araya gelip küçük de olsa ortak tesisler kurarsa, ürününü daha uzun süre saklayabilir, daha iyi fiyatla satabilir ve değerini artırabilir.
Bugün en büyük kayıplardan biri hasat sonrası yaşanıyor. Ürün tarladan çıkıyor ama doğru saklanamadığı için çürüyor, fire veriyor, değer kaybediyor. Oysa küçük bir soğuk hava deposu bile bu kaybı ciddi oranda azaltabilir. Ama bireysel imkanlarla bu yatırımlar zor olduğu için çoğu zaman yapılamıyor. İşte ortak yatırım kültürü bu noktada hayat kurtarıcıdır.
Peki neden bu kültür tam olarak yerleşemiyor? Aslında sorun teknik değil, daha çok güven meselesi. İnsanlar uzun yıllardır “birlikte iş yapma” konusunda çeşitli hayal kırıklıkları yaşamış. Kimi zaman yanlış yönetimler, kimi zaman adil olmayan paylaşımlar bu güveni zedelemiş. Ama bu durum değiştirilemez bir kader değil. Doğru şeffaflık, doğru yönetim ve güçlü denetimle bu yapı yeniden kurulabilir.
Kooperatiflerin başarılı olduğu yerlerde en önemli unsur şeffaflıktır. Herkes neyin nasıl yapıldığını bilir, hesaplar açık olur, kimse kimsenin hakkına göz dikmez. Böyle olunca da güven artar, insanlar yeniden birlikte hareket etmeye başlar. Aslında mesele sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir meseledir. Köyde dayanışma kültürü güçlendikçe, üretim de güçlenir, gelir de artar.
Bir başka önemli nokta da bilgi paylaşımıdır. Ortak üretim sadece malı değil, bilgiyi de paylaşmaktır. Hangi tohum daha verimli, hangi gübre daha etkili, hangi sulama yöntemi daha tasarruflu… Bunların hepsi birlikte öğrenildiğinde tarım çok daha modern bir hale gelir. Bugün dünyada “akıllı tarım” dediğimiz sistemler bile bu mantıkla çalışıyor. Tek başına değil, veriyle ve ortak akılla üretmek.
Sonuç olarak tarımda ortak üretim, ortak pazarlama ve ortak yatırım kültürü bir lüks değil, artık bir zorunluluktur. Çünkü tek başına yapılan üretim, günümüz ekonomik şartlarında üreticiyi ayakta tutmaya yetmiyor. Eğer çiftçi kazanamazsa, üretim sürdürülemez hale gelir. Üretim sürdürülemez hale gelirse, bu sadece köylerin değil, şehirlerin de sorunu olur.
Bu yüzden bugün atılacak her adım, yarının gıda güvenliğini belirleyecektir. Birlikte üretmek, birlikte satmak ve birlikte yatırım yapmak; sadece ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda geleceğe bırakılacak en önemli mirastır. Çünkü tarımda birlik varsa, bereket de vardır, güç de vardır, umut da vardır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar