Bir çocuğun geleceğini sadece çalışkanlığı mı belirler? Yoksa doğduğu mahalle, yaşadığı köy, gittiği okul da kaderini etkiler mi? Türkiye’de milyonlarca aile bu sorunun cevabını her gün yaşayarak görüyor. Çünkü eğitimde fırsat eşitliği denildiğinde akla yalnızca kitap, öğretmen ya da sınav gelmiyor. Çocuğun hangi şehirde, hangi ilçede, hatta hangi sokakta yaşadığı bile eğitim kalitesini doğrudan etkiliyor. İşte buna “eğitimde mekânsal eşitsizlik” deniyor.
Bugün büyük şehirlerin merkezindeki bazı okullarda öğrenciler teknoloji destekli sınıflarda eğitim alırken, başka bölgelerde çocuklar kalabalık sınıflarda, eksik materyallerle ders işlemeye çalışıyor. Bir yerde öğrenciler yabancı dil kurslarına, robotik atölyelerine ulaşabilirken başka bir yerde internet bağlantısı bile sorun olabiliyor. Aynı sınava giren çocukların başlangıç koşulları birbirinden çok farklı oluyor.
Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan aileler eğitim konusunda daha büyük zorluklarla karşılaşıyor. Köy okullarının kapanmasıyla birlikte birçok çocuk taşımalı eğitim sistemine dahil edildi. Sabahın çok erken saatlerinde servis bekleyen öğrenciler, uzun yollar giderek okullarına ulaşmaya çalışıyor. Kış aylarında hava şartları kötüleştiğinde eğitim daha da zor hale geliyor. Büyük şehirlerde yaşayan çocuklar okuldan sonra etüt merkezlerine ya da sosyal etkinliklere katılabilirken, bazı kırsal bölgelerde öğrenciler okuldan eve dönünce tarla işiyle ya da ev sorumluluklarıyla ilgilenmek zorunda kalıyor.
Bu eşitsizlik sadece fiziki koşullarla sınırlı değil. Öğretmen dağılımında da ciddi farklar yaşanıyor. Deneyimli öğretmenlerin büyük bölümü gelişmiş şehirlerde görev yapmak isterken, dezavantajlı bölgelerde öğretmen değişimi daha sık yaşanıyor. Bazı okullarda branş öğretmeni eksikliği yıllardır çözülemiyor. Öğrenci bir yıl matematik öğretmeniyle ders işlerken ertesi yıl öğretmensiz kalabiliyor. Bu durum çocukların eğitim devamlılığını bozuyor.
Velilerin ekonomik durumu da mekânsal eşitsizliği büyütüyor. Gelir düzeyi yüksek semtlerde aileler çocuklarına özel ders, yabancı dil eğitimi, bilgisayar ve internet gibi ek imkânlar sağlayabiliyor. Dar gelirli mahallelerde ise aileler temel okul ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanabiliyor. Böyle olunca eğitim sadece okulda verilen ders olmaktan çıkıyor; ailelerin maddi gücü de başarıyı etkileyen önemli bir unsur haline geliyor.
Pandemi dönemi bu farkları daha görünür hale getirdi. Uzaktan eğitim sırasında bazı öğrenciler kendi odalarında bilgisayar başında ders takip ederken, bazı çocuklar tek telefonla kardeşleriyle sırayla derse girmeye çalıştı. İnternet erişimi olmayan bölgelerde eğitim tamamen aksadı. O süreçte toplum şunu net biçimde gördü: Teknolojiye erişim de artık eğitim hakkının bir parçası.
Büyük şehirlerin içinde bile eğitim eşitsizliği dikkat çekiyor. Aynı kentte bir okulun laboratuvarı, spor salonu ve kütüphanesi bulunurken başka bir okul temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayabiliyor. Bazı aileler daha iyi eğitim için başka mahallelere taşınmaya çalışıyor. Çünkü insanlar artık ev seçerken yalnızca kira fiyatına değil, çevredeki okulun kalitesine de bakıyor. Eğitim, şehirlerin sosyal haritasını da değiştiren önemli bir unsur haline geliyor.
Uzmanlara göre eğitimde mekânsal eşitsizlik yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorunu. Çünkü eğitim kalitesindeki fark büyüdükçe gelir dağılımındaki eşitsizlik de artıyor. İyi eğitim alan çocuklar daha yüksek gelirli işlere ulaşırken, dezavantajlı bölgelerde büyüyen çocukların yukarı çıkma şansı azalıyor. Böylece yoksulluk kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Eğitim sistemi toplumsal hareketliliği artırmak yerine bazen mevcut farkları yeniden üreten bir yapıya dönüşebiliyor.
Peki çözüm ne olabilir? Öncelikle eğitimin yalnızca merkezi sınav başarısıyla değerlendirilmemesi gerekiyor. Dezavantajlı bölgelerdeki okullara daha fazla yatırım yapılması şart. Öğretmenlerin bu bölgelerde uzun süre görev yapmasını sağlayacak ekonomik ve sosyal destekler artırılabilir. İnternet altyapısı, okul binaları, laboratuvarlar ve kütüphaneler ülkenin her bölgesinde benzer standartlara ulaştırılmalı.
Ayrıca okul öncesi eğitim çok büyük önem taşıyor. Çünkü eşitsizlik çoğu zaman çocuk ilkokula başlamadan önce başlıyor. İyi bir okul öncesi eğitim alan çocuklarla alamayan çocuklar arasında erken yaşta ciddi fark oluşabiliyor. Bu nedenle özellikle düşük gelirli bölgelerde ücretsiz ve kaliteli okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması gerekiyor.
Sosyal destek programları da önem taşıyor. Ücretsiz yemek, kırtasiye desteği, burs ve ulaşım yardımları birçok öğrencinin eğitim hayatına devam etmesini kolaylaştırabilir. Çünkü bazı aileler için eğitim masrafı ciddi bir yük haline gelmiş durumda. Çocukların eğitimden kopmaması için ekonomik destekler kritik rol oynuyor.
Eğitimde fırsat eşitliği yalnızca öğrencilerin değil, ülkenin geleceğinin de meselesidir. Bir ülkenin kalkınması sadece birkaç iyi okulun başarısıyla değil, en uzak köydeki çocuğun da kaliteli eğitime ulaşabilmesiyle mümkündür. Çünkü yetenek sadece büyük şehirlerde doğmaz. Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan bir çocuk da bilim insanı, mühendis, sanatçı ya da doktor olabilir. Önemli olan ona gerekli imkânların sunulmasıdır.
Bugün eğitimdeki mekânsal eşitsizlik azaltılabilirse yarının toplumsal huzuru ve ekonomik gücü de artacaktır. Aksi halde aynı ülkenin çocukları farklı dünyalarda büyümeye devam edecektir. Eğitimde adalet sağlanmadan toplumsal adaletin tam anlamıyla kurulması da kolay görünmüyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar