Muhammed Hamdi Yazır, Cemâzilâhir 1295/Haziran-Temmuz 1878’de Antalya’nın Elmalı ilçesinin Karyağdı mahallesinde 3 nolu hanede doğdu. Burdur’un Gölhisar kazasına bağlı Yazır köyünde doğan babası Numan Efendi (ö.1334/1916), Gölhisar’lı Bedreddin Efendi’nin oğlu Hasan Efendi’nin oğlu Hacı Bekir Efendi’nin oğlu Muhammed Efendi’nin oğludur. Annesi Fatma Hanım, Sarılarlı diye bilinen Elmalı ulemâsından Abdullah Efendi’nin oğlu Muhammed Efendi’nin (ö.1287/1870) kızıdır. Elmalılı’nın hem anne hem de baba tarafından dedelerinin isimleri Muhammed Efendi’dir. Kendisine de dedelerinin ortak ismi olan Muhammed’in ilk isim olarak verildiği anlaşılmaktadır.

Muhammed Hamdi Yazır, İbtidâî ve Rüşdiye okullarını (ilk ve orta tahsilini) memleketi olan Elmalı’da okudu. 1302/1884-1308/1890 yılları arası nahivden İzhar’a kadar Elmalı’da ders gördü. Kısa bir sürede Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetti. Dayısı Hakkı Efendi ve babasından nahiv ve bazı ilimlerin başlangıç kısımlarını tahsil etti. Meşhur âlim olan büyük amcası Muhammed Emin Efendi’den özel olarak ders aldı. Dayısı Mustafa Zekaî Sarılar, Muharrem 1312/Temmuz/Ağustos1894 tarihinde Muhammed Hamdi Yazır’ı, Finike’den Antalya’ya, Antalya’dan da deniz yoluyla İstanbul’a getirdi ve Küçük Ayasofya Medresesi’nde avlu kısmında bulunan odasına, kendi yanına yerleştirdi. Elmalılı, Küçük Ayasofya Medresesi’nde ilmiye icazetli Of’lu Hacı Mehmed Kâmil Efendi’ye de (ö.1330/1912) hizmet etti. Bâyezid dersiamlarından Kayserili Büyük Hamdi Efendi’nin dersine devam ederek, nahiv, mantık, meânî, fıkıh, fıkıh usulü, kelam, hikmet, hadis ve tefsir gibi âlet (Sarf, iştikak, nahv, kitâbet, iştikâk-ı kebir, lügat, metn-i lügat, beyan, meânî, bedi’, belâgat ve inşâ ilimleri gibi âlâ ilimleri anlamaya ve kavramaya vesile (âlet) olacak ilimler) ve âlâ ilimleri tamamlayarak 1320/1903 yılında icâzetini aldı.

Büyük Hamdi Efendi’den ders aldığı sıralarda, tabiat ilimleri ve matematik ile meşgul oldu. 1319 yılının Şevvâl ayında (Ocak 1902) Nüvvâb Mektebi’ne (Hukuk Fakültesi’ne) girdi ve birincilikle bitirerek, altın madalya ve beratla ödüllendirildi. Üçüncü sınıf hâkim diplomasını (Şevvâl 1323/1906) aldı. Hicrî 1324/1907’de resmî görev alabileceği müderrislik imtihanını yüksek derece ile kazandı. Medreselerin müfredâtında bulunan bütün dersleri okutabilecek yetkinlikte bir âlim olduğu için kendisine 1325/1908’de dersiâmlık pâyesi verildi. Bundan sonra “Küçük Hamdi” diye anılmaya başlanılan Muhammed Hamdi, Soyadı Kanunu (2 Temmuz 1934)’ndan önce “Elmalılı Hamdi” adı ile “Küçük Hamdi Efendi” adlarını kullandı. Çünkü hocası Kayserili Hamdi Efendi ile karıştırılmaması için, hocasına “Büyük Hamdi” kendisine de “Küçük Hamdi” denilmişti. Hocasının 1332/1914’de vefâtından sonra, Küçük Hamdi adı unutuldu. Yazır soyadını ise, Soyadı Kanunu’yla birlikte babasının köyünün ismine nisbetle aldı.

Tahsili sürecinde kendi kendine matematik, felsefe, edebiyat, mûsikî ile meşgul olmuş ve üç-dört ay gibi kısa bir zamanda Fransızca’yı öğrenmişti. Kendisinin zapt ettirdiğine göre ise, Kânûn-i Esasî ve Mehâkim-i Şer’iyye Kânûnu Esbâb-ı Mûcibe Mazbataları’nı yazarken, Fransızca’yı kendi kendine kırk günde öğrenmişti. Öğrendiği Fransızca ile batılı müelliflerce kaleme alınan felsefe ve mantık kitaplarını incelemiş, çeviriler yaparak mukâyese etmişti.

Meşrutiyetin ilanından evvel Rüşdî mekteplerde talebeye hat yazısından sülüs, nesih ve rık’a öğretiliyordu. Muhammed Hamdi Yazır’ın babası Numan Efendi, altı adet Kur’ân-ı Kerim yazmış kuvvetli bir hattattı. Elmalılı’nın, hem ailesinde gördüğü hat sanatına olan ilgi hem de okulda aldığı hat dersleri kendisinde hat sanatının alt yapısını oluşturmaya yetmişti. Sülüs, nesih ve ta’lik hattıyla enfes bir şekilde yazdığı yirmi iki sayfalık ilmiye icâzetnâmesinin son sayfasında, ilk olarak babası Numan Efendi’den hat sanatını meşk ettiğini belirtmektedir.

Elmalılı’nın İstanbul’a geldiğinde ilk yaptığı şeylerden birisi de kendisine hat sanatında kaldığı yerden meşkini tamamlayacak bir üstat bulmaktı. Araştırmaları sonucu devrinin meşhur hattatlarından Filibeli Hacı Arif Efendi’den (ö.1326/1909) sülüs ve nesih meşk etmeye başladı. Kısa zamanda derslerini tamamlayarak, nesih ve sülüs hat sanatı dallarında Arif Efendi’den icâzetini aldı