Bildiğiniz üzere Serdar Tuncer’in programına konuk olan Ekrem Buğra Ekinci, II. Abdülhamid Han’ın Hal Fetvası ile alakalı ‘Elmalılı haysiyetli olsa o fetvayı yazmazdı… Elmalılı’nın yükselmesi ondandır, Cumhuriyet döneminde de itibar görmüştür, bundan dolayı ona tefsir yazdırılmıştır… diğerleri hep darağacına çekilirken onun gibiler hep itibar görmüştür… biraz modernist zihniyetli idi… milletvekili emellerine kapıldı… burada ben ahlâkî bir değerlendirme yapıyorum…’ gibi kendinden menkul değerlendirmelerle manipülasyon yapıp hedef saptırarak edep sınırlarını aşan bir konuşma yapmıştı. Konu ile alakalı bilgilendirme ile reddiye yaptığımız yazı dizimizi altıncı makale ile tamamlıyoruz.

″İkrâh″ lügatta; birine zorla bir iş yaptırma, zor kullanma, zorlama gibi anlamlara gelmektedir. Fıkhî bir terim olarak da; bir kimsenin, bir şahsı haksız olarak istemediği bir işi yapmaya tehdit ve korkutma yoluyla sevk etmesidir. İkrah, cebir ve tehdit kullanarak kişiyi rızâ göstermeyeceği bir söz veya davranışa zorlamaktır.

İkrâh-ı mülci (tahammülü aşan zorlama) ise öldürme ve bir âzayı kesme gibi insanın katlanamayacağı bir şeyle zorlanmasıdır ki, bu zorlama sebebiyle zorlanan kimsenin seçme hakkı kalmaz.

Sahabeden Ammar b. Yasir’in (r.a.) küfre zorlanması ikrâh-ı mülcî’ye örnek bir olaydır.İslam’ı kabul etmelerinden dolayı Ammar,babası Yâsir ve annesi Sümeyye (r.anhüm) Mekke döneminde, müşriklerin ağır işkencelerine maruz kaldılar. Babası ve annesiAmmar’ıngözleri önünde vahşice şehit edildi.Ammar, kendisine yapılan zulüm ve işkencelere direnmeye devam ediyordu. Yine bir gün Kureyş müşrikleri Ammar'ıboğmak için su kuyusuna batırdılar veputlarının lehinde ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) aleyhinde konuşmadıkça kendisini bırakmayacaklarını söylediler. Ammar, ölümden kurtulmak için, onların putları lehinde birkaç söz söylemek zorunda kaldı. Müşrikler, söylettikleri sözlerden memnun olarak onu serbest bıraktılar. Ammar, müşriklerin elinden kurtulur kurtulmaz, ağlayarak Hz. Peygamber'in (s.a.v.) huzuruna vardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), Ammar'ın göz yaşlarını eli ile sildi ve başından geçenleri kendisine anlatmasını istedi. Ammar, olup bitenleri anlattı. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona: "Kalbini nasıl bulmuştun?" diye sordu. 0: "İman ile dopdolu" deyince Hz. Peygamber (s.a.v.), bu durumda ona bir vebal olmadığını, hatta yine işkenceye uğrarsa aynı sözleri tekrarlayabileceğini söyledi. Bu olay üzerine İslam'daki inanç ve hukuk sınırlarını belirleyen Nahlsûresininşu meâldeki106. âyet-i kerimesi nazil oldu: ‘‘Kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde (inkâra) zorlanan kimse müstesnâ, kim îmân ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse (onun için şiddetli bir tehdidvardır)…’’

İslam hukuku (fıkıh) ve genel hukuk prensiplerine göre, darbe veya cunta yönetimi gibi gayrimeşru baskılar altında yaptırılan veya imzalatılan işlerin hukuki ve dini hükmü temel olarak ikrah (zorlama/baskı) kuralları çerçevesinde değerlendirilir vezorla yaptırılan işten dolayı kişi günaha girmez ve dünyevi cezalardan (hadd veya kısas) muaf tutulur.

Türk Ceza Kanunu'nun TCK Madde 28 hükmüne göre; karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı silah zoru, şiddet veya ağır bir tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu durumda suçu işleten (silahı çeken) kişi fail sayılır. (TCK Madde 28)

Avrupa hukukunda silah zoruyla imza attırma veya herhangi bir sözleşmeyi imzalamaya zorlama durumu, tehdit ve cebir (duress/coercion) kapsamında değerlendirilir. Hukuki açıdan bu irade sakatlığı, anlaşmanın geçerliliğini doğrudan ortadan kaldırır. (Types of Contract: Definitions&Examples)

31 Mart Vakası çerçevesinde II. Abdülhamid Han’a darbe yapılmış, kayıtlara göre en az 450-500 kişi katledilmiş, sıkıyönetim ilan edilmiş, asker yönetime el koymuştur. Darbe sonrası halkı manipüle etmek ve askeri darbeyi meşru göstermek için padişahın hal’ edildiğini belgeleyen uydurma fetva, meclisi basan askerlerin silahları altında zorla alınmıştır. Fetvanın müsveddesinin hazırlanması için mecliste bulunan ilim ehli milletvekillerinden Mustafa Âsım Efendi, Manastırlı İsmail Hakkı ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, kendi istekleriyle değil, askerin celbi ile Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey’in odasına zorla getirilmişlerdir. Fetva müsveddesi, Fetva Emini Nuri Efendi’ye temize çektirilerek yazdırılmış ve Şeyhulislam Ziyaeddin Efendi’ye de zorla imzalatıp mühürletilmiştir.

Bir hukukçu olan Ekrem Buğra Ekinci, darbe sonrası silah altında zorla yaptırılan hiçbir şeyin hukuken geçerli olmadığını çok iyi bilmektedir. Bu noktada Ekinci’ye şunu sormak gerekiyor: Ekinci, neden asıl suçlu olan ve II. Abdülhamid Han’ı tahtından indiren darbecilerin oyun ve düzenlerini ortaya koymak yerine, olayları manipüle edip hedef saptırarak, hiçbir etkisi ve yetkisi kalmamış kişileri silah zoruyla yazdıkları ve imzaladıkları hal fetvasından dolayı sorumlu tutup onlara hakaret etmektedir? Neden darbecilerle ve asıl suçlularla değil de, kendini savunacak durumda bile olmayan merhum Elmalılı’ya kendinden menkul değerlendirmelerle hakaret etmektedir? Hedefi ve amacı nedir?... Bu sorulara verilecek cevaplar herkesçe mâlumdur, zaten cevaplarına da ihtiyaç yoktur. Ekinci’nin söylediklerihaddini ve kastını aşan manipülasyonlardan ve iftiralardan ibarettir. Ekinci’yi, merhum Elmalılı’nın ruhundan, Elmalılı’nın ailesinden, Elmalılı’yı sevenlerden, Elmalılı ve eserleri üzerine yüzlerce çalışma yapanlardan ve konunun detaylarına hâkim olmadığı için manipüle ettiği herkesten özür dilemeye davet ediyoruz.