Ticaret Bakanlığı Esnaf ve Sanatkâr Bilgi Sistemi (ESBİS) verilerine göre ülkemizde yaklaşık 3 bin esnaf ve sanatkar odası bulunuyor. Yine 1000 civarında da esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifi…

Esnaf odaları ve esnaf kredi kooperatifleri, esnafların mesleki haklarını koruyan ve ticari faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gereken finansal desteği sağlayan iki temel dayanışma kurumu. Odalar esnafların yasal temsilini ve mesleki gelişimini sağlarken, kooperatifler uygun koşullarda krediye ulaşmalarına aracılık ediyor. Dolayısıyla her iki yapı da esnaf açısından son derece önemli ve gerekli…

Bu günkü yazımda, önemi ve gerekliliği konusunda hiçbir şüphemin olmadığı bu iki oluşumda yıllardır dikkatimi çeken ve beni rahatsız eden bir konuya değinmek istiyorum. Benim gibi eminim bir çok kişi de fark etmiştir; bu oda ve kooperatiflerin önemli bir ekseriyetinde başkanlık yıllarca hemen hemen hiç değişmez. 30-40, hatta 50 yıldır aralıksız başkanlık edenlere şahit oluruz. Yaşlılık, sağlık sorunları vs. gibi zoraki şartlar oluştuğunda da genellikle başkanlık koltuğu oğula veya kardeşe geçer.

Tekrar vurguluyorum, bunlar küçük işletmenin, mahalle esnafının, zanaatkârın, kendi hesabına çalışan insanın sesi olması gereken yapılar.

Ancak bir makam 30-40 yıl boyunca aynı kişinin elinde kalıyorsa, orada artık sistemi masaya yatırmak gerekir.

Başkanlar değişmiyor, yönetimler değişmiyor, aynı isimler yıllarca koltukta kalıyor. Değiştiğinde de koltuk başkanın birinci derecede yakınına geçiyor…

Böyle olunca ister istemez aklımıza şu soru geliyor; Burası bir esnaf kuruluşu mu, yoksa aile şirketi mi?

Elbette bir başkan başarılı olabilir, üyeleri memnun olabilir, yıllarca güven kazanabilir. Her seçimde yeniden aday olup yeniden seçilmesinin önünde hukuken bir engel bulunmayabilir. Bunların hepsi mümkündür ancak demokratik kurumların meselesi yalnızca “seçiliyor mu?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl soru şudur; Aynı kişi neden 30 yıl boyunca karşısına güçlü bir alternatif çıkmasını engelleyebilecek kadar güçlü hale geliyor?

Çünkü 30-40 yıl aynı koltukta oturmak, yalnızca tecrübe biriktirmek anlamına gelmez. Zamanla çevre oluşturur, ilişkiler oluşturur, alışkanlıklar oluşturur. Kurumun bütün hafızası tek bir kişinin etrafında şekillenebilir.

Ve en tehlikelisi, üyeler bir süre sonra “Başkan zaten hep başkan” düşüncesine alışabilir.

İşte o noktada seçim vardır ama rekabet zayıflar. Sandık vardır ama alternatif azalır. Demokrasi vardır ama değişim ihtimali zayıflar.

Koltuğun babadan oğula geçmesi ise meselenin daha tartışmalı boyutunu öne çıkarıyor. Bir başkanın çocuğunun da aynı meslek alanında faaliyet göstermesi elbette son derece normaldir. Bir babanın mesleğini oğluna öğretmesi, deneyimini aktarması, hatta oğlunun aynı kurumda görev alması da tek başına eleştirilecek bir durum değildir.

Fakat sorun başka bir noktada ortaya çıkıyor; Başkanlık makamının fiilen bir aile geleneğine dönüşmesi…

Bugün baba başkan, yarın oğul, sonrasında belki başka bir aile ferdi…

Böyle bir görüntü ortaya çıktığında üyelerin sorması gereken soru çok basit; “Bu makam neden sürekli aynı aile içerisinde dolaşıyor?”

Çünkü kooperatifin ve odanın sahibi başkan değildir. Başkan, üyelerin verdiği yetkiyi kullanan kişidir. Kooperatif ortaklarının ekonomik menfaatlerini korumak üzere kurulan yapının en yetkili organı genel kuruldur. Dolayısıyla başkanlık makamı kimsenin şahsi mülkü değildir.

Diğer yandan, bugünün esnafı, 30-40 yıl önceki esnaf değil. Ekonominin yapısı değişti, e-ticaret geldi. Dijital ödeme sistemleri geldi, kira ve enerji maliyetleri arttı,

finansmana erişim zorlaştı. Genç girişimcilerin sorunları değişti, kadın girişimcilerin beklentileri değişti. Yeni nesil esnafın sosyal medya, dijital pazarlama, e-ticaret, markalaşma ve finansal teknoloji gibi bambaşka ihtiyaçları var. Peki bu yeni dünyanın temsilcileri yönetimlerde ne kadar yer bulabiliyor?

Asıl tartışılması gereken meselelerden biri bu.

Çünkü aynı yönetim anlayışı 30-40 yıl devam ediyorsa, kurumun üyeleri değiştiği halde yönetim zihniyeti neden değişmiyor?

Genç bir esnafın önünde sürekli aynı isimleri görmesi, zamanla “Ben zaten bu sisteme giremem” duygusu yaratabilir ki, bu da gençleri kurumlardan uzaklaştırıyor. Bakın çevrenize, oda ve kooperatiflerde belli bir yaşa ulaşmış ‘gedikli başkan’ sayısının ne kadar fazla olduğunu göreceksiniz.

Bir kurumda 30 yıl boyunca aynı kişi seçiliyorsa, “Üyeler istiyor” demek meseleyi bitirmez.

Tersine yeni sorular doğurur: Kaç kişi aday olmak istiyor, adayların üyelere ulaşma imkânları eşit mi, kurumun kaynakları seçim dönemlerinde nasıl kullanılıyor, üyeler kurumun mali yapısını yeterince biliyor mu, yönetimlerde gençlere ve kadınlara ne kadar yer veriliyor, muhalif veya alternatif görüşler kurum içinde rahatça dile getirilebiliyor mu? Vs. vs…

Bu soruların sorulması düşmanlık değildir. Aksine, kurumuna sahip çıkmaktır. Artık ‘başkanlık kariyeri’ yerine ‘hizmet dönemi’ konuşulmalı, artık zihniyet değiştirilmelidir. Başkanlık bir kariyer mesleği, hele hele emeklilik yaşı gelene kadar sürdürülen bir makam olmamalıdır.

Ve belki artık başkanlıkta ‘süre sınırı’ tartışmaya açılmalıdır.

Böyle bir düzenleme kimsenin geçmişte yaptığı hizmeti yok saymaz. Tam tersine, kurumların kişilere bağımlı hale gelmesini önler. Çünkü mesele Ahmet'in, Mehmet'in, Hasan'ın başkan olması değildir. Mesele sistemin bir kişiye veya aileye bağımlı hale gelmemesidir. Esnafın kurumları esnafındır. Esnaf odaları ve kredi kefalet kooperatifleri birilerinin şahsi mülkü değildir. Bir ailenin mirası değildir. Bir kişinin siyasi veya ekonomik kariyer basamağı değildir.

Dolayısıyla başkanlık koltuğunun da sahibi yoktur. Bugün bir kişi oturur, yarın başka biri. Sonra bir başkası. Önemli olan kurumun ayakta kalmasıdır…

Eğer bir kurumda 30-40 yıl boyunca aynı aileden isimler başkanlık yapıyorsa, kimseye peşinen suçlama yöneltmeden şu soruyu sormak demokratik bir haktır;

“Bu gerçekten üyelerin özgür iradesinin tecellisi mi, yoksa artık değiştirilmesi zorlaşmış bir düzen mi?”

Bu soruyu sormaktan korkmamak gerekir. Çünkü değişimden korkan kurumlar zamanla yaşlanır. Değişime izin veren kurumlar ise gençleşir.

Esnafın geleceği için ihtiyaç duyduğumuz şey, ömür boyu başkanlar değil; hesap veren, şeffaf, yenilenen ve gerektiğinde koltuğunu bırakabilen yöneticilerdir.

Koltuk babadan oğula geçebilir. Ama emanet babadan oğula geçmez.

Emanet, üyelerindir.

Ve günü geldiğinde yine üyelere teslim edilmelidir.