Toplumlar çoğunlukla kendilerinin başına dertler alırlar. Bu dertler hiçbir zaman problem olarak insanın hayatına girmez. Yani belaların başlangıcı gayet hoş, neşeli, eğlenceli, hatta işe yarar görünen bir tarzda görünür ve hissedilir.
Bu belaların üreticisi de yine insandır. Bazı insanlar diğerlerine göre daha erken kötülüklerin çarkına bulaşmıştır.
Yazılarımı takip edenler bileceklerdir ki acizane her kötüye ve kötülüğe ahlaksızlık ve ahlaksız nitelemesiyle yaklaştım her zaman.
Çünkü ahlakı ve ahlakilik ilkesini insanoğluna ve insanlığa yakışan en önemli özellik olarak nitelendiriyorum.
Ahlakilik; insanı saygılı, adil, rahat, tevekküllü, sabırlı, kanaatkâr, hoşgörülü yapar. Yani insanın iyi olması için onu koruyan en etkili zırhtır.
Son yıllardı bütün dünya genelinde ve ülkemiz özelinde ahlakilik zırhlarımız hasar aldı ve bizi yani insanlığımızı koruyamaz duruma geldi.
Şimdi hasar alan değerlerimizin birkaçını değerlendirelim.
&&En büyük zırhımız utanma zırhıydı. Mahremiyeti de içinde barındırıyordu. Kadın ve erkek olarak özel hallerimizi her zaman korumaktaydık. Moda diye, el alem yapıyor diye, ne varmış bunda diye, çağdaşlık diye, modernlik diye önce utanma zırhımızı delik deşik ettik, ardından çıkararak mahremiyetimizi de sergilemeye başladık. Çıplaklığı cesaret diye adlandırdılar ve de tuttu bir zümrede.
Bilhassa bu saldırı her yaşta kadınlar üzerinden tedavüle sokuldu. Genç kızların ar damarıyla oynandı. Kontrolsüz sosyal medya kullanımı başta genç kızlarımız olmak üzere bütün gençliği etkisi altına aldı.
&&Bir başka zırhımız helal kavramı idi. Maddi kazançlardan evliliğe, ticaretten gıdaya kadar meşruiyetin başlığı helal zırhıdır.
Bu zırhı da tahrip ettik ve artık bizi ahlaklı yapan bir filtreden daha kurtulmuş! olduk. Hızla yaygınlaşan bir vurdum duymazlık rüzgârı bütün yurdumuzu ve insanımızı etkisi altına almış bulunuyor.
Bal tutan parmak yalar ahlaksızlığı öz ahlakımızı baskı altına almaya başladı. Her türlü kazancın meşru olabileceği konusu gayet normal bir duruma indirgendi.
Hele de inanç kültürümüzün kalelerinden olan ‘’beytülmale’’ (Hazineye) yaklaşımdaki ahlaksızlık en bariz örneklerden biridir. Halbuki devlet malı her bir vatandaşın ortak mülküdür. Yöneticilerin birinci vazifesi bu değerleri korumak ve usulüne uygun harcanmasını sağlamak olmalıdır.
Ciddi bir çoğunluk kazancının helal-haram teftişi ile ilgilenmemeye başladı. Çünkü bu kavramlar çok yönlü saldırılarla tahrip edildi.
&&Bir başka zırhımız da dini ve milli kültür disiplinlerimizdir. Bu iki disiplinimiz bizi ahlaklı kılan en kolay ve masrafsız gücümüzdür. İnanıp ona göre yaşıyorsunuz o kadar. Başka hiçbir şeye ihtiyacınız olmuyor.
Ahlaklı ve milli kültüre sahip bir dindar kimse için bir tehlike ve tehdit değildir. Bütün toplum için bir güven kaynağıdır.
Bu iki zırhımızda derin hasarlar almaya başladı. Dinimiz hurafe, bidat ve israiliyat (başka dinlerden alınanlar) baskısıyla zamandan ve hayattan koparılmaya başlandı. Bu tarz din anlatımı da halkın ihtiyacına cevap veremeyen bir zayıf yapılar haline dönüştü. Bu tahrifat hala devam ediyor.
Milli kültürümüz ise küresel pop kültürünün müzikle, modayla, gıda ile, dizi ve filmlerle etkisizleştirilip gerici ve çağ dışı bir durum olarak anlatılmaktadır.
Yapay modernlik ve çağdaşlık insanlığımızı yiyip bitiren bir bakteriye benzemektedir. Yani başta gençliğimiz olmak üzere hastalıklı bir yapı haline gelmiş bulunuyoruz.
Durum bu. Tedavi mümkün. Bunun için çok cesur bir şekilde tedavi kararı alınıp işe koyulmalı.
Bu arada hala güzel ahlakla hayatı en temiz şekilde yaşayanların varlığını gördükçe umutlanıyorum. Allahtan yardımını esirgememesi üzerine dualar ediyorum. Sizlerde hem sözlü hem de fiili dualarınızı esirgemeyin.
Dikkat edelim. Her birimize hayırlı uyanıklıklar dilerim.