Zaman öyle hızlı akıyor ki yine bir yaz tatilinin yarısını geçtik. Kimilerimiz yurt içi ya da yurt dışı mekân değişikliği ile bu zamanı değerlendirdi.

Ben de birçok kişi gibi tatilimi Ana vatanımızda, Türkiye’de geçirmeyi tercih ettik. Aile, eş, dost ve akraba ziyaretleri hem kültürümüzün hem de inancımızın gereği olarak hep önceliklerimiz oldu.

Kalan zamanda da tarihi mekanları ziyaret ederek kültürel mirasımızdan görsel hakkımızı aldık.

Şimdi sizlere 2026 yaz sezonundaki izlenimlerimi aktarayım.

-Öncelikle uçak yolculuğu her iki yönde de çok güzel ve problemsizdi. THY bu işi çok iyi yapıyor ama gurbet insanımız için onları maddi ve manevi mutlu edecek işler yapmalıdır diye düşünüyorum.

-İstanbul havalimanı doluluk olarak beklenenin üstüne çıkmış durumda. Ferah, modern, yormayan bir yapı. Bunların yanında hala şehirle bağı bu özelliklere uygun değil.

-İstanbul’da trafik terörü motorcular hariç azalmış. Ben hiçbir zorbalıkla karşılaşmadım. Umarım ki yakın zamanda motor kuryeler için de ciddi bir disiplin oluşturulur. Yaşasın ceza demekten kendimi alamadım.

-Müzecilikte görsel olarak ciddi bir seviyede ülkemiz. Sadece müze işletmeciliğindeki çoklu yönetim sistemi ücretlendirme konusunda abartılı durumlar ortaya çıkarmış. Özel şirketlerin müze işletmesini beğenmedim. Bu yüzden Müzekart her yerde geçmiyor. Ayrıca turistler için çok ucuz. Avrupa’da müzeler hiç de ucuz değil. Mesela Dolmabahçe sarayı 3 Euro turistler için.

-Çevre temizliğinde hala ciddi problemler görülüyor. İnsanımız bu tür disiplinleri galiba eğitimle öğrenemeyecek. İlla ki cüzdanın dengesini bozacak cezalar gerekiyor.

-5-7 milyon kişinin İstanbul’dan ayrılmasının sonucundaki rahatlık kesinlikle çok güzel. Bu durum kalıcı hale gelmeli.

-Ekonomide kimin zengin, kimin fakir olduğunu anlayamadım. Bir ay bunu anlamak için yeterli değil ama ortada anlaması zor da bir durum var. Bir denge problemi olduğu muhakkak.

-Gıda fiyatları maalesef hala çok yüksek. Kişisel ihtiyaç maddelerinde Avrupa’yı geçmiş durumda fiyatlar. Bu durum da anlaşılabilir değil.

-Konut ve araba sektöründe şişirilmiş fiyatlar biraz da olsa aşağıya çekilmiş durumda.

-İnsan ilişkilerinde duygusallık git gide terkediliyor. Avrupa’dan ibret alan da yok bu konuda. Her şeyleri olanların selam verecekler akraba, arkadaş ve dostları yok. Biz de eskiden öyleydik diyorlar.

-Hiç hoşlanmadığım bir konuşma şekli hızla yayılıyor. Şöyle ki; Durumu idare eden, kendini bağlamayan, her şeye şahsi menfaatiyle bakan, samimiyetsiz, güvensiz, evet ya da hayır demeden kurulan bir iletişim şekli.

-İkili konuşmaların çoğunluğu alıp satılanlar ve başkaları üzerine yapılıyor. Bu da toplumumuzun entelektüel seviyesinin yükselmesine ve mental zekanın büyümesine zarar veriyor.

Kısaca bu şekilde özetleyebilirim halimizi.

Neticede herkesin farkında olması gereken şeyin kısacık ömrümüzü meşru yollardan rızkımızı kazanarak hesabı yüz akıyla verilebilir bir hayatı yaşamaktır.

Bu konuda başarılı olanlara selam olsun.