Eylül ayını geride bırakırken Türkiye ekonomisine baktığımızda birbirinden farklı sinyallerin aynı anda ortaya çıktığını görüyoruz. Bir tarafta enflasyonla mücadelede belirli bir mesafe alınırken diğer tarafta piyasalardaki dalgalanma, fon krizi, yüksek enerji fiyatları ve jeopolitik riskler ekonominin önündeki önemli sorunlar olarak karşımıza çıktı.

Eylül ayının en önemli başlıklarından biri hiç kuşkusuz Orta Vadeli Program oldu. 2027-2029 dönemini kapsayan yeni OVP ile ekonomi yönetiminin önümüzdeki üç yıla ilişkin enflasyon, büyüme, istihdam, bütçe ve kamu maliyesi hedefleri yeniden şekillendirildi. 2026 yılı sonu enflasyon beklentisinin yüzde 28,4 seviyesine yükseltilmesi, enflasyonla mücadelenin beklenenden daha uzun süreceğini ortaya koydu.

Burada benim dikkat çekmek istediğim nokta şudur: Ekonomide hedef açıklamak kadar, bu hedeflere toplumun ve piyasaların inanmasını sağlamak da önemlidir. Çünkü enflasyon sadece para politikasıyla değil, beklentilerle de mücadele edilmesi gereken bir süreçtir.

Faiz tarafında ise Merkez Bankası temkinli duruşunu korudu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 10 Eylül toplantısında politika faizini yüzde 37'de sabit bıraktı. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, borçlanma faizi ise yüzde 35,5 seviyesinde tutuldu. Merkez Bankası özellikle yüksek enerji fiyatlarının enflasyon açısından yukarı yönlü risk oluşturduğuna dikkat çekti.

Eylül ayının bir başka önemli başlığı enflasyon beklentileri oldu. Ağustos verilerine göre piyasa katılımcılarının 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,4'e yükseldi. Hane halkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin ise yüzde 45,6 seviyesinde bulunması, vatandaş ile ekonomi yönetiminin enflasyon algısı arasındaki farkın hâlâ oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.

Vatandaş açısından baktığımızda hayat pahalılığı hâlâ temel sorun olmaya devam ediyor. Eylül ayı tüketici güven endeksi 91,9'a yükseldi. Ekonomik güven endeksi de 101,3 seviyesine çıktı. Hizmet sektörü güveni 111,9 olurken perakende ticaret güveni yüzde 1,1 arttı, inşaat güveninde ise yüzde 0,2 düşüş yaşandı.

İşgücü piyasasında ise daha olumlu bir tablo görüldü. Ağustos ayında mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 7,8 olarak gerçekleşti. İşsiz sayısı 2 milyon 740 bin kişi oldu. Ancak burada sadece işsizlik oranına bakmak yeterli değildir. İstihdamın niteliği, genç işsizliği, ücretlerin satın alma gücü ve çalışanların geçim şartları da birlikte değerlendirilmelidir.

Dış ticarette ise ağustos ayında ihracat yüzde 8,1, ithalat yüzde 10,5 arttı. İthalatın ihracattan daha hızlı yükselmesi dış ticaret dengesi açısından dikkat edilmesi gereken bir gelişme. Özellikle enerji fiyatlarının yükselmesi Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin dış dengesi üzerinde baskı oluşturabiliyor.

Eylül ayının belki de en çarpıcı ekonomik olayı ise sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi oldu. Borsa İstanbul'daki sert satışlar yatırımcı güvenini ciddi şekilde sarstı. BIST 100 endeksi eylül ayını yüzde 16,65 kayıpla tamamladı ve ayın son gününde mayıs ayındaki zirvesine göre yüzde 20'nin üzerinde gerileyerek ayı piyasası olarak tanımlanan bölgeye girdi.

Fonlarda yaşanan likidite sorunları, yatırımcıların geri ödeme talepleri, bazı varlıkların satılmak zorunda kalması ve soruşturma süreci piyasadaki güven sorununu büyüttü. Eylül sonunda bazı şirketler üzerindeki varlık dondurma kararlarının kaldırılması ise soruşturmanın farklı aşamalara ilerlediğini gösterdi.

Ben burada özellikle güven kavramının altını çizmek istiyorum. Finans piyasalarında güven kaybedildiğinde sadece hisse senedi fiyatları düşmez. Yatırımcıların risk iştahı azalır, likidite ihtiyacı artar ve piyasaların normalleşmesi zorlaşır. Bu nedenle fon krizinin hukuki boyutu kadar, yatırımcıların haklarının korunması ve sermaye piyasalarına güvenin yeniden güçlendirilmesi de önemlidir.

Küresel tarafta ise petrol ve enerji fiyatları Eylül boyunca ekonomi üzerinde baskı oluşturan unsurlar arasında yer aldı. Jeopolitik gelişmeler, enerji arzı, taşıma maliyetleri ve tedarik zincirlerindeki belirsizlikler petrol fiyatlarının dalgalı seyretmesine neden oldu. Merkez Bankası da enerji fiyatlarındaki gelişmeleri enflasyon açısından önemli bir risk olarak değerlendiriyor.

Altın tarafında da yatırımcıların güvenli liman arayışı dikkat çekti. Döviz, altın, tahvil ve hisse senedi piyasalarında yaşanan hareketler aslında tek bir gerçeği gösteriyor: 2026 yılında yatırım kararları sadece ekonomik verilere değil, jeopolitik gelişmelere ve küresel merkez bankalarının politikalarına da çok daha fazla bağlı hale geldi.

Eylül ayında sanayi üretiminin temmuzda yıllık bazda yüzde 0,3 gerilemesi de büyüme açısından dikkat çekici bir sinyaldi. Buna karşılık hizmetler, perakende ve tüketici güvenindeki hareketlilik ekonominin bütün sektörlerinde aynı yönde bir tablo olmadığını gösteriyor.

Sonuç olarak Eylül 2026'yı Türkiye ekonomisinin hem dezenflasyon hem de güven sınavından geçtiği bir ay olarak değerlendirmek mümkün. Enflasyonla mücadelede kalıcı sonuç alınması, faiz politikasının etkinliği, üretimin desteklenmesi, dış ticaret dengesinin iyileştirilmesi ve sermaye piyasalarındaki güvenin yeniden güçlendirilmesi önümüzdeki dönemin temel başlıkları olacak.

Eylül bize bir kez daha gösterdi ki ekonomide rakamlar kadar beklentiler de önemlidir. Enflasyon düşerken vatandaş bunu günlük hayatında hissetmiyorsa mücadele tamamlanmış sayılmaz. Borsa yükselirken yatırımcı kendisini güvende hissetmiyorsa piyasa sağlıklı bir zemine kavuşmuş olmaz. Büyüme gerçekleşirken üretim ve istihdam yeterince artmıyorsa toplumun refahına aynı ölçüde yansımayabilir.

Bu nedenle Ekim ayına girerken Türkiye ekonomisinin önündeki en önemli konu bana göre güveni kalıcı biçimde güçlendirecek, öngörülebilirliği artıracak ve fiyat istikrarını destekleyecek bir ekonomik ortamın oluşturulmasıdır. Ekim ayı da bu açıdan oldukça önemli olacak. Enflasyon verisi, bütçe süreci ve Merkez Bankası'nın faiz kararı piyasaların yakın takibinde olacak.

Kısacası Eylül 2026, ekonomide tek bir rengin hâkim olduğu bir ay olmadı. Enflasyon baskısı, yüksek faiz, işsizlikteki olumlu gelişme, dış ticaretteki hareketlilik, enerji fiyatları ve fon krizi aynı ekonomik fotoğrafın parçalarıydı. Şimdi önemli olan bu fotoğrafı doğru okuyarak Ekim ve sonrasındaki ekonomik politikaların güven, üretim ve fiyat istikrarı ekseninde nasıl şekilleneceğini görmek.