Bir ülkede hukuk işlemiyorsa orada gayrihukuk devreye girer.
Tıpkı bizde olduğu gibi…
Malum, dolandırıcılık olaylarının ardı arkası kesilmiyor. Her gün yeni bir yöntemle karşılaşıyoruz.
Artık sadece haberlerde değil üstelik. Bizzat yaşıyoruz, bizzat takılıyoruz dolandırıcıların ağına…
Okurlarımız bilir. Geçtiğimiz aylarda ben de dolandırılmış ve savcılığa başvurmuştum. Birkaç gün içerisinde savcılıktan tarafıma gönderilen cevabi yazı aslında bu sektörün (sektör diyorum çünkü günümüzde artık dolandırıcılık ciddi bir sektör haline geldi) nasıl bu kadar pervasız, nasıl bu kadar rahat icraat yaptığını net bir şekilde izah ediyor. Bahsettiğim yazının içeriğine dalıp sizleri sıkmak istemem. Verilen mesaj mealen şöyleydi; Sen vatandaş olarak uyanık olacak ve dolandırılmayacaksın…
Yani deniliyor ki, Hak hukuk, adalet, kolluk kuvveti kısacası devlet var demeyecek, eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın…
Devletin vatandaşa verdiği örtülü mesaj aslında gayet net: “Seni koruyamam, kendini koru.”
Oysa hukukun işlemediği yerde adalet, bir hak olmaktan çıkar; bireysel beceriye, şansa ve kurnazlığa dönüşür. Dolandırılan suçlu, dolandıran ise neredeyse ‘başarılı’ kabul edilir. Savcılığın satır aralarına gizlenen bu anlayış, sadece hukuki bir acziyet değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Çünkü hukuk, güçlü ve uyanık olanın değil, haklı olanın yanında durduğu ölçüde hukuktur. Bugün dolandırıcılık bir ‘sektör’ haline geldiyse, bunun sebebi birkaç üçkağıtçı değil; yaptırımsızlık, denetimsizlik ve umursamazlıktır. Aynı yöntemlerle, aynı numaralarla binlerce insan dolandırılıyor ama sonuç değişmiyor. Dosyalar raflarda tozlanıyor, mağdurlar ise ‘tecrübe kazandım’ cümlesiyle kendini teselli etmekten başka bir şey yapamıyor. Halbuki bu bir bireysel hata meselesi değil, kamusal bir güvenlik sorunudur. Devlet, vatandaşını sadece sınırda değil, telefonda, internette, bankada, sokakta da korumak zorundadır.
Hukuk geri çekildikçe gayrihukuk alan kazanır. İnsanlar adalete değil, çevresine; savcıya değil, tanıdığa; kurala değil, kurnazlığa güvenmeye başlar ki, işte asıl tehlike de burada. Çünkü bu düzen, sadece dolandırıcı üretmez, aynı zamanda hukuka olan inancı da dolandırır.
Ve bir ülkede adalete olan inanç kaybolduğunda, kaybedilen sadece para değil, birlikte yaşama iradesidir.
Bu ülkede artık suç işlemek risk değil, neredeyse yatırım kalemi haline gelmiş durumda. Çünkü yakalanma ihtimali düşük, yakalansan bile cezası belirsiz, sonuçları ise çoğu zaman ‘pişmanlık’ dilekçesinden ibaret. Vatandaşın alın teri bir tuşla buharlaşıyor, karşılığında devletten aldığı tek şey standart bir yazı: “Daha dikkatli olmalıydınız.” Yani sistem açıkça şunu söylüyor; Dolandırıcıyı yakalayamıyorum ama seni suçlayabilirim.
Bu yaklaşım, hukuk devletinin iflas bildirgesidir. Devlet, vatandaşına ‘uyanık ol’ diyorsa, aslında kendi görevini itiraf ediyordur. Kolluk kuvvetleri, savcılıklar, denetleyici kurumlar devre dışı kalmış, sorumluluk tamamen bireyin sırtına yıkılmış durumda. Oysa hukuk, ‘uyanık olan hayatta kalır’ anlayışıyla değil, ‘haklı olan korunur’ ilkesiyle ayakta durur. Aksi halde bu düzenin adı hukuk değil, vahşi doğadır.
Daha vahimi şu; Bu pervasızlık normalleşmiştir. Dolandırılan utanıyor, dolandıran cesaretleniyor. İnsanlar ‘aman sesini çıkarma, uğraşma, bir şey çıkmaz’ diye susturuluyor. Adalet aramak safdillik, hakkını aramak zaman kaybı olarak görülüyor. İşte tam da bu yüzden dolandırıcılık büyüyor, yayılıyor, kök salıyor. Çünkü biliyorlar ki karşılarında caydırıcı bir irade yok. Ne güçlü bir soruşturma, ne hızlı bir yargılama, ne de gerçek bir ceza…
Bugün dolandırıcılık sadece maddi bir suç değildir; toplumsal güvene karşı işlenmiş bir sabotajdır. İnsanların birbirine olan inancı, devlete olan güveni her vakayla biraz daha aşınıyor. Ve bu aşınma sessizdir, fark edilmez ama derindir. Bir gün uyanırsınız, kimse kimseye güvenmiyordur. Herkes tetikte, herkes kuşkucu, herkes yalnızdır. İşte o gün, sadece hukuk değil, toplum da çökmüş demektir.
Evet, ‘eşeğini sağlam kazığa bağla’ diyorlar. Ama unutulan bir şey var; Devlet, vatandaşa ahlak dersi vermek için değil, hakkını korumak için vardır. Eğer bu ülkede herkes kendi adaletini kendi almak zorunda kalıyorsa, orada devlet tabeladan ibarettir. Hukukun sustuğu yerde suç konuşur.
Ve suç bu kadar rahat konuşabiliyorsa, bunun sorumlusu dolandırıcıdan önce susan, görmeyen ve görevini vatandaşa havale eden sistemdir.