Sevgili dostum Çevre Mühendisi “Cem Arüv’ün” turizmden kaynaklı çevre sorunu ile ilgili yazısını sizlerle paylaşmak istedim…
***
Her şey aslında 1982 yılında Turizm Teşvik kanununun yayınlanması ile başladı! Antalya ve çevresini turizme açan bu kanun, öncelikle kıyılarımızda olmak üzere, turizm ikinci konutları ile birlikte yapılaşmaya açtı. Ekonomik kalkınma için turizm sektörünün ülkede gelişmesini önemseyen devletimiz başlangıçta gerek alt yapı gerekse üst yapısı ile birlikte olağanüstü bir seferberliğe girişti ve ilan ettiği Turizm Bölgelerinde doğa ve çevre ile uyumlu tesislerin ülkemize kazandırılmasını sağladı. Haksızlık etmemek gerekir ki Turizm yatırımcısı da başka ülkelerde benzerine az rastlanır bir refleksle, kıyılarımıza, yüksek kalitede turistik tesisler kazandırdı.
Devletimiz turizm alt yapısı götüremediği yerlerde ise yine bu heyecanlı yatırımcının önünü açtı ve kendi alt yapısını yapması, çevre ve doğa ile uyumlu yatırımların gerçekleştirilmesi adına Turizm Bakanlığı denetiminde konaklama tesislerinin yapılmasına imkan verdi. Özellikle 1990 lı yıllardan sonra Antalya’mızdaki turizm yatırım hızı her yıl eklenen yatak sayısı ile birlikte inanılmaz boyutlara ulaştı. 1980 li yıllarda 20 bin olan yatak sayısı, günümüzde bir milyonun üzerine çıktı.
Peki bu kadar yatırım yapılırken çevresel boyutta neler yaşandı sıralayalım isterseniz,
-
Turizm sektörünün yapılaşma ihtiyacı için beton lazımdı. Betonun temel bileşeni olan agrega için önce dere yataklarından sonra dağlardan vahşice milyonlarca ton malzeme alındı. Dere yatakları mahvoldu! Bazıları kayboldu, yer değiştirdi. Geçmişte var olan bazı tepeler taş ocağı faaliyetleri neticesinde yok oldu!
-
Devletin ilan ettiği Turizm Bölgeleri ve diğer turistik tesis alanlarında legal ya da illegal su kullanımı neticesinde yer altı su seviyesi inanılmaz derecede düştü. Geçmişte sürekli akış gösteren ve denize dökülen çaylar kurudu!
-
Antalya il merkezi turizm sektörünün hizmet ihtiyacını karşılamak için gelen insanımızın konut ihtiyacının karşılanabilmesi için yapılaşmaya açıldı. Kent her yıl üst üstü konacak şekilde olağanüstü sayılarda göç aldı. Yerel yönetimler Turizm sektörünün tetiklediği konut ihtiyacını karşılamaya yönelik yeni imar planları yapımında, gelişme bölgelerinin imara açımında, imarlı arsa üretiminde geç kaldı ve Antalya bir dönem gecekondulaşmaya teslim oldu.
-
Kentin kontrolsüz büyümesi ister istemez mevcut alt yapı sistemlerinin yetersiz hale gelmesine yol açtı ve çok büyük bedeller ödenerek kentimize alt yapı yapılmaya çalışıldı.
-
Kentin kontrolsüz ve plansız büyümesi neticesinde Antalya ismi ile yan yana gelmemesi gereken hava kirliliği gibi bir sorun kış aylarının rutini haline geldi.
-
Yine plansız yapılaşma neticesinde turizm bölgeleri ve eğlence merkezleri ile evsel yerleşimler bir arada inşa edildi ve gürültü gibi anakronik bir sorun yaşanmaya başladı.
-
Denizlerimize yapılan kontrolsüz atıksu deşarjları bir dönem denizin kirlenmesine yol açtı. Şükür ki zamanında yapılan alt yapı yatırımları ile kontrolsüz deşarjın önüne geçilmeye çalışıldı.
-
Son olarak yazımızın konusu olan çöpün toplanması, transferi ve bertarafı, halka yansıyan kısmı ile kokusu gibi bir sorunla kent merkezi ve turizm ilçeleri karşı karşıya kaldı. Antalya da yapılan onca bertaraf tesisine rağmen çöpü problem olmayan maalesef hiçbir beldemiz kalmadı.
Turizm sektörü devlet eliyle gelişmeye açılırken yukarıda listelediğimiz pek çok konu atlandı ve sorunlar yaşandıktan sonra çözüm üretilmeye çalışıldı. Bunun başlıca nedeni alt yapı sorunlarının giderilmesi için gerekli ekonomik gücün, günün koşullarında yeterli olmaması ve devletimizin bütüncül görebilen ve bütüncül yönetme kabiliyetine sahip ‘teknik devlet’ olmamasıdır. Maalesef geçmişte devletin teknik kısmını oluşturan İller Bankası, DSİ, Karayolları, Köy hizmetleri, Çevre İl Müdürlükleri, Bayındırlık İskân Müdürlükleri, İl Özel İdareleri gibi kamu kurumlarının işlevini değiştirip, proje üretmek yerine siyasilerin emrini yerine getiren ve ilde yapılan işleri sadece denetleyen bir konuma getirilmesi, kamu hafızasının körelmesine, izleme ve projeksiyon kabiliyetlerinin ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Devlet kadrosu içerisinde yer alan pek çok nitelikli personel bu yönetim anlayışı sebebi ile ya özel sektöre geçmiş ya da görev aldığı kamu kurumu içerisinde emekliliğini bekler hale gelmiştir.