Dede, nine, baba, hamile anne ve yaşları 4 ile 9 arasındaki 5 çocuk…
Can pazarıydı…
IŞİD’den kaçtılar…
Esat’tan kaçtılar…
Cihatçılardan kaçtılar…
Can cümleden aziz dediler…
Tarlalarını, iş yerlerini, evlerini, mezarlıklarını geride bıraktılar…
Yanlarına sadece geleneklerini, inançlarını, günlük ihtiyaçlarını ve emek güçlerini aldılar…
Kara gün akçeleri bile yoktu yanlarında…
Türkiye bir umuttu onlar için…
Sınır boylarında onlara çadır ve günlük yemek verdi Türkiye…
Geride vatanlarını ve korkularını bırakmışlardı…
Şimdi önlerinde hayata yeniden başlayacakları kendilerine kucak açan bir koca ülke vardı…
İl, il dolaştılar…
Nerede ekmek yiyecekleri iş varsa orada konakladılar…
Yıkık dökük viraneleri kiralayıp yaşamlarını sürdürmeye çabaladılar…
Kimi yerlerden kovuldular Arap, göçmen diye…
Kimi yerlerde aşağılandılar…
Aç kalmamak için her işe razı oldular, üç otuz paraya sattılar emeklerini…
Çünkü satacakları başka bir şeyleri kalmamıştı…
Aç kalmamak, sığındıkları yerden yeniden kovulmamak için her türlü hakarete, aşağılamaya razı oldular, ses etmediler/ edemediler…
Yıllar yılı köyden köye konar/göçer dolaştılar…
Nihayet aynı ülkeden tanıdıkları “Antalya’ya gelin, burada her zaman iş bulursunuz, düzenlik bir hayata başlarsınız” diye haber yolladılar…
Ve böylece kaderlerinin son bulacağını bilemedikleri kente, Antalya’ya bin bir umutla geldiler…
Nereden bileceklerdi Kepez’deki serada ailecek çalışırken sığındıkları konteynırda bir bayram sabahı yanarak kül olacaklarını…
Nereden bileceklerdi en büyüğü 9 yaşındaki 5 çocuğun el yapımı oyuncakları ve naylon toplarıyla hayata veda edeceklerini…
Nereden bileceklerdi ana karnındaki 7 aylık bebeğin dünyayı tanıyamadan anasıyla beraber alevler tarafından yutulacaklarını…
Nazım Hikmet bir şiirinde şöyle diyor;
“Hoş geldin bebek
Yaşama sırası sende…”
Koca Nazım eksik yazmış şiirini…
Milyonlarca yoksul ailelerin çocukları gibi bu 5 Suriyeli yoksul aile çocukları ve İran’da bombalarla yok edilen çocuklar da yaşama sırası alamadılar…
Hayatta onları nelerin beklediğini bilemeden veda ettiler…
Tabii… nereden bileceklerdi müesses nizamların yoksul aile çocuklarının varlığını ya da yokluğunu umursamadıklarını…
Çünkü onlar yarattıkları adaletsizliği topluma “fıtrat” diye sundular, “çocuklarınız cennete gitti” diye avuttular hep ve onlarda bunu kabullendiler…
Güle güle çocuklar, diyemiyorum…
Çünkü hiç gelmediniz…