Hayvanlar alemi içgüdüsel olarak ve doğası gereği vahşidir…
Doğa dengesini bu vahşet üzerine kurmuştur…
Çünkü beslenme zinciri bunu emreder, var oluşu buna bağlıdır.
Bu nedenle hayvanların bu vahşetinde bir “masumiyet” vardır…
İnsan da hayvanlar aleminin bir üyesi olduğundan var oluşundan itibaren bu vahşetin bir parçasıdır ve aklı sayesinde de bu zincirin en üstünde yerini almıştır…
Lakin insanoğlu, hayvanlardan ayrılan aklı ile bu süreçte iki farklı duruşa sahip olmuştur.
“Birincisi,” insan eğer bu vahşeti, içgüdüsünü aklı ile birleştirerek yaparsa “doğanın masum vahşetini günahkâr, iğrenç ve rezil bir kötülüğe dönüştürür…”
İnsanoğlunun aklını hırsı ile birleştirerek ihtiyacından fazlasını elde etmek için yaptığı bu vahşetin sonucu savaşlar, soygunlar, katliamlar, acılar, dramlar ortaya çıkmıştır…
Hitler’in, PolPot’un, Romalı lejyonerlerin, Trump’un, Netenyahu’nun katliamları aklın hırsla birleşmesi sonucu yaşanan “bilinçli vahşettir.”
“İkincisi” ise; insanoğlu vahşet güdüsünün yanı sıra bir başka güdüye daha sahiptir.
Zayıfların, güçsüzlerin, masumların uğradığı haksızlıklar ve adaletsizliklere karşı isyan güdüsüdür, ki buna da “vicdan” deriz…
Bilinçli vahşet sadece silahlarla öldürmeleri, kitlelerin topluca imhasını içermez…
Bilinçli vahşet, aynı zamanda insanları sefalete sürükleyen, yoksullaştıran, insanların ancak yaşayabileceği kadar doyabildiği, sosyal ihtiyaçlarından uzaklaştırılan, sağlıklı yaşamasını engelleyen, hak arama yollarını tıkayan, özgürlükleri ve hakları ellerinden alınan ve bütün bunları gerçekleştirmek için her türlü şiddeti uygulamaktan kaçınmayan sistemlerdir…
Bilinçli vahşet, başkalarının haklarını gasp etmek olan hırsızlıktır…
Bilinçli vahşet, beyt-ül mala el uzatmaktır…
Bilinçli vahşet, hizmet için toplumun verdiği vergileri kişisel çıkarları için kullanmaktır…
Evet, çok basit bir soruyu soralım kendimize şimdi.
Hazinenin, belediyelerin kaynaklarına el koyan ve sizleri yoksullaştıranlardan, Gazze’de, Hiroşima’da, İran’da, Ruanda’da yaşanan katliamları yapanlardan, her türlü adaletsizliği yapanlardan yana mısınız?
Yoksa bu vahşete karşılık vicdanın sesine kulak verenlerden misiniz?
Eğer birincisine kulak verenlerdenseniz savaşın, kanın, barutun, acının yanında; ikincisine kulak veriyorsanız barışın, huzurun, zenginliğin ve kardeşliğin yanında yer alıyorsunuz demektir.
Silahların müzelerde sergilendiği, askere ve polise ihtiyaç duyulmayan bir dünyayı düşleyebiliyor musunuz?
Böylece karnı tok, yarına güvenle bakan, geleceği ile ilgili hiçbir endişe taşımayan toplumların varlığını düşleyebiliyor musunuz?
Bilimin ve teknolojinin insanların öldürülmesi için değil, hayatın kalitesinin artırmak için kullanıldığı bir anlayışın hâkim olduğu bir dünyayı düşleyebiliyor musunuz?
Hadi artık, sorgulayalım kendimizi…
Bunları “düş” olmaktan çıkarmak bizim ellerimizde…