Mayıs ayının ikinci haftası hem küresel piyasalarda hem de Türkiye ekonomisinde para politikası, enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve büyüme-enflasyon dengesi açısından oldukça yoğun gelişmelere sahne oldu. Özellikle küresel merkez bankalarının faiz politikalarına ilişkin beklentiler, enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve Türkiye’de açıklanan makroekonomik veriler ekonomik gündemin ana eksenini oluşturdu. İçeride enflasyonla mücadele programının etkileri tartışılırken, dışarıda ise ABD ekonomisindeki yavaşlama sinyalleri ile Avrupa’daki kırılgan büyüme görünümü dikkat çekti.
KÜRESEL EKONOMİDE FAİZ VE JEOPOLİTİK GERİLİM GÜNDEMİ
11-15 Mayıs haftasında küresel piyasaların en önemli başlığı, ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin beklentiler oldu. ABD’de açıklanan enflasyon ve istihdam göstergeleri, ekonomide kontrollü bir yavaşlamaya işaret ederken piyasalarda “yüksek faizlerin daha uzun süre korunacağı” görüşü yeniden güç kazandı. Bu durum gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını da doğrudan etkiledi.
Özellikle ABD tahvil faizlerindeki yüksek seyrin devam etmesi, dolar endeksini güçlü tutarken gelişmekte olan ülke para birimlerinde baskı yarattı. Türk lirası da bu süreçte kontrollü ancak zayıf bir görünüm sergiledi. Küresel yatırımcıların güvenli liman eğilimini artırması, altın fiyatlarında yukarı yönlü hareketleri destekledi.
Hafta boyunca enerji piyasaları da oldukça hareketliydi. ABD-İran hattındaki gerilim ve Orta Doğu’daki jeopolitik riskler petrol fiyatlarının yeniden yükselmesine neden oldu. Brent petrol fiyatının yukarı yönlü seyri, enerji ithalatçısı ülkeler açısından enflasyon baskısını artırabilecek bir unsur olarak değerlendirildi. Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ekonomiler açısından petrol fiyatlarındaki her yükseliş, cari açık ve enflasyon üzerinde ilave risk anlamına geliyor.
Avrupa ekonomisinde ise durgunluk endişeleri ön plandaydı. Özellikle Almanya’daki sanayi üretimi ve tüketim verileri, ekonomik toparlanmanın halen istenilen hızda gerçekleşmediğini gösterdi. Avrupa’daki zayıf büyüme görünümü, Türkiye’nin ihracat performansı açısından da dikkatle izleniyor. Çünkü Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olmayı sürdürüyor.
TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ENFLASYON TARTIŞMALARI DERİNLEŞTİ
Türkiye ekonomisinde haftanın ana gündemi enflasyon oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 14 Mayıs 2026 tarihinde açıkladığı enflasyon görünümüne ilişkin değerlendirmeler piyasalarda geniş yankı buldu. Özellikle yıl sonu enflasyon beklentileri ile piyasa gerçekleşmeleri arasındaki fark, ekonomik aktörler açısından dikkat çekici bulundu.
Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikası devam ederken, kredi büyümesindeki yavaşlama ve iç talepteki kontrollü daralma daha net hissedilmeye başladı. Ancak hizmet sektöründeki fiyat katılığı ve gıda fiyatlarındaki yüksek seyir, dezenflasyon sürecinin beklenenden daha uzun sürebileceği yönündeki yorumları güçlendirdi.
Ekonomistler özellikle üç temel noktaya dikkat çekiyor:
- Hizmet enflasyonunun hâlâ yüksek olması
- Kira ve eğitim gibi kalemlerde fiyat artışlarının sürmesi
- Enerji fiyatlarının yeniden yukarı yönlü risk oluşturması
Bunun yanında üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasındaki geçişkenlik de önemini koruyor. Kur hareketlerinin kontrol altında tutulmasına rağmen maliyet baskılarının tamamen ortadan kalkmadığı görülüyor.
ÜCRETLİ ÇALIŞAN VE İSTİHDAM VERİLERİ DİKKAT ÇEKTİ
Hafta içerisinde açıklanan ücretli çalışan istatistikleri, ekonomide büyümenin hız kaybetmesine rağmen istihdam piyasasının tamamen bozulmadığını ortaya koydu. Sanayi sektöründe yavaşlama eğilimi sürerken, hizmetler sektörünün istihdamı desteklemeye devam ettiği görüldü.
Ancak burada dikkat çeken temel sorun, ücret artışlarının enflasyon karşısında yetersiz kalması oldu. Özellikle yıl başında yapılan maaş zamlarının birkaç ay içerisinde erimesi, iç talepte kontrollü bir yavaşlamaya yol açıyor. Bu durum perakende ticaret ve dayanıklı tüketim sektörlerinde daha belirgin hissedilmeye başladı.
Özellikle orta gelir grubunun harcama davranışlarında önemli değişimler gözleniyor. Tüketiciler artık daha fazla zorunlu ihtiyaçlara yönelirken, elektronik, otomotiv ve mobilya gibi alanlarda talep daha seçici hale geliyor.
İNŞAAT VE SANAYİDE YAVAŞLAMA SİNYALLERİ
Açıklanan inşaat üretim endeksi verileri sektör açısından karışık bir tablo ortaya koydu. Deprem bölgesindeki yeniden yapılanma faaliyetleri sektörü desteklemeye devam etse de özel sektör yatırımlarındaki yavaşlama dikkat çekiyor.
Yüksek finansman maliyetleri nedeniyle yeni konut projelerinde temkinli bir yaklaşım öne çıkıyor. Konut kredisi faizlerinin yüksek seviyelerde kalması, konut talebini sınırlayan en önemli unsurlardan biri olmayı sürdürüyor.
Sanayi tarafında ise özellikle ihracata bağımlı sektörlerde Avrupa kaynaklı talep daralmasının etkileri hissediliyor. Tekstil, hazır giyim ve bazı ara malı üreticileri siparişlerde yavaşlama yaşarken, savunma sanayi ve yüksek katma değerli üretim yapan sektörler görece daha güçlü performans sergiliyor.
ENERJİ VE LNG GÜNDEMİ ÖNE ÇIKTI
Türkiye’nin 2026 yılının ilk çeyreğinde Avrupa’nın en büyük LNG ithalatçısı haline gelmesi enerji piyasalarında dikkat çeken gelişmelerden biri oldu. Özellikle ABD’den yapılan LNG ithalatının toplam içerisindeki payının yükselmesi, enerji arz güvenliği açısından stratejik bir gelişme olarak değerlendirildi.
Ancak enerji faturası halen Türkiye ekonomisinin en kırılgan alanlarından biri olmaya devam ediyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki küresel oynaklık, cari açık üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Enerji maliyetlerinin yükselmesi aynı zamanda ulaştırma, sanayi ve gıda fiyatları üzerinden enflasyonu da etkiliyor.
Bu nedenle enerji alanındaki dışa bağımlılığın azaltılması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ekonomik istikrar açısından kritik önem taşımayı sürdürüyor.
PİYASALARIN GENEL GÖRÜNÜMÜ
Borsa İstanbul hafta boyunca dalgalı bir seyir izledi. Bankacılık hisseleri para politikası beklentilerine göre hareket ederken, sanayi hisselerinde seçici alımlar görüldü. Yatırımcılar özellikle bilanço performansları güçlü şirketlere yönelmeye başladı.
Döviz piyasasında kontrollü hareketlilik dikkat çekerken, Merkez Bankası’nın rezerv politikası ve likidite yönetimi piyasalar tarafından yakından izlendi. Altın fiyatları ise küresel jeopolitik risklerin etkisiyle güçlü görünümünü korudu.
Faiz tarafında ise ticari kredi maliyetlerinin yüksek seyri reel sektör açısından önemli bir baskı unsuru olmaya devam etti. Özellikle KOBİ’lerin finansmana erişim maliyetleri ekonomik aktiviteyi sınırlayan başlıca faktörlerden biri olarak öne çıktı.
GENEL DEĞERLENDİRME
11-15 Mayıs 2026 haftası, Türkiye ekonomisinin “yüksek enflasyonla mücadele ederken büyümeyi koruma” çabasının giderek daha hassas bir dengeye dönüştüğünü gösterdi. İç talepte yavaşlama sinyalleri belirginleşirken, maliyet baskıları ve küresel riskler ekonomi yönetiminin hareket alanını daraltıyor.
Önümüzdeki süreçte ekonomi yönetiminin başarısı büyük ölçüde üç temel başlığa bağlı olacak:
- Enflasyonda kalıcı düşüş sağlanması
- Finansal istikrarın korunması
- Büyümede sert bir yavaşlamanın önlenmesi
Küresel ekonomideki belirsizliklerin sürdüğü bir ortamda Türkiye ekonomisi hem içeride fiyat istikrarını sağlamak hem de dış finansman dengesini korumak zorunda. Bu nedenle önümüzdeki haftalarda açıklanacak veriler ve merkez bankası politikaları piyasaların yönü açısından belirleyici olmaya devam edecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar